24 Eylül 2020 , Perşembe

10 Nisan Gecesi ve Davranışsal Finans

Davranışsal finans, zihindeki ekonomik karar alma mekanizmalarının sosyal, zihni ve duygusal
önyargılardan nasıl etkilendiği üzerine çalışır. Bu çerçevede pazar fiyatlarının ve kaynak kullanımının
neden değiştiği sorusu önemlidir. Geleneksel finansa göre yatırımcılar maksimum fayda sağlamak için
her zaman ön yargısız ve rasyonel davranırlar. Ancak yapılan araştırmaların sonucunda insan
psikolojisinin aldığı ekonomik kararlarda son derece önemli olduğu görülmüştür.
Psikoloji ile finans arasındaki bağlantıyı inceleyen alan ‘’Davranışsal Finans’’ olarak adlandırılmakta ve
1970 yılında iki psikolog Daniel Kahneman ve Amos Tversky’nin geliştirdiği ‘’Beklenti Teorisi’’ne
dayanmaktadır.
İnsanların finansal açıdan neden mantıksız kararlar aldığı bazı bilişsel hatalara ve önyargılara dayanır.
Bunlar;

  • Aşırı güven
  • Riskin algılanışı
  • Mental muhasebe
  • Gurur ve pişmanlık
  • Çerçeveleme
  • Temsililik ve aşinalık
  • Duygusal durumun etkisi
  • Sosyal etkileşim ve sürü davranışı
    Beklenti Teorisi (Prospect Theory), insanların kayıp duyduğu acının faydadan duyduğu hazdan iki katı
    yoğun olduğuna dayanır.
    Kahneman ve Tversky gözlemledikleri deneklerde denekler kaybetmemek için daha fazla risk
    alabiliyor ancak aynı zamanda potansiyel kazanımlarını da kesinleştirmek istiyorlar.
    Örnek olarak,
    a) 10,000 TL kaybedeceksiniz.
    b) Bir bozuk para atacağız; tura gelirse hiç bir şey kaybetmeyeceksiniz, yazı gelir ise 30,000 TL
    kaybedeceksiniz.
    İnsanlar yukarıdaki soruda ağırlıklı olarak b cevabını vermişlerdir. Yani hiçbir şey kaybetmeme
    garantisine karşı 30000lira kaybetme riskine meyil göstermişlerdir.
    Peki, davranışsal finansın dayandığı noktayı oluşturan beklenti teorisinin 10 Nisan gecesi yaşananlarla
    ilişkisi ne?
    Artık açık bir şekilde diyebiliriz ki hükümet bu süreci yönetemiyor.
    Yapılmaması gereken her şey yapılmaya devam ediliyor ve önlemler alınmamaya devam ediyor.
    Üç haftadan beri süren gönüllü karantina ve sosyal izolasyon önlemleri 10 Nisan gecesi yayınlanan
    genelge ile iki saatliğine ortadan kalktı.
    Bu yapılan bilinçli bir kitle bağışıklığı yöntemi uygulaması olabilir ya da tamamen kontrolsüz ve bilinç
    dışı şekilde alınmış bir karar da olabilir ama bedellerini halk olarak hepimiz bu iki hafta içinde
    ödeyeceğiz.

Karantina kararının açıklanmasından sonra sürecin yönetilmesi yerine halkın marketler, manavlar
önünde kuyruğa girmesi çok eleştirildi.
Öncelikle demek isterim ki öfkemizi doğru yere yöneltmemiz gerekir.
Genelgenin yayınlanmasından itibaren olanların tüm ve tek sorumlusu hükümettir.
İnsanların marketler önünde uzun kuyruklar oluşturması gerekli gereksiz her şeyi alma isteğinin
açıklamalarından biri ise davranışsal finanstır.
Zaten süreci kendi yöntemleriyle yönetmeye çalışan insanlar, karantina kararının bildirilmesiyle
zihinlerinde bir risk algılanışına girmişlerdir ve bu risk faktörü yaptıkları mental muhasebe ile birlikte
sürü psikolojisini beraberinde getirmiştir.
İhtiyaç dışı yapılan alışverişler ise herhangi bir kayıp yaşamamayı garanti altına alıp en ufak durumdan
bile faydalı çıkma psikolojine dayanır. Bu yüzden insanların çikolatalı kekler, litre litre içecekler aldığı
görüntülerle karşılaştık.
Güney Kore’de yayılımı iki ayine katılan bir taşıyıcı sağlamıştı. O taşıyıcı alınan önlemlere uymadığı için
yayılımdan sorumluydu.
Dün gece Türkiye’de en fazla yayılımın sağlandığı gece olmuş olabilir. Bunu önümüzdeki haftalarda
göreceğiz.
Velev ki bu yayılım 10 Nisan gecesi arttıysa bunun sorumlusu marketleri dolduran kitleler değil,
kontrolsüz ve bize göre plansız süreç yöneten hükümettir.

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir