8 Ağustos 2020 , Cumartesi

Yazar Ebru Pektaş İle Sosyal Medyada Kadınlara Yönelik Tehditleri Konuştuk

AKP’nin kamuoyunda af olarak değerlendirilen infaz paketi yürürlüğe girmişken “Cinsellik Şiddet Emek” kitabının yazarı Ebru Pektaş, ile af paketindetaylarını, çocuk istismarını meşrulaştırmaya yönelik yasa tasarısını ve son dönemlerde sosyal medyada karşımıza çıkan kadınşara yönelik tehditleri konuştuk.

KOZMOPOLİTİK/ Ayşegül Kaplan

►Özellikle 2016 yılından beri her sene belirli dönemlerde çocuk istismarını meşrulaştırmaya yönelik yasa tasarıları gündeme sokuluyor. Bir yenisine de Af paketi kapsamında tanık olduk. Tüm bu yasa tasarıları ve her gün çocuk istismarını meşrulaştırıcı söylemlerle karşılaşmamız neye yorulmalı? Bir tür nabız yoklamanın ötesinde olduğumuzu düşünüyor musunuz?

Gerçekten de bu konuda geldiğimiz nokta artık “nabız yoklamanın” ötesidir. Rıza yaşının 15’e çekilmesi gündeminde de bunu somut olarak görüyoruz. İktidar son yıllarda sistematik bir baskı haline getirdiği söylem ve uygulamaları salgın günlerini de fırsat bilerek hızlandırmıştır.

Çocuk istismarı dahil olmak üzere kadın düşmanı politikalar henüz salgının ilk günlerinden beri özel olarak hızlanmıştır. Kadın örgütlerine yönelik baskı ve kapatmalar bunun yakın örneğidir. İnsanların sokağa çıkamadığı ve çıkmaması gereken bir dönemde, tepkilerini sokağa dökemedikleri bir dönemde yasa geçirmek de fırsatçılığı göstermekte.

Diğer yandan bir cezasızlık normu oluşuyor. Örneğin 12-17 yaş arası çocuğun “süper kadın” olduğu söylenebiliyor, bir üniversite hocası tarafından. Ne bedenen ne ruhen kültürel psikolojik olarak asla ve kata ebeveyn olamayacak çocuklar evlenebilir olarak değerlendiriliyor. Birileri çıkıp buna “istismar” demeyelim diyor, çocukta rıza aranıyor, çocuğa bu ehliyet verilmek isteniyor.

Bizim yasalarımıza göre çocuk, TCK’nın 6/1-a maddesinde, “henüz 18 yaşını doldurmamış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Çocuğun beden bütünlüğüne yönelen her türlü saldırı suçtur, dolayısıyla bunu propaganda edenler suç işlemektedir.

►Salgın ve kriz koşullarında yoksulluğun tırmandığı, işsizliğin arttığı, düpedüz açlıkla boğuşan bir toplumun oluşmaya başladığını görüyoruz. Tüm bunlar olurken bu tip gündemlerin “gündem saptırma” olarak değerlendirildiğine de rastlıyoruz. Böyle mi gerçekten?

Öyle olduğunu düşünmüyorum. Daha önce de çeşitli vesilelerle belirttiğim gibi biz neredeyse 20 yıldır adına “gündem saptırma” denilen şeylerden bir rejim inşa edildiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu gündemler ile örneğin sınıfa saldırı politikaları arasında bir bütünlük vardır. AKP rejiminin karakteristik özelliği neoliberal üretim biçiminin, yoğun sınıfa saldırı politikalarının, otoriter-faşizan üstyapı kurumlarıyla, siyasal İslamla, gerici ideolojilerle icra edilmesi ise bu konuların bütünü rejim meselesidir. Burada gündelik yaşamın sünni-İslamla donatılması kadar düzen siyasetinin mizojinisi, aile ideolojisi propagandası, homofobisi de vardır.

Kısaca ifade etmek gerekirse yoksulluğun, olanaksızlığın arttığı koşullarda baskı artacaktır. Kadın düşmanlığının çeşitli unsurları bu baskı ortamının mütemmim cüzüdür.

►Yakın bir dönemde sosyal medyada yerli ve milli hesaplar adı altında kadınlar taciz ve tecavüz tehditleri aldı biliyorsunuz. Sosyal medyada yankılanan bu tip gündemlerde nasıl bir tepki vermek gerekir?


Aslında sosyal medyanın varlığı gündelik yaşamımızda pek çok radikal değişikliğe neden oldu malumunuz. Ancak belki de hiç birisi bizim ancak bir iç savaş ortamında yaşama ihtimalimiz olan, ancak öyle koşullarda görebileceğimiz şeyleri elimizin altındaki telefondan prova edebilmemiz kadar şok edici olamaz.

Kabul etmek gerekir ki en geri zihinlerin, en faşist kafaların kişisel-politik magmalarını böyle uluorta görebilmek sarsıcı bir durum. Bu kişisel-politik magmaya baktığımızda görüyoruz ki hepsi bize tecavüz etmek istiyor. Bizi kadınları, çocukları olası bir savaşın sonunda kazanacakları ganimet olarak görüyorlar. Biz kadınları düşman toprağı gibi zapt edilecek, feth edilecek bir şey olarak görüyorlar. Bu zihniyet örüntüsünde ‘kadın’, düşman addedilenin, nesebi belirsiz ‘gavurun’ namusudur ve iğfal edilmelidir.

Ne var ki sosyal medya denilince bir küçümseme de oluyor. Ciddiye alınmaması gerekirmiş gibi…Oysaki biz bu türden reaksiyoner dışavurumların nasıl günü ve anı geldiğinde kolayca organize olabildiğini yakın tarihimizden biliyoruz, Maraş katliamında, Çorumda yaşanan buydu. Kadınlara tecavüz edildi. Yani aslında birkaç kendini bilmez trolün işi olarak bakmamak lazım, bu coğrafyada bunun bir karşılığı var. Dolayısıyla bugün sanal ortamda adeta bir tecavüzcüler ayinine dönüşen saldırı münferit ya da önemsiz bir konu değildir. İntikamcılığın, rövanşizmin kıvılcım olarak başlayanı nasıl bir cehennem alevine dönüştürdüğünü iyi biliyoruz.

Israrla ve en sert şekilde yanıt üretmek gerekir elbette.

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir