24 Eylül 2020 , Perşembe

Heybeliada Sanatoryumu’nun Devrine İlişkin Bir Okuma: Mekan Politiktir

Heybeliada Sanatoryumu’nun Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildiği haberi basına yansıyınca, kamu varlık ve arazilerinin tahsisi konusu ülkede yeniden tartışılmaya başlandı. Özellikle içerisinden geçtiğimiz pandemi sürecinde, atıl duran bir sağlık tesisinin sağlık kuruluşuna değil İslami Eğitim Merkezi’ne dönüştürülmesi doğal olarak tartışmaların ana odağı haline geldi. Ancak tartışılması gereken diğer bir konu da bu tahsisin altında yatan politik nedenler olduğunu düşünüyorum.

Heybeliada Sanatoryumu, İsviçre’deki sanatoryumlar örnek alınarak 01 Kasım 1924 tarihinde açılan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk devlet sanatoryumudur. Kuruluş süreci, erken cumhuriyet dönemi sağlık politikalarının bir özeti niteliğindedir. Bu dönemde ülkede yaygın olan verem, sıtma vb. hastalıklarla mücadele eden Cumhuriyet, erişilebilir ve modern nitelikte birçok hastane ve sanatoryum inşa eder.

Muhacirin İdaresi’ne ait olan binada, 16 yatakla hizmete başlayan sanatoryum, bina içerisindeki değişiklikler ve ilerleyen yıllarda inşa edilen ek yapılarla genişletilerek zamanla göğüs hastalıkları alanında bir eğitim ve araştırma hastanesine dönüşmüştür. Heybeliada Sanatoryumu için tüberküloz tedavisinde önemli bir unsur olan hava kalitesi, iklimsel koşullar ve ormanlık arazi dikkate alınarak Çam Limanı mevki tercih edilmiş ayrıca açık hava kürü gibi tedavi yöntemlerine uygun mimarisi ve yüksek tavanlı yapısı ile tüberküloz tedavisine uygun bir şekilde tasarlanmıştır.

1954 yılında İngiltere Papworth Köy Tesisleri örnek alınarak tüberküloz hastalarının tedavi sonrası yaşama adapte olmaları ve meslek sahibi olabilmeleri için alan içerisine Heybeliada Rehabilitasyon Merkezi de kurulur. Rehabilitasyon merkezinde tüberküloz hastalarına, saat tamirciliği, daktilo, mulâj, çorapçılık, fotoğrafçılık ve elektrikçilik gibi meslekler öğretilerek özellikle tedavi sonrası ağır işlerde çalışamayacak durumda olanların hayatlarını iademe ettirebilmeleri amaçlanır. Yine aynı yıl sanatoryum içerisinde, tüberküloz hemşiresi yetiştirmek için bir yardımcı hemşire okulu da açılmıştır.

Modern ve örnek bir sağlık kuruluşu olarak faaliyetini sürdüren, pek çok uzman hekim ve hemşire yetiştiren Heybeliada Sanatoryumu, 1980’li yıllara gelindiğinde 24 Ocak kararlarıyla birlikte ülkede başlayan neoliberal dönüşümden nasibini alır. Bu dönemde kadar Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanan ısınma, elektrik, su gibi giderleri, döner sermaye üzerinden kurum kendi karşılamaya başlayınca maddi sıkıntılar yaşamaya başlar.

Heybeliada Sanatoryumu, hastayı müşteri, hastaneleri de ticarethane olarak gören neoliberal sisteme uyum sağlayamaması ve bilinçli bir şekilde giderek işlevsizleştirilmesi nedeniyle, 30 Eylül 2005 tarihinde, içerisindeki ekipman ve kadroları Süreyya Paşa Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne devredilerek Sağlık Bakanlığı tarafından kapatılır.

2009 yılında ise dört yıldır kapalı ve atıl durumda olan binada belirlenemeyen bir nedenle(!) yangın meydana gelmiş ve yangın sonrası binalar kaderine terk edilmiştir.

2013 yılında Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından 224 dönüm arazi ve içerisindeki Heybeliada Sanatoryum Hastanesi tesislerinin özelleştirme kapsam ve programına alınması amacıyla çalışmalar başlatılmış, 2018 yılında ise Milli Emlak Genel Müdürlüğü, İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na, Sanatoryum Binasının Hazine Müsteşarlığı Varlık Kiralama Şirketine satış/devir işlemi için gerekli iznin verilmesi talebini iletmiştir. 2020 yılına gelindiğinde ise Heybeliada Sanatoryumu’nun resmi olarak ilk defa Diyanet İşleri Bakanlığı’na tahsis edildiği kamuoyuna açıklanmıştır.

AKP tarafından geçtiğimiz aylarda Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilen önemli bir yapıda Şişli’de bulunan Bomonti Bira Fabrikası’dır. İsviçreli Bomonti kardeşler tarafından 1890 senesinde kurulan, Türkiye’nin modern bira üretim tekniği ile imalata başlamış olan ilk tesisidir. İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 25.02.1998 gün ve 9294 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmesine rağmen tıpkı sanatoryum gibi bilinçli bir şekilde atıl bırakılarak çürümeye terk edilmiştir.

Tarihi bira fabrikasının parçası olan dört taşınmaz; “Eski Malt Binası”, “Eski Silo”, “Eski Arpa Temizleme Binası” ve “Eski Kazan Dairesi”, İstanbul 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayıyla 2019 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsisine verilmiş, Türkiye’nin endüstri geçmişinin önemli bir parçası olan yapılar, süren davalara rağmen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen onayla mescit, yurt, sergi salonu ve katlı otopark yapımı için yıkılmıştır.

Yapıldıkları döneme ait önemli izler taşıyan bu yapıların iktidar tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı’na devri tamamen politiktir. Bulunduğu semte adını veren ve endüstriyel miras olarak korunması gereken Bomonti Bira Fabrikası ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk devlet sanatoryumu, erken cumhuriyet döneminin sağlık politikalarının yansıması olan Heybeliada Sanatoryumu’nun Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrini, iktidarın mekân üzerinden topluma verdiği bir mesaj olarak yorumlanabilir.

Mekânı politik bir araç olarak kullanan iktidar, kentte muhafazakâr bir kimlik oluşturmak için bu yapıları tercih etmektedir. Kamusal alanı dizayn ederek gündelik hayata bu şekilde hegemonya kuran AKP, erken cumhuriyet döneminin önemli yapıları üzerinden de bir rövanş aldığı söylenebilir. Taksim Meydanı, Atatürk Kültür Merkezi ve Gezi Parkı’na da benzer bir şekilde yaklaşan iktidar, İslamcı-neoliberal politikalar çerçevesinde mekânı şekillendirme gayesini sürdürdüğünü, bu tahsisleri de muhafazakâr ideolojinin mekânda yeniden üretilmesinde bir araç olarak kullandığını söyleyebiliriz.

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir