Biz Sorduk Ebru Esen Adliyede Telefonuna El Koyulmasını Anlattı - Kozmopolitik

 Biz Sorduk Ebru Esen Adliyede Telefonuna El Koyulmasını Anlattı

Öncelikle bizlere biraz o günü anlatabilir misin? Uzun süredir içeri kimse alınmazken sizler nasıl girdiniz?
Ben, Aynur ve Yeliz G. her zamanki gibi adliyenin dışında bekliyorduk. Dava henüz başlamamıştı. Daha önce de olduğu gibi yine Nuray Anneler de, adliye önünde oturduğumuz kafeye geldiler. Ardından duruşma saati yaklaştı ve Nuray Annelere duruşma salonuna girene kadar eşlik etmek için içeri girdik, Aynur, ben ve Yeliz G.
Mahkemedeki güvenlikçileri biliyoruz. Tamam, onlar aracı belki ama insiyatif kullanma gibi bir durumları da var. Daha önceki davalarda bunu görmüştük.
Bu insiyatifi kullanmadıkları için de, adliyedeki güvenlik müdürüyle dava önceleri sözlü tartışmalar yaşardık. Haliyle artık bizleri tanıyordu.
Biz bilmiyorduk, dava kapalı ama refakatçi diye bir olay varmış. Bu güvenlik müdürü de bizi Nuray Anne’nin yanında görünce dedi ki “siz burada bekleyin. Ben konuşacağım. Üçünüzü de mahkeme salonuna sokmaya çalışacağım.”
Biz önce şaşırdık. Dışarıda bekleyen arkadaşlarımızı düşündük. Ama kendi aramızda konuştuk ve bizden hiç olmazsa birinin içeride olmasının iyi olabileceğine karar verdik.

Ardından güvenlik müdürü geldi. İçeri girdik.

İçeri girdiğinizde herhangi bir tepki ile karşılaştınız mı?
Karşılaştık tabii. Zaten bizi hemen ailenin yanına oturttukları için sanık avukatları tepki gösterdi. Hakim de tıpkı sanık avukatları gibi “siz kimsiniz?” diye sordu. Aile de biz de ailenin yakınları olduğumuzu söyledik. Ve sonuç olarak biz mahkemeye kaçarak falan değil, refakatçi olarak girdik.

O gün yazdığın birkaç tweet ile mahkemeyi bir ucundan takip ettik ama biraz daha açar mısın, mahkeme neden o kadar gerildi?
Bir müşteki Hasan Ferit Gedik cinayeti öncesi, aynı çeteyle ilgili, 2010’dan başlayan olayları anlattı. Cinayet, kurşunlama, gasp…
Müştekilerin çeteyle ilgili ifadeleriyle o gün mahkemede konuşulanlar çok ağırdı ve bu gerginliğin ardından o davayı bölen bir mevzu gerekliydi sanık avukatlarına…

Ve bu mevzu da, başından beri “dışarıdan” olan sizler sayesinde, çok kolay bir şekilde, çıkarılabilirdi öyle mi?
Aynen öyle. Öyle de oldu.
Biz üçümüz de oturduğumuz yerden, fotoğrafsız bir şekilde tweetler atıyorduk. Zaten mahkemenin yayın yasağı yoktu. Yani tweet atıyor olmamız hiçbir suç teşkil etmiyordu. Ama sanık avukatlarından Hüseyin Güner mahkemeyi bölecek mevzuyu yaratmak için “şu anda salonun içerisinden dışarıya ses ve görüntü ile canlı yayın yapılıyor” diyerek ortalığı karıştırdı.
Ardından sanıklar da onayladı ki bu çok daha vahim bir durum. Yani onların ellerinde telefon mu var, onlar nereden gördü? Nasın onaylıyorlar?

Ama böyle bir durum yoktu öyle değil mi?
Hayır tabii ki. Üçümüz de sadece bir iki tane tweet attık. Hiçbir canlı yayın sitesiyle bağlantımız yoktu o anda ki bunu avukatlar da çok iyi biliyordu. Zaten biz bu tweetleri tüm heyetin ve güvenliğin gözü önünde attık.

Peki sonra neler oldu?
Sonra savcı “bu durumun yargısı bu mahkeme heyetinin insiyatifinde değil” dedi. Ardından hemen kimliklerimizi aldılar. Bu sırada aile de çok üzüldü. Avukatlarımız ve ailemiz karşı çıktı. Salonda kargaşa başladı. Zaten mahkeme süresince anlatılanlardan tansiyon oldukça yüksekti.
İsimlerimiz, sanıkların mahkeme salonunda bulunuyor olmalarına rağmen, tüm salona okundu. Bizi mahkeme salonun dışında bekleyen sivil polislere götürdüler. Orada telefonlarımıza da el kondu. Halkın Hukuk Bürosu’ndan Günay Dağ bizimle birlikteydi.
Bizi haksız yere tutukladıklarını ve derhal bırakılmamız gerektiğini anlatmaya çalıştı da ne fayda…

Adliyedeki polis odasında da polisle iki buçuk saat sözlü tartışma yaşadık. Bizi tamamen usulsüz olarak tutuyordu çünkü orada. Sonunda ne gitmemize izin verildi ne de telefonlarımızı geri verdiler. Sonra avukatımız savcı ile görüştü ve savcı telefonlarımızın Bilişim Suçları’na gönderilerek incelenmesine karar verdi.
Yani avukatın tek bir sözü ile özel hayatımıza ve iş hayatımıza süresiz olarak girmiş oldular.

Burada izninle araya girip sormak istiyorum. Uzun zamandır mahkemeye kimse alınmıyorken birden sizin alınmış olmanız ve ardından gelen tüm bu şeyler “acaba bir düzen miydi?” sorusunu akıllara getiriyor. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?
Biz dışarı çıktığımızda oradaki polis de söyledi “ben izin verdim içeri girmenize” diye ama ben kendi adıma o kadar planlı olabileceklerini sanmıyorum. Tesadüf gibi bu olanlar.

Yani belki de bu olanların ardından mahkemenin ailelere de kapalı olması gibi bir ekstra karar çıksaydı düşünebilirdik oyunu ama sonuçta sizin başınıza gelenler mahkemenin seyrini değiştirmedi.
Evet. Yani sadece duruşmaya ara verildi.
Ben buna da çok üzüldüm. Sonuçta biz zaten giremiyorduk aslında salona. Bir şey değişmedi.

Her şey bir yana ama adınızın tüm salona okunması sizin için çok tehlikeli değil mi?
Öyle tabii. Sonuçta daha yeni bir kişi vuruldu adliye önünde. Karşımızda cinayetten uyuşturucuya kadar bir çok konuda sabıkası bulunan, Gülsuyu Mahallesi’nde terör estiren bir çete var. Elbette bu kişilerin bizi ismimizle bilmesi, bizim adımıza bir tehlike oluşturuyor.
Devlet destekli bir çeteden halkı kim koruyabilir?
Dava süresi boyunca adliyenin bahçesine bile girmemize izin vermeyen polis teşkilatı davayı desteklemek amacıyla adliyeye gelen herkesi bu süreçte bile çete ile dışarıda, tehlikede bıraktı ve bırakıyor.

Şimdi ne olacak peki?
Mahkemede hazırlanan tutanakta “canlı yayın” kısmı yazmıyor. Sadece mahkemede konuşulanları dışarıya yaydığımız kaydedilmiş. Burada da bir karışıklık var haliyle.
Şimdi, belli ki uzun süre, bekleyeceğiz. Telefonlarımızda bir şey çıkmayacağı için sonunda takipsizlik kararı çıkacak.
Ardından da ifademizde de şikayetçi olduğumuzu belirttiğimiz avukata dava açacağız.
Ama tüm bu süre boyunca bizim gördüğümüz maddi ve manevi kayıp büyük. Sonuçta ben tüm işlerimi telefonumla hallediyordum. Zaten çok sıkışık olduğum bir dönemde şimdi de onlar yüzünden yeni bir telefon almak zorunda kaldım.
Manevi olarak da çok yıprandık. Dışarıdaki arkadaşlarımız çok merak ettiler. İçeride polis tarafından fiziksel bir şiddete maruz kalmadık.
Sonuç olarak çete avukatının “bir parmak şaklatmasıyla” üç kişinin cep telefonu alınarak özel hayatına girildi. Ve tamamen iftiradan ibaret olan bir neden ile aylar sürecek bir incelemeye tabii tutuluyoruz.