28 Ekim 2020 , Çarşamba

Bildirici ve Özturan, ‘Unutulma Hakkı, Bant Genişliğinin Daraltılması ve Dijital Sansür’ü Değerlendirdi

Kamuoyunda sosyal medya düzenlemesi olarak bilinen “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 29 Temmuz 2020 itibarıyla mecliste kabul edildi. 1 Ekim 2020 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.

“İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” adı altında paylaşımlar hakkında suç duyurusunda bulunulur ve soruşturma başlatılırsa sosyal medya ağı, kullanıcıda kişisel verilerini paylaşmak zorunda kalacak. Kanun öncesi de pek çok haber, kişilik hakkı ve unutulma hakkı ihlali nedeniyle erişime engellendi.

1 Ekimde yürürlüğe giren sosyal medya yasası bir çok sosyal medya mecrasını ve sosyal medya kullanıcısına yaptırımlar uygulamaya hazırlanıyor. Son olarak RTÜK, lisans başvurusu yapmadığı gerekçesiyle aralarında Spotify ve FOXplay’in de içinde bulunduğu bazı yayın kuruluşlarına ihtarname gönderdi. Bunun yanında temsilci bulundurma zorunluluğu getirdi. Yeni yasaya göre temsilcilik bulundurmayan mecralara kademeli olarak cezalar verilecek ve engellenecek.

Son dönemde gündemi oldukça meşgul eden sosyal medya yasasına ise tepkiler ve değerlendirmeler sürüyor. Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) eski üyesi ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici ve gazeteci Gürkan Özturan ile Sosyal Medya Yasası, Unutulma Hakkı , Bant Genişliğinin Daraltılması ve RTÜK’ün son sansür hamlesini konuştuk.

Sosyal Medya Yasaklarla, Engellemelerle Dolu Bir Alan Olacak”

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici 1 Ekimde yürürlüğe giren sosyal medya yasasının kapsamını değerlendirdi. Bildirici değerlendirmesinde yasayla birlikte engellemeler ile dolu bir süreç yaşayacağımızın altını çizerken nelerle karşılaşacağımızı sıraladı;

“Sosyal medya ile ilgili yeni yasal düzenleme, öncelikle uluslararası sosyal ağ sağlayıcılarının Türkiye’nin koşullarını kabul edip, Türkiye’de temsilci atamalarını öngörüyor.  Bu kuruluşlara yasada öngörülen ilk duyuru da yapıldı, 1 Kasım’a kadar temsilci atamazlarsa 10 milyon tl’lik ilk para cezası ile karşı karşıya kalacaklar. Ondan sonra para cezaları, reklam yasağı ve bant daraltmalarla devam edecek yaklaşık yedi aylık bir süreç olacak. Bu sürecin sonunda temsilci atarlarsa para cezalarının dörtte birini ödeyerek kurtulacaklar. Aksi halde bu uluslararası sosyal medya kuruluşları, erişim engeliyle karşılaşacaklar. Yani kapatılacaklar…

Temsilci atamaları halinde de Türkiye’nin yasal uygulamalarını kabul etmiş olacaklar. Sulh Ceza Hakimlikleri ve BTK’nın erişim engellemesi ve içerik kaldırma kararları, anonim hesaplar hakkında bilgi istemeler birbirini izleyecek. Bu da sosyal medyanın yasaklarla, engellemelerle dolu bir alana dönüşmesine yol açacak.” ifadelerini kullandı.

Bildirici, Unutulma Hakkı ile ilgili Unutulma hakkının asıl olarak da kamu kurumlarına ve güçlü organizasyonlara karşı oluşturuldu bu kavram olarak nitelendirdi.

Bildirici, Unutulma hakkı nedir kimler isteyebilir sorusuna ise şöyle yanıtladı: “Dijitalleşmeyle birlikte her bireyin kişisel bilgileri internet ortamında yayılmaya ve herkes tarafından ulaşılır olmaya başladı. Bunu engellemek, bireyin mahremiyetini korumak ve özel yaşamının sınırlarını korumak amacıyla “Unutulma hakkı” kavramı ortaya çıktı. Kısacası, kişisel verilerin korunmasını sağlamak üzere asıl olarak da kamu kurumlarına ve güçlü organizasyonlara karşı oluşturuldu bu kavram. Türkiye’de, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve internet ortamındaki yayınlarda “unutulma hakkı” kavramıyla ilgili tanım ve hüküm bulunmuyor. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2015 yılında aldığı bir kararda “Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir” diye tanımladı. Yargıtay, her ne kadar unutulma hakkını “kamu yararı” ile sınırlandırsa da Anayasa Mahkemesi, 2016 yılında aldığı bir kararda, basın ve ifade özgürlüğünü de unutulma hakkının kullanılmasıyla çatışan hak olarak belirledi. Avrupa Parlamentosu Genel Veri Koruma Tüzüğü’ne göre, “Unutulma hakkı” ana hatlarıyla söylemek gerekirse “kişisel verilerin toplanma amacıyla ilişkili olarak artık gerekli olmaması”, “veri sahibinin işleme faaliyetinin dayandığı rızasını geri çekmesi ve işleme için ağır basan meşru bir gerekçe bulunmaması”, “kişisel verilerin yasa dışı biçimde kullanılmış olması” gibi durumlarda kullanılabilir.” dedi.

Faruk Bildirici

“Unutulma Hakkı’nın Amacı: Medyayı Baskı Altına Alma Sansürleme”

Bildirici, Unutulma hakkının yasal bir dayanağının olmadığını, kişilik hakları ihlali ifadesindeki hükmüne karşılık “unutulma hakkı”nı da kapsıyormuş gibi değerlendirdiğini aktarıyor. Sözlerine şöyle devam ediyor:

Yasal düzenleme olmadığı için bu kavramın uygulanması sırasında Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarının dayanak alınması gerekli. Ama maalesef Sulh Ceza Hakimlikleri, “unutulma hakkı” gerekçesiyle erişim engellemesi kararları verirken basın ve ifade özgürlüğünü, kamu yararını gözetmiyorlar. Bu da bu hakkın medyayı baskı altına alma, sansürleme amacıyla kullanılmasına yol açıyor.

“İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” gazeteciliği etkilediğine değinen Bildirici, bu durumun Akp’nin iktidarda olduğu 2007 yılından başlayarak sistematik olarak başlatıldığının ve en son yapılan düzenlemeyle 1 Ekim’de resmen yasalaştığını dile getirdi ve Bağımsız ve eleştirel medya üzerinde baskı durmaktan geri durmayacaklarını söyledi.

“Sosyal Medya Tam Anlamıyla Baskı Altına Alınacak”

Bildirici, ” AKP iktidarının internet ortamını zapturapt altına alma projesi 2007’de başlamıştı. İnternet ortamındaki yayınlarla ilgili yasa o zaman çıkarıldı. 5651 sayılı yasa, bir yandan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, bir yandan da Sulh Ceza Hakimleri aracılığıyla baskı kurdu internet ortamına. EngelliWeb 2019 raporuna göre, 2019 sonu itibarıyla 408 binden fazla alan adı ve web sitesine erişim engeli getirilmişti.

Bunların dışında polisiye önlemler de uygulanıyordu ama iktidar koalisyonuna yeterli gelmedi. Önce Mart 2018’de internet ortamından yayın yapan radyo ve televizyonlar ile dijital platformlar için yasa değişikliğini yürürlüğe soktular. Ardından da hakaret, nefret söylemi, ayrımcı ifadeler kullanıldığı gerekçesiyle sosyal medyayı tam anlamıyla baskı altına alacak düzenlemeleri temmuz ayında Meclis’ten geçirdiler.

 Şimdi hem internet ortamındaki radyo televizyon yayınlarıyla ilgili düzenleme, hem de sosyal medya ile ilgili düzenleme yürürlüğe girdi. Önümüzdeki günlerde bu iki düzenlemenin uygulamalarıyla ilgili somut örnekleri göreceğiz. Ama bugüne değin süregelen cezalandırmalar, engellemeler bundan sonra neler yapılacağı konusunda yeterli ipuçları veriyor. Eleştirilere ve aykırı fikirlere tahammül edemeyen bir siyasi iktidar ve onun uzantısı olarak kararlar veren RTÜK, Basın İlan Kurumu, BTK gibi kurumlarla karşı karşıyayız. Korkarım, bu kurumlar, ellerine verilen yeni “sopa”ları bağımsız ve eleştirel medya üzerinde daha yoğun şekilde kullanmaktan geri durmayacaklar.” ifadesini kullandı.

Bildirici bu yasa ile daha çetin bir döneme girildiğinin de altını çizdi.

Gürkan Özturan

“Bilgiye Erişim Hakkı ve Basın Özgürlüğüne Tehdit”

Gazeteci Gürkan Özturan sosyal medya yasası ile ilgili, Temmuz ayında geçen haliyle yeni yasa, her ne kadar iktidar ortakları tarafından dijital ortamlardaki hakaret içeriğini hedef alacağı söylense de, aslında yurttaşların ifade hürriyeti, bilgiye erişim hakkı ve basın özgürlüğünü tehdit edeceği yasanın çıktığı ilk günden bu yana gerçekleşen gelişmelerle göz önüne çıktığını vurguladı.

“Dijital Sansürün Yüz Bulmuş Hali”

Yasa henüz çıkar çıkmaz bağımsız haber mecralarına gönderilen “içerik kaldırma emirleri” yasanın güzergahını hepimize tüm çıplaklığıyla gösterdiğini vurgulayan Özturan; Bugüne değin gelen mahkeme kararları “içeriğe erişim engelleme” üzerine kuruluyken, şimdi gelen bildirimlerde doğrudan doğruya kamunun bilgiye erişiminin önüne geçecek nitelikte, haberlerin doğrudan doğruya mecralardan kaldırılması, kaldırıldığına dair yetkili mercilere silinmiş olan linkle birlikte bir bildirim yapılması gerekliliğini gösteriyor. Bu en basit tabiriyle dijital-sansürün yüz bulmuş halidir. Bu yasa elbette bağımsız medyanın haber yapmasını engellemeyecek; fakat özellikle genç nesil habercilerin henüz yeni yeni adımlar attıkları sektörün daha da zorlu görünmesini sağlayacaktır. Fakat eminim ki haberciler arasındaki dayanışma ve hakikate olan bağlılık bu zorluğu da bir noktada aşmamızı sağlayacak.

Şu an var olan haliyle Türkiye’de hiç bir medya mecrası, sosyal medya sayfaları kadar popüler değil. Bu nedenle çoğu basın kuruluşu, sosyal medya aracılığıyla içeriğini görünüyor kıldığını söylen Özturan, ‘Şimdiye kadar sosyal medya mecralarına da bize yakın zamanda gelen gibi içerik kaldırma talepleri gönderiliyordu. Öyle ki zaten yıllardır en çok içerik kaldırma talebini gönderen ülkeler listesinde en yukarıda görünüyordu. Şimdi, iktidarın hoşuna gitmeyen tüm haberlere dair içeriğin kaldırılması için çok daha fazla talep gönderileceği düşünülüyordu. Fakat neyse ki en popüler mecralar olan Facebook ve Twitter bir temsilci atamayacağı ve bu yasanın gerekliliklerini yerine getirmeyeceğini açıkladı.’ ifadesini kullandı.

RTÜK’ün talebi üzerine engellenmesi gündeme gelen Spotify ile ilgili olarak Özturan, bu hamlenin posdact yayınları üzerindeki etkisini merak ettiğini ve Türkiye’de bulunan içeriğin engellenmesinin de bir “çare” olmayacağını dile getirdi.

