24 Eylül 2020 , Perşembe

Kamusal Alan Kullanımı ve Kavuşma Durağı

Neoliberal politikaların bir getirisi olarak toplum kent merkezlerinde ayrıştırıldı, yoksunlaştırıldı ve
eşitsiz bir hale düşürüldü. Bir süredir şehirler sanayileşmenin ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte
Lefebvre’nin dediği gibi meta konumuna gelmiş durumdadır. Tam da bu noktada şehrin meta
konumunda, yaşayanların kent hakkı doğmaktadır.
Kentler ve merkezleri insanların en fazla karşılaştığı dolayısıyla en fazla iletişim halinde olduğu, olması
gerektiği yerdir. Ancak neoliberal politikalar ve merkezi gücü elinde bulunduran iktidarlar kent
merkezlerini bugün bir geçiş noktası haline dönüştürmüştür. Kentler, insan üretimiyle değişmesi
dönüşmesi gereken alanlar olmaktan çıkartılıp iktidar-sermaye tarafından şekillendirilen ayrıştırıcı bir
pozisyona düşmüştür.
Kent hakkı, geleneksel eski şehirlere dönüşten ziyade yenilenmiş kent yaşamı hakkı olarak ifade
etmek daha doğru olacaktır.
Yine Lefebvre’ye göre kapitalizm, mekânın üretimini kullanım değerinden ziyade değişim değeri
üzerinden belirler. Şehrin sermaye veya mülk sahibi olmayan, mekânların değişim değeri üzerinden
para kazanamayan sınıfları ise şehir üzerinde söz hakkini kaybetmiştir. Basit ifadesiyle şehir
mekânlarının kullanıcılarının hakları bu mekânların kapitalist piyasada değişim değeri üzerinden para
kazanan sınıfları tarafından sürekli gasp edilmektedir.
Bu tanımlamaların şehrimizdeki en bariz ve ne yazık ki yegâne olmayan örneği İstiklal Caddesi ve
Taksim Meydanı’dır.
2011 yıllında ilk nüvelerini vermeye başlayan sermaye tarafından İstiklal Caddesi’nin şekillendirme
işlemleri, Gezi Direnişi’nin ardından iktidar eliyle hızlandırılmıştır. Caddeye açılan AVM’ler, tarihi ve
kültürel dokunun yok edilmesi tamamen yağmacı düzenin çıktılarıdır aslında.
Cadde’nin bu şekilde talan edilmesi, geçmişten geleceğe taşınan dokunun sermaye eliyle sadece
fotoğraflarda kalan bir anı haline getirilmesi ve yerlerine pahalı belirli bir sınıfa mensup insanlar
dışında kimsenin girmeyeceği dükkânların açılması, insanları ve orada hayat bulanları Taksim’den
uzaklaştırdı.
Cadde’de yaşanan talanın benzeri Meydan’da kendini düzenleme adı altında yaşanıyordu. Taksim
Meydanı, önceden insanlar için bir tür buluşma ve toplanma alanıydı. Tüm bunların yanında ise
tarihsel olarak kent belleğinde önemli noktalardan biriydi. Ancak Gezi Direnişi sonrasında hırçınlaşan
İktidar ilk olarak Taksim Meydanı’nın düzenlemeye kalkışmıştır. Yapılan düzenlemenin sonunda
Taksim Meydanı artık buluşma noktası değil tamamen bir geçiş noktası haline dönüşmüştür, aynı
komşu örneği Karaköy gibi.
Hepimizin neredeyse tüm İstanbulluların içinde bir ukdedir Taksim. Yıllardır eskiye duyduğumuz
özlemin temsilidir adeta. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin alana koyduğu geçici strüktür bu yüzden
çok önemlidir. Meydan’ın meydanların alelade geçiş noktaları değil, insanların etkileşim halinde
olduğu buluşma noktaları olduğunu hatırlatmıştır. Uzun bir aradan sonra insanlar birlikte gülebilmiş
ve eğlenebilmiştir Taksim Meydanı’nda.
Kavuşma Durağı estetik açıdan önemi bir yana aslında uzun yıllardır neoliberal politikalar ve
uygulayıcılarının vahşice yıprattığı İstanbullular için bir nefes alma noktası olmuştur. Tam yanında
bulunan çadırın direttiği tek düzelik ve şehrin yaşayanlarına bölgenin yerellerine bir şey vaat etmeyip
kendi istediğini dikte etmesinin yanında, Durak insanları merkez alan etkinliklerle farklı bir perspektif
sunmuştur.

İstanbul’un değişmeye, insan odaklı politikalarla yeniden canlanmaya ihtiyacı var. Şüphesiz ki
Kavuşma Durağı gibi strüktürler bize pozitif anlamda değişimi getirecektir. Yerel yönetimler, izledikleri
insan odaklı politikayla bu şehre sonunda hak ettiğini verecektir.

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir