CHP'li Dursun Bulut: Yeni Bir Türkiye Hikayesi Yazmalıyız - Kozmopolitik

 CHP'li Dursun Bulut: Yeni Bir Türkiye Hikayesi Yazmalıyız

Cumhuriyet Halk Partisi bir önceki dönem Parti Meclisi Üyesi Dursun Bulut geçtiğimiz haftalarda başlayan parti içi kongrelerine ilişkin bir demeçte bulundu.

İçinde bulunduğumuz sürecin çok kritik bir aşamaya geldiğine de değinen Dursun Bulut, 2019’un tekrarının ve özrünün olmayacağını belirtti.

Cumhuriyet Halk Partisi bir önceki dönem Parti Meclisi Üyesi Dursun Bulut’un parti içi kongre süreçlerinden, parti kurumsalı ve parti programına kadar birçok konuda yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:

YENİ BİR “TÜRKİYE HİKAYESİ” YAZMALIYIZ!
Mahalle kongrelerimiz bitti. İlçe ve il kongrelerimizin henüz başındayız. Dolayısıyla zamanı geçmeden sürecin konuşulması ve geleceğe ilişkin çözümlerin üretilmesi gerekiyor. Çünkü içinde olduğumuz süreç çok kritik bir aşamaya geldi. 2019’un tekrarı olmayacağı gibiözür dilemesi de olmayacaktır.

KONGRELER YENİLENME PLATFORMLARIDIR!
Kongreler, bir partinin politik ve örgütsel çalışmalarıyla ilgili eleştiri ve özeleştiri yaptığı, katılımı en geniş kesimlere yayarak kendini sorguladığı ve dönemin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılanarak değişimi sağladığı, iktidar yürüyüşü için politik kararlar aldığı, umutlaryarattığıçok önemliplatformlardır.Siyasi duruşu olan ve iktidarı hedefleyen bir parti kongrelere böyle bakar.

Partimiz CHP, kongre sürecine maalesef böyle bakmıyor. Kongreler; sorgulama, yeniden yapılanma ve politik hattı netleştirme yerine, mahallelerde yapılan delege seçimleri dahil ilçe - il seçimlerinde blok listeler üzerinden delege kazanmaya endeksli ve bu uğurda partinin tüm erklerinin seferber edildiği, bir oy fazla alanınher şeyin sahibi olduğu, kaybedenlerin ise bütünüyle silindiği, yok sayıldığı, liyakatin, katılımcılığın, bütünleşmenin göz ardı edildiği, kişilere, alt kimliklere göre şekillenen, üretkenliğini kaybetmiş, kısır çekişmeli platformlara dönüşmüştür.

Ekmelettin İhsanoğlu vakasını, tezkereler konusundaki ikircikli tavırlarımızı, 7Haziran seçimlerin ardından tam 33 gün masada oturduktan sonra hükümetin kurulamamasının suçlusu ilan edilmemizi, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ortak oluşumuzu, yenilgilerden sonra bir şey olmamış gibi davranışlarımızı, FETÖ konusunda onlarla ortak olanların değil de bizim suçlanmamızı, 15 Temmuz ve sonrası aldığımız tavırları, Yenikapı Mitingineve Saray’a gidişleri ne yazık ki tartışamıyoruz.

YANLIŞLARIMIZ DEMAGOGLARI“BAŞARILI”KILIYOR!
Yanlış siyasi kararlarımız nedeniyle, bin odalı saraylarda yaşayanlar, kısa sürede servetlerini astronomik şekilde artıranlar, kendi derin devletlerini yaratanlar, bizleri; statükocu, aristokrat, halktan kopuktur diye suçlaya biliyorlar.

Eğer onlarca yıldır partimize karşı yapılan bu ve benzeri demagojileri yıkmak ve algıları değiştirmek istiyorsak öncelikle dönüp kendimize bakmak zorundayız. Neden demagoji yapanlar başarılı oluyor da, biz bir türlü başarılı olamıyoruz?

Artık “devleti kuran parti” olduğumuzu tekrar etmek bize fayda sağlamıyor.1950’den bu yana(kısa dönemli Ecevit ve İnönü hükümet ortaklıkları hariç) devleti hep sağcılar yönetmesine rağmen yapılan tüm seçimlerde bu sağcı anlayışlar kendilerini yenilikçi, değişimden yanaymışlar gibi yutturmayı başardılar. Şimdi de çıkmışlar “2017’yi değişim yılı” ilan ettik diyorlar

Biz ise o kadar fırsatımız olmasına rağmen 12 Eylül faşist anayasasını ters yüz edemedik, anayasa çalışmalarında yeniliğin, değişimin öncüsü olamadık. Devleti ele geçirmek için her yalana, oyuna başvuranlar, kumpas kuranlar kendi “derin devletini” kurmalarına ve asıl statükocu kendileri olmalarına rağmen bizi sürekli vesayetçilikle suçladılar ve suçlamaya dadevam ediyorlar.

DEĞİŞİMİ İSTEMEK ÖNCÜ OLMAKTAN GEÇER!
Değişimi istemek, statükoya karşı olmaktan, devletin şeffaflaşmasına, hukukla yönetilmesine,demokratikleştirilmesine, ötekileştirilenlerin, yoksulların sorunlarının çözülmesine, toplumun barış içinde bir arada yaşamasına öncülük etmekten geçer.

Değişime öncülük etmek, inandırıcı olmaktan geçer, iktidar olmak için tek tek kişileri değil toplumun tümünü kucaklamayı hedefler. Sağdan transfer edeceği isimlere bel bağlamaz, öncelikle kendine güvenir. Kendisi ne ise o olur yani sol ideolojiyi savunuyorsa bunu ikilemez. Tıpkı Jeremy Corbyn gibi hiçbir tereddütte mahal vermeden “biz soluz, solcuyuz” der.

KUCAKLAYICI OLMAK BLOK LİSTEYLE DEĞİL ÇOĞULCULUKLA SAĞLANIR!
Kurulları demokratik bir şekilde işletilebilmek, herkesi çalışmalara katabilmek, katkısını alabilmek için çoğulculuğa, farklı görüşlerdeki partililerimizin yönetimlerden görev almasıyla mümkündür.

Eğer bir partide çoğunluk her şeyi belirliyorsa orada farklı görüşler yok, tek düşünce yönetiminin tahakkümü vardır. Mahalleden başlayarak çoğunluğun tahakkümü piramidin tepesine kadar çıkıyorsa orada demokrasi sakatlanmış demektir.

Çeşitlilikten, düşüncelerin zenginliğinden bahsedip sonra koltuğu sağlama almak için “blok liste” uyguladığınızda, farklı görüşleri dışladığınızda yani nispi temsili yok ettiğinizde, düşüncenin alternatifini de, çoğulculuğuda birlikte yok ediyorsunuz. Dolayısıyla başarıyı da…Yerine ne geliyor: Koltuk hırsı, adamcılık, hemşericilik, liyakatsizlik, başarısızlık…!

Parlamentoda çoğunluğu gereği herkesi yok sayan, tek tipleştiren, devleti diktatörce yönetmek için erklerin ayrılığı prensibiniortadan kaldıran AKP’yi eleştiren bizler, tekçiliği, “çoğunlukçuluğu” reddetmeliyiz ve “çoğulculuğu” sağlayan sistemleri yürürlüğe koymalıyız.

ÇOĞULCULUK VE YOLDAŞLIK HUKUKU LAFTA KALMAMALI!
Ayrımsız tüm siyasi partiler “lider egemen” partilerdir. Partilerin üyelik yapılarından yönetimlerine, yönetim anlayışlarından karar süreçlerine kadar her şeyleri sorunludur. Örneğin CHP, hantal bir üyelik yapısına sahiptir. Çoğunlukla “koltuk altı” kayıtlarla birilerini seçmek veya seçtirmek üzerine kurgulanmış bir üyelik yapısına sahiptir.

Genel Başkan MYK üyelerini,il ve ilçe başkanlarıbaşkan yardımcılarınıbelirler. Belirleyici kriter ise itiraz etmemek ve itaatkar olmaktır. Bu anlayış partiye hakim olunca, ister parti içinde olsunisterse parti dışında olsun, varılan yer giderek daha da otoriterleşen, sahip olduğu koltuğu kaybetmemek için ilkesellikten uzaklaşan bir anlayışa dönüşmektedir.

Durum böyle olunca girdiğin genel ve yerel seçimlerin tümünü kaybetsen de, kazansan da sonuç değişmiyor. Politik hattın, siyasi başarının yerine, kişilerin kendilerini var edebilme anlayışı öne çıkıyor. Kurumsallık, çoğulculuk, liyakat, toplumculuk, kamuculuk yok hükmünde sayılıyor! Tabi halkçılık da!

Oysa, olması gereken kurumsallıktır, kamuculuktur, çoğulculuktur, farklı görüşlere temsil hakkının verilmesi, fikirlerin yarışması, yoldaşlık hukuku, liyakattir. Bunu gerçekleştirmenin yolu da artık bu delege sisteminden kurtulmaktan geçer. Yani: Üyelerin tümüne; Yöneticileri, Başkanları, Genel Başkanı, Milletvekillerini, Belediye Başkanlarını seçebilme hakkını vermektir. Üyelik yapısını bizzat kişinin başvurusu sonucunda, aidat ödeyen, partinin etkinliklerine katılan bilinçli biryapıya dönüştürmek, sadece bu yapıya seçme ve seçilme hakkını kullandırmaktır.

Partimiz, böylesi bir demokratik tüzüğe ve sağlıklı bir yapıyakavuşturulursa bu ağır sorunların üstesinde gelir ve o zaman iktidar kapısını aralar.

ASLOLAN KİŞİLER DEĞİL KURUMDUR!
Yönetme anlayışı “çoğunlukçu” bir sisteme oturduğu için tek kişinin ya da kendilerini bir ekibin parçası görenler, kendilerini partinin sahibi olarak görüyorlar. Sanki parti onların tapulu mülkü! Kendileri gibi düşünmeyen, farklı düşünenler partinin düşmanı, kendileri ise sanki partiyi kurtaracak kahramanlar!

Partimize gelip giden üyeler, birbirilerine önyargılı. Yönetimleri eleştiriye ve özeleştiriye kapalı.“Her şeyi en iyi ben bilirim” edalarının kol gezdiği, kurul kararı almadan partiyi bağlayan açıklamaların yapıldığı, bir yönetme anlayışı var. Örneğin; dün dokunulmazlıkların kaldırılması, Ekmelettinİhsanoğlu’nun adaylaştırılması ve bugün hangi sistemle adayların belirleneceği henüz PM’den konuşulmadığı halde“belediye başkanlarını atayacağım”, “cumhur başkanı adayımız hazır” sözleri, kurulları ikinci plana itme anlayışının somut örnekleridir.

Bütün bunları tersine çevirmenin ve partimizi adına yakışır, “Sosyal Demokrat” bir parti yapmanın yolu;aslolan kişiler değil kurumdur yani önce partim, ideolojim, ülkem diyen ve bu uğurda mücadele eden sağlıklı bir üye yapısına sahip olmaktan geçer.Özellikle girilen seçimlerde parti başarıyla çıkmamışsa,yöneticilerin oturduğu koltukları özveriyle terk etmesinden geçer. Bununla birlikte, Başkanları ve Genel Başkanı kurullara karşı sorumlu kılmak, kurulların aldığı kararlarla partiyi yönetmek içinde, MYK üyelerinin, il - ilçe başkan yardımcılarının ilgili yönetimlerce seçilmesini sağlamaktan geçer.

PROGRAM GELECEĞE PROJEKSİYON TUTMALI GÜVEN VERMELİ!
2015 seçimlerinde asgari ücreti 1500.00 TL’ye çıkaracağımızı vaat etmiş ve emeklilere 2 maaş ikramiye vereceğimizi noterden taahhüt etmiştik. AKP’de parayı nereden bulacaklar diye karşı çıkmıştı. Biz “çiftçinin kullandığı mazotu 1 TL den vereceğiz” demiştik, AKP mazotu 4 TL’ye satmaya devam etti. Mazot şu an 5 TL’ye yaklaştı.

Biz “laik, bilimsel eğitim” diyoruz, onlar eğitimi bilimden, laiklikten kopardılar, çocuklarımızı kendi okuduğunu anlamayan hale getirdiler.Diyanet’i Türkiye’nin en büyük kurumuna dönüştürdüler, imam hatipleri eğitim sistemimizin en yaygın kurumları haline getirdiler. Şehirleri talan ettiler, ülke ekonomisini üretimden kopardılar. Tüm komşularla ilişkilerimizi bozdular, 3 milyondan fazla yabancı uyruklu insanın ülkemize sığınmasına sebep oldular ama kazanan onlar kaybeden biz oluyoruz.

Demokratik geleneği olan bir ülkede bir iktidar bunları yapsa bir gün dahi iktidardan kalamaz, bunlar 15 yıldır iktidardalar. Yerelde ise 23 yıldır…

Kongre süreci elimizde bir fırsat: Referandumdan bizimle aynı paydada buluşan, adalet yürüyüşünde bizim ile yürüyenler, adalet mitingine katılan milyonlar hazır. Eğer biz şimdiden “Demokratik Anayasa, Adalet, Eğitim, Laiklik, Kürt Sorunu, Barış, Dış İlişkiler, Ekonomi, Kentleşme, Barınma, Çevre, Tarım, Ulaşım, Çalışanların Hakları”gibi konu başlıklarını çalıştaylar vasıtasıyla halkla birlikte tartışmaya ve halkla birlikte yeni bir “TÜRKİYEHİKAYESİ”yazmaya başlarsak, bu halk geleceğini bizde bulabilir, bizimle kucaklaşabilir.

Tarih boyunca görülen yaşanan odur ki, halk kendisini içinde gördüğü hikayelere sahip çıkmıştır. Gelecek vaat etmeyen hiçbir şeyi desteklememiştir.

Saygılarımla 8 Ekim 2017, İstanbul Dursun Bulut Önceki Dönem PM Üyesi