Örneklerle devam eden Özturan, Tıpkı 1970’lerde, 1980’lerde yapılanlar dünya arşivlerinde yer bulduysa, 2020li yıllarda bize 50 yıllık uygulamaları yaşatma potansiyeline sahip olan sansür yasası da uluslararası dayanışmayı harekete geçirecektir. dedi.

Sosyal medya düzenlemesiyle daha sık duymaya başladığımız unutulma hakkı, dijital ortamda yer alan bireylere ait rahatsız edici her türlü kişisel içeriğin, yine bireylerin talebi üzerine bir daha geri getirilemeyecek biçimde ortadan kaldırılması olarak tanımlanıyor.

“İçeriklere Ulaşamayacağız”

Unutulma Hakkı ile de şu değerlendirmeyi yapıyor Özturan, Bu yasa ilk ortaya çıktığında gayet sıradan bir yurttaşın, arama sonuçlarında kendisinin iktisadi başarısızlıklarının yer aldığı haberlerin yeni muhtemel işverenlerine görünmemesi talebi üzerinedir. Yani aslında konu oldukça bireysel bir mesele ve ticari bir faaliyetle alakalıdır. Bunun haricinde, arama motorlarının uygulamalarında, kişiyi rencide edici, aşağılayıcı içerik olması durumunda zaten kullanım sözleşmeleri gereği mecralar bu içeriği kendisi kaldırıyordu. Türkiye’de uygulanacağı halinin dünyanın geri kalanıyla alakasız bir biçimi olacağını düşünmekteyim ben. Büyük ihtimalle kamuya mal olmuş siyasi kişilerle ilgili özellikle de FETÖ geçmişine yönelik olarak günümüzde de sık sık gündeme gelen konuşmaların “unutulma hakkı” kapsamında tüm mecralardan kaldırılması talep edilecektir. Bugün hali hazırda Youtube’a girip özellikle de Gezi Parkı ile ilgili 2013 yılı videolarını aradığınızda, bir zamanlar mecralarda olan içeriklerin çoğuna ulaşamadığınızı ya da videoları bulamadığınızı fark edeceksiniz. Bu tür uygulamalar sansürdür ve unutulma hakkı kapsamında düşünülemez. Fakat alt mahkemelerin, üst mahkeme kararlarını tanımadığı bir ortamda, unutulma hakkı ya da dijital hak ve hürriyetlerin hukuki düzlemde değerlendirileceğini beklemek gerçekçi görünmüyor.

Bant genişliği, bir bilgisayar ağı veya internet bağlantısı üzerinden belirli bir süre içinde maksimum veri miktarını bir noktadan diğerine iletme kapasitesi olarak bilinmektedir.

Adı konulamamış SANSÜR!”

Sosyal ağ sağlayıcının, Türkiye’de bir temsilci atama ve bilgilendirme yükümlülüğünü 1 Ekim 2020 tarihi itibarıyla ve devamında yerine getirmemesi durumunda idari para cezaları, reklam yasağı ve nihayet internet trafiği bant genişliğinin daraltılması gibi yaptırımlar öngörülmüştür. Bu yaptırımı Özturan, açıkça bir sansür olarak değerlendiriyor ve ekliyor Türkiye’ye temsilci atamayan ve veri merkezlerini Türkiye’de kurup içeriğini iktidara teslim etmeyen dijital mecralara erişim için kullanılan alanın kademeli olarak daraltılması düşünülüyor. İlk aşamada reklam yasağı ve ardından da kademeli olarak giriş yasağına varacak şekilde yaşanan bu daraltma, bu mecralara erişim bir boru hattı üzerinden sağlanıyor olsaydı, kullanılan kapasitenin azaltılması, “internet musluğunun kısılması” anlamına gelirdi. Bu daraltma da aynı şekilde yurttaşlara bilgiye erişim hakkı, yurttaşların ifade hürriyeti ve basın özgürlüğü ihlalidir. Yüzde 99 oranında daraltılmış bir bant üzerinden herhangi bir mecraya girmek mümkün olmayacaktır ve bu da aslında adı konulamamış sansürdür.

Ayşegül Kaplan

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir