28 Ekim 2020 , Çarşamba

Seçilme Hakkı

Türkiye’de kadın hareketinin tarihi ve kadının konumu her zaman tartışmalı olmuştur.

Bir kısım Cumhuriyet sayesinde kadınların haklarının verildiğini savunurken bir kısım ise aslında Meşrutiyet zamanından beri tarihsel bir kadın mücadelesi olduğunu ve Cumhuriyet kazanımlarıyla birlikte kadınların haklarını kazandığını savunur.

Öncelikle hakların verilmesi ile hakların kazanılması arasındaki farkı iyi anlamak gerekiyor. Birinci önerme kadının yeri ve konumunu dışardan çizip aslında siz yapamazsınız bilincini yerleştirmeye çalışırken, ikinci önermede kadınların birlikte verdiği mücadeleyle elde ettiği kazanım vurgulanmaktadır.

İkinci Meşrutiyet ve 1908 devriminin yaşandığı dönemlerde Osmanlı’da birçok kadın derneği ve kadın örgütü bulunmaktaydı. Çıkardıkları yayınlarla ve yaptıkları çalışmalarla kadınlar Osmanlı’da kadının rolünün zevcelik ve annelikle sınırlandırılmasını eleştirip toplum hayatında kadının etkili ve etkin bir şekilde yer almasını savunan güçlü bir hareketti. Aynı zamanda Avrupa’da oy hakkı için mücadele eden Süfrajetlerle de etkileşim halindeydiler.

Ne yazık ki o dönemden bugünlere yayınların çevrilmemesi o döneme dair kadın mücadelesi hakkında sınırlı bilgiye sahip olmamıza neden oluyor.

Cumhuriyet’in ilanı, kadınların uzun yıllardır mücadelesini verdiği Medeni Kanun’un kabulü ve Seçme ve Seçilme Hakkı gibi kadınları erkeklerle eşit vatandaş statüsüne getiren birçok hakkı kazanmasının önünü açmıştır.

Kadın hareketinin esas olarak sesini duyurması ve kadın haklarının tartışılmaya başlaması ise 1980 darbesinin ertesine tekabül eder.

Türkiye’de kadınlar 1934 yılında Seçme ve Seçilme Hakkı’nı kazandılar. Birçok Avrupa ülkesinden önce… Bu ülke olarak her zaman gurur duyduğumuz ve övündüğümüz bir konu olmuştur.

Peki, kadının seçme ve seçilme hakkının mevcut durumu şu an ne durumda?

Doğrusunu söylemek gerekirse kadınlar seçme hakkını neredeyse erkeklerle aynı oranda kadar kullanmakta. Üstelik sanılanın aksine kadınların çoğu oylarını ailelerinden bağımsız olarak kullanmakta.

Bu bakımdan siyasi partiler açısından kadınlar oy kullanma potansiyelleri dolayısıyla ekstra önem arz ediyorlar. Hatta birçoğu bu yüzden yapılarında kadın kolları örgütlenme çalışması yapmakta.

Ancak ibremiz seçilme hakkına döndüğünde ne yazık ki benzer şeyleri konuşmanın çok uzağındayız.

Türkiye’de kadın parlamenter sayısı yıllarla karşılaştırıldığında giderek azalmaktadır. Hatta ve hatta kadın parlamenter sayısı bugün bazı Müslüman ülkelerinin gerisine düşmüş durumdadır.

1934’ün öncü, ilerici ülkesi bugün kadın hakları açısından geri pozisyondadır ve geriye doğru gitmeye devam etmektedir.

Mevcut siyasette partiler kadının kadınla siyaset yapmasını desteklerken kadınların kurumsal siyaset yapmasının önüne çeşitli bariyerler koymakta engeller çıkarmaktadır.

Bu bariyerlerin en başında kadınlara biçilen anne-eş rolüdür.

Kadın evi çekip çevirmeli, çocuk yetiştirmeli ve geç saatte toplantılara katılmamalıdır.

Siyasette ise gece geç saatlere kadar süren toplantılar mevcuttur bu erkeğin doğasına uygundur. Yine aynı şekilde genel olarak erkek siyasetçilerin ürettiği bir söylem olan ‘’bizim toplumumuz çok geleneksel’’ düsturunu ortaya koyarak kadınları arka planda tutmaya çalışmaktır.

Toplumun algısını değiştirecek olan siyasi partiler ve politikacılardır. Ancak ülkemizde politikacılar kendi çıkarları doğrultusunda toplumsal değerler söyleminin arkasına saklanmaktadırlar.

Kurumsal siyasette aktif olarak yer alan kadınlar ağırlıklı olarak 45 yaş üstü evli ya da maskülen kadınlardır. Erkek olan dünyaya ancak bu şekilde giriş yapabilme zorunluluğu yazılı olmayan bu durumu doğalmış gibi oluşturmuştur.

Kadınlar artık erkeklerin çizdiği sınırlara sığmayacak kadar cüretkar ve cesurlar.

Kurumsal siyasetin karar mekanizmalarında yer almamız için ne bir yaş sınırına ne evli olmaya ne de maskülen olmaya ihtiyacımız var.

1908’den Cumhuriyet’in ilanına giden yolda kadınlar erkeklerin onlara çizdiği kalıplara uyum sağlamadılar. Kendi yollarını çizdiler.

Bugün de kadınlar, geri giden ülkemizi ileriye taşımak için kimsenin çizdiği bir sınıra uymadan, kendi yolunda birlikte mücadele vererek yol alacak.

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir