28 Ekim 2020 , Çarşamba

10 Ekim’in Ardından

‘’Büyüyorsun… Yakında hayatın peri masalına benzemediğini öğreneceksin. Dünya zalim bir yer zamanla öğreneceksin… İncinsen bile.’’

Guillermo Del Toro’nun filmi Pan’ın Labirenti, 1944 yılında, iç savaştan beş yıl sonra hâlâ toparlanamamış olan İspanya halkını konu alıyor. Tarih kitaplarında hiçbir zaman yer verilmeyen köylüleri, masumları, çocukları anlatıyor.

Ofelia, her gün Falanjist üvey babasının her gün öldürdüğü inanları görmemek için kendini peri masallarına ve bu masallardan yarattığı dünyasına gömüyor.

Zihninde canlandırdığı fantastik dünya, bizim düşlediğimiz rengârenk çiçeklerle dolu, şirin peri kızlarının prenseslerle oyunlar oynadığı tozpembe dünyanın aksine; kapkaranlık ve korku dolu bir yer.

Savaşın ve şiddet dolu ortamın küçük bir çocuğun bilinç dünyasında yarattığı etkileri gözler önüne seren bir başyapıt Pan’ın Labirenti.

Filmi izleyen usta müzisyen Björk, filmden çıktıktan sonra Pneumonia şarkısını yazmıştır.

“Kederin üstesinden gel kızım, dünya her zaman bunlardan yapılmış olacak”

Pan’ın Ofelia’ya dediği dünya zalim bir yer ve her birimiz bunu zamanla öğrendik, büyüdükçe.

Kendi adıma söylemem gerekirse bizim jenerasyonumuz dünyanın ne kadar zalim bir yer olduğunu iktidarda bulunanların ne kadar sertleşebileceğini 2015 yılında anladı. Henüz gençliğinin baharında olan bizler o sene bir anda büyüdük.

Gezi Eylemleri sırasında benzer duygu ve düşünceleri paylaştığımız eşit dünya hayali kuran arkadaşlarımız ölmeye başlayınca birçoğumuz dünya yanmalı bu şekilde devam edemez hissiyatına kapılmıştık.

İnsanların yan yana gelmesinin bir örgütlülüğe dönüşememesinin hazin bir çözülüşünü yaşadık.

Yaşatılan şiddet karşısında yerinden oynaması gereken dünya beklentisinin karşılığı kalmamıştı.

2013’ten sonra daha kötüsü olamaz düşüncesiyle 2015 yılına girdik. Kederimizden üstesinden geliyorduk.

7 Haziran 2015 genel seçimleri herkes açısından bir dönüm noktası oldu.

13 yıl aradan sonra mevcut hükümet ilk defa tek başına iktidara gelemedi. Kürt hareketi uzun zamandan sonra ilk defa parti olarak barajı geçip meclise girdi.

Koalisyon hükümeti için görüşmeler yapılırken ve çoğu kişi masumca bir umuda sahipken iktidarın kendi ajandası bir yandan işlemeye başlamıştı. Bir süre sonra koalisyon hükümeti kurulmadığı ve seçim hükümeti kurulduğu açıklandı.

20 Temmuz’da Suriye İç Savaşı tüm iç yakıcılığı ile sürerken Ofelia gibi savaştan ve şiddet ortamından etkilenen çocuklara yardım etmek için yola çıkan umut yolcusu arkadaşlarımız haince saldırıyla aramızdan alındı. Işid gerçeğiyle o gün çok acı bir şekilde tanışmış olduk.

1 Kasım 2015 seçimlerine 21 gün kala Emek ve Demokrasi güçleri Ankara’da Barış mitingi düzenleme kararı almıştı. Valilik tarafından izinli olan miting öncesinde kimsenin aklında bir sıkıntı yaşanabileceğine dair bir düşünce yoktu. Zaten ne yaşanabilirdi?

Zaten ne yaşanabilirdi diye düşüncesiyle mitinge hazırlanırken kimse 10 Ekim’den sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını bir tür dönüm noktası olduğunu düşünmemişti.

10 Ekim 2015’te Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör eylemi yaşandı.

Biz o gün yaşlandık.

Biz o gün otoritenin ne kadar zalimleşebileceğini gördük.

Biz o gün çaresiz hissettik.

Biz o gün daha cenazelerimiz oradayken polis müdahalesine maruz kaldık. Oysaki o gün etrafta polis yoktu.

Daha yaralarımızı saramamışken aynı hafta içinde dönemin Başbakanı patlamayla oylarının arttığı açıklamasında bulundu.

Bağımsız gazeteciler sayesinde o gün biraz aydınlanmaya başladığında gerekli önlemler alınsaydı böyle bir olayın yaşanmayabileceğini okuduk.

Bunların hiçbirini unutmayacağız.

“Evvel zaman içinde, kederli ve uzak bir ülkede, sert ve kara taşlardan oluşmuş kocaman bir dağ varmış. Günbatımında dağın tepesinde onu yerinden koparana ölümsüzlük veren bir gül açarmış. Ama kimse yanına dahi yaklaşmaya cesaret edemezmiş. Çünkü dikenleri ölümcül bir zehirle doluymuş. İnsanlar kendi aralarında ölüm korkusundan, acıdan söz eder ama vaat edilen ebedi yaşamdan kimse bahsetmezmiş. Böylece gül, mirasını kimseye bırakamadan her geçen gün solmaya devam etmiş. O soğuk, karanlık dağın tepesinde unutulup sonsuza dek yalnız kalmış…”

Biz uzun bir süredir kendi aramızda ölümden, ölüm korkusundan ve acıdan söz ediyoruz. Şen sohbetlerimiz sonunda kedere bağlanıyor. Ancak bize bu korkuyu yaşatan karanlık dağının tepesinde tek. Kederimizin üstünden gelip yan yana gelişlerimizi birlikte mücadeleye çevirdiğimizde o, o dağın tepesinde yalnız kalıp kuruyacak.

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir