24 Eylül 2020 , Perşembe

Korona ve Yüzleştirdikleri

COVID19 salgınının Wuhan’da ortaya çıkışından itibaren 5 aya yakın bir süre geçti. Bu 5 alık süre
içerisinde Asya ülkeleri görece durumu kontrol altına alınırken; pandeminin merkezi Asya’dan
Avrupa’ya şimdi ise Amerika’ya geçti.
Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı açıklamaya göre Dünya daha önce böylesine bir salgınla
karşılaşmadı. Öncelikle bu önermenin yanlış olduğunu düşündüğümü belirtmek isterim. Dünya değil,
küresel dünya daha önce böyle bir salgınla karşılaşmadı. Veba salgını, 1918 İspanyol gribi salgını
bugün yaşadığımızdan çok daha tehlikeli o zamanın şartlarına göre baş edilmesi çok zor salgınlardı.
Ancak ülkelerin bu kadar iletişim halinde olmaması, sistemlerin bu kadar iç içe geçmemiş ve bağlantılı
olmaması küresel boyutta bir krize yol açmamıştı belki de.
Virüsün pandemi haline gelmeden önceki günlere dönelim, 2019 yılının son günlerine. O günlerde
muhtemelen Çin’de virüs yayılırken dünya olarak Şili’de yaşanan olaylara odaklanmıştık.
Neoliberalizmin laboratuvarı olarak adlandırılan Şili’de halk daha fazla mevcut çürümüşlüğe
dayanamamış ve olaylar başlamıştı. Korona virüsünün tüm dünyaya yayılması aslında neoliberal
politikaların sadece doğum yerini değil tüm dünyayı çürüttüğü gözler önüne serilmiş oldu.
1848 yılında Marx ve Engels ‘’Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımı tarihidir.’’ Diye
belirtir.
Sınıf savaşımının kaynağı sosyo-ekonomik koşullar denilen maddi toplumsal yapıdır, yani belirli bir
andaki üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki ilişki ve çelişkilerin toplamı.
Korona pandemisiyle birlikte birçok şey söylendi. Ancak en ortaklaşılan konu koronanın bir tür doğal
seleksiyon sağladığıydı. Hayır, korona modern dünyanın doğal seleksiyonu değil çünkü üretici sınıf
yani burjuva olarak adlandırdığımız zümrede doktorlar hastaları arasında kimi tedavi edeceğine kimin
ventilatör kullanacağına dair bir seçim yapmak zorunda kalmıyor. Bu seçimler genellikle orta ve alt
sınıf grubu olan üreten kesimde yapılıyor. Neoliberal sistemlerde üreticiler korunması bakılması
gereken kişilerden oluşurken, üreten sınıf ise sayılardan ibaret olduğunu en acı şekliyle gösteriyor
insanlığa.
Pandeminin ülkemize resmi olarak giriş yapmasından sonra hükümet tarafından açıklanan ilk yardım
paketinde sendikaların, odaların sürece dâhil edilmemesi sadece sermayeyi koruyan önlemler
zincirinin alınması da neoliberal politikaların sonucudur. Önemli olan halk sağlığı değil, sermayenin
mevcut yapısını sürdürmesidir.
Bugün motor kuryeleri gibi güvencesiz çalışanlar, özel sektör emekçileri, işçiler hepsi sermayenin
bekası için işine gitmek zorunda bırakılıyor.
Bilim Kurulu üyesi profesörlerden biri kendi Twitter hesabından yaptığı açıklamada herkesin evinde
kalması gerektiği yoksa salgının kontrol altına alınamayacağı ve sağlık sisteminin bunu
kaldıramayacağını yazdı.
İnsanların beklenildiği üzere kendilerini kişisel karantinaya almamalarının sebebi; sınıfsaldır.
Sağlık sistemi bu salgını kaldıramayacak duruma geldiğinde hastalar arasında seçim yapma durumuna
gelmek; sınıfsaldır.
Sermayenin devamlılığını düşünüp esas üreteni düşünmemek; sınıfsaldır.
Korona bir pandemi olmasının yanı sıra sınıf savaşımının geldiği boyutun göstergesidir.

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir