Gazeteci Tuğba Özer İle Kadın Gazetecilerin Yaşadığı Sorunları ve Bu Sorunlara Karşı Çözüm Noktalarını Konuştuk - Kozmopolitik

 Gazeteci Tuğba Özer İle Kadın Gazetecilerin Yaşadığı Sorunları ve Bu Sorunlara Karşı Çözüm Noktalarını Konuştuk

Türkiye’de kadın gazeteciler neler yaşıyor, ne gibi sorunlarla karşılaşıyor ve sekötür içerisinde ne kadar kalabiliyor, Kadın gazetecilerin talepleri nelerdir, Kadın cinayetlerini haberleştirilirken nelere dikkat edilmelidir? Tüm bu sorularımıza Gazeteci Tuğba Özer cevap verdi. Özer ile bir yandan kadın gazetecilerin yaşadığı sorunları bir yandan da bu sorunlara karşı çözüm noktalarını konuştuk.

Ayşegül Kaplan/ Kozmopolitik

►Türkiye’de medya alanında kadın olarak yer almak, kadın gazeteci olmak nasıl bir şey?
Türkiye’de kadın olarak uğradığınız ne tür ayrımcılık varsa gazetecilik yaparken de hepsini yaşıyorsunuz. Kadın gazeteciler iş yerlerinde ve haberdeyken taciz, şiddet ve ayrımcılıkla karşılaşabiliyor.

Kadın olmak deyince ne yazık ki önce aklımıza “zorluk” kelimesi geliyor. Bunun nedeni de elbette her alanda görmezden gelinmeye, baskı altına alınmaya çalışıyor olmamız. Bu hayatın her alanında olduğu gibi gazetecilikte de böyle. Dünyanın her yerinde kadın olmak zaten zorken Türkiye’de hem kadın hem gazeteci olmak daha da zor.
“Gazetecilik bir erkek mesleğidir” gibi çok yanlış bir kanı var. Ancak o iş hiç de öyle değil. Özellikle son zamanlarda sahada kadın gazetecileri daha çok görüyoruz. Birçoğu da başarılı işler yaparak adlarından söz ettiriyorlar. Çalışma saatlerinin çok değişken ve uzun olması, tempolu bir çalışma gerektirmesi gibi nedenler bu yanlış kanıya neden oluyor sanıyorum.
Kadın gazeteciler olarak yaşadığımız en büyük sorun bence cinsiyetçilik. Zaten gazeteci olarak, erkek ya da kadın, iş bulma olanağı çok kısıtlıyken, kadınlara bu anlamda daha seçici yaklaşılıyor. Hele ki evliyseniz ve çocuk yapma ihtimaliniz varsa bunun bir kovulma nedeni oluşturduğu örnekler çok fazla. Yine aynı gerekçelerle kadınların terfi ettirilmediğini ve yönetici pozisyonlarında daha az yer aldıklarını söyleyebiliriz. Özetle söylersek, Türkiye’de kadın olmak da gazetecilik yapmak da her geçen gün daha da zorlaşıyor.

►Bir kadın gazeteci işyerinde meslektaşı tarafından tacize, şiddete, saldırıya uğrarsa orada bir mekanizma işletiliyor mu?
Bu kurumdan kuruma değişiklik gösteren bir durum olsa da benim gözlemlediğim kadarıyla genel tavır bu olayların üstünün kapatılmak istenmesi yönünde oluyor.
Yani tacizde bulunan kişinin işine son verilse dahi olayın kurum içinde ve dışında duyulmasının önüne geçiliyor. Ve biz yaşanan tacizleri –tabi eğer duymuşsak- çok sonra öğreniyoruz. Çünkü bu durum duyulursa kurumun itibarının sarsılacağı düşünülüyor. Bu süreçte yıpranan ve korunması gereken asıl kişi kadın gazeteciyken kurum ve tacizci korunmuş oluyor böylelikle. O kurumla ilişiği kesilse dahi toplumsal itibarından bir şey kaybetmeden başka mecralarda gazetecilik yapmaya devam edebiliyor. Ancak işini yapmaya çalışırken tacize veya şiddete maruz kalan kadın için travmatik bir süreç devam ediyor. O nedenle kadın açısından olumlu bir mekanizmadan bahsetmek pek mümkün görünmüyor.

►Türkiye’de kadın gazetecileri tacize, cinsel saldırıya ya da mobbinge karşı koruyan bir mekanizma var mı, kadın gazeteciler bunun için ne talep ediyor?
Yukarıda da bahsettiğim gibi iş yerlerinde görünür bir mekanizma yok.
Bu arada taciz her zaman kurum içi olmaya da biliyor. Kadın gazeteciler haber kaynaklarının tacizine de maruz kalabiliyorlar. Röportajlarda sizinle flört etmeye çalışanlar oluyor örneğin. Özellikle dijital ortamlarda tacizin boyutu artıyor. Haber için ulaştığınız bir kişi sonrasında size görüşme talep eden ısrarlı mesajlar atabiliyor.

Eğer kurum içinde bir taciz/şiddet durumu söz konusu ise, olması gereken; saldırıda bulunan kişinin hızlı bir şekilde iş yerinden uzaklaştırılması, şiddete/tacize maruz kalan kadına hukuki ve psikolojik desteğin sağlandığı bir sürecin işletilmesi olmalıdır. Tacizi, fiziksel ya da psikolojik şiddeti gerçekleştiren kişinin yaptıklarının kamuoyunca bilinmesi de önemli.

Belki çok olumsuz bir tablo çizdim şimdiye kadar ama şunu demeden de geçemeyeceğim; Türkiye’de bu alanda sürdürülen kadın mücadelesinin bir şeyleri değiştirdiğine inanıyorum ben. Susmak zorunda bırakılan, tepki gösteremeyen kadın arkadaşlarımız evet var maalesef ama cesaret edip durum ifşa edildiğinde kadınların arkasında oluşan toplumsal destek artık daha büyük.
Ben çözümün örgütlü mücadeleyi büyütmekte olduğunu düşünüyorum. Kadınların dayanışması, birlikte hareket etmesi bu saldırıların önüne geçecektir.
Örneğin Türkiye Gazeteciler Sendikası Kadın ve LGBT Komisyonu kuruldu geçtiğimiz yıllarda. Yeterli değil, sayıları artmalı ama böyle bir komisyonun varlığını değerli buluyorum.

Taleplere gelecek olursak;
TGS Kadın ve LGBTİ Komisyonu, “Gazeteci Kadınlara Yönelik Cinsiyet Ayrımcılığı ve Şiddet Araştırması” raporunda kadın gazeteciler taleplerini şöyle sıralıyorlar:
“Şiddet ve ayrımcılıkla ilgili gazetecilik alanında tarifli başvuru mekanizmaları olması, böylece bir gazeteci şiddet ve ayrımcılıkla karşılaştığında destek alabileceği, güçlenebileceği ve şiddet uygulayan kişiye yaptırım-özeleştiri sürecinin işletilebileceği mekanizmanın varlığının şiddet ve ayrımcılığa karşı önleyici ve koruyucu olması,
• Kurum içinde çalışan sayısında cinsiyet çeşitliliğinin sağlanması için kota uygulamasının getirilmesi,
• Kadın bakış açısı ile çalışan sayısının arttırılması ve kadın bakış açısının yaygınlaştırılması,
• Karar alma mekanizmalarında kadın ve kadın bakış açısı ile çalışan yöneticilerin olması,
• Cinsiyetçiliğin olmaması için eşit işe eşit ücret uygulanması,
• Kadın emeğinin erkek emeği gibi görünür hale gelmesi,
• Şiddet haberlerinin cinsiyet bakış açısı olan kişilere danışılması,
• Natrans kadın ve LGBTİ+ gazeteciler arasında dayanışma ağlarının kurulması.”

Kadın cinayetlerini haberleştirirken nasıl bir dil kullanılmalı?
Biz kadın gazetecileri bizzat ilgilendiren belki de en önemli sorunlardan biri kadına yönelik şiddetin haberleştirilmesi. Kadın gazeteciler diye başladım ama yanlış anlaşılmasın. Bu sadece bizim sorunumuz değil, erkek gazeteciler de en az bizim kadar sorumlu bu haberlerden. Bizzat diye başladım çünkü özellikle kadın gazeteciler cinayet ve şiddeti haberleştirirken dilin çok önemli olduğunu, basın aracılığıyla o şiddeti yeniden üretmemesi gerektiğini çok iyi bilmeli. Çünkü o şiddetin dönüp dolaşacağı yer yine biz kadınlarız. Bu konuda gerektiğinde, erkek meslektaşlarımız üzerinde baskı oluşturup haberi şiddeti yeniden üretmeden, kadın odaklı girmelerini sağlamalıyız.

Peki bu dil nasıl olmalı?
Bununla ilgili kadın örgütlerinin eğitimleri, haber yazma broşürleri var. En basitinden işe o broşürleri okuyarak başlanabilir.
Kendi adıma kısaca şöyle özetleyebilirim:
* Haber yazarken; kadına yönelik şiddetin münferit değil sistematik olduğunu, kadınların kadın oldukları için şiddete maruz kaldıklarını unutmamalıyız. Örneğin saldırgan için kullanılan “Sapkın, cani, vahşi, sapık, cinnet getirdi” gibi ifadeler olayı münferit gibi göstermeye yardımcı oluyor.

*Kadın cinayetleri, cinsel saldırı haberleri bir magazin haberi değildir. Haberi pornografikleştiren yaklaşımdan kaçınılmalı.
*Haberde, saldırıya uğrayan kadının kişisel hayatını içeren, katili ile yan yana getirildiği görseller kullanılmamalı.
*Haberi yazarken cinayeti veya cinsel saldırıyı meşru gösterecek ibarelere yer verilmemeli. Çünkü taciz, cinsel saldırı veya cinayet için hiçbir gerekçe olamaz.
Örn: “Kadın alkollüydü”. “Geç saatte sokaktaydı.” “Üzerinde kısa etek vardı.”

*Eğer ortada cinayete kurban gitmiş bir kadın varsa, sanık erkeğin, kadının ardından yaptığı suçlamalar, geride kalan aileyi ve kadının itibarını sarsacak şekilde verilmemeli.

*Kadın intiharı haberleri temkinli şekilde ele alınmalı. Bir erkek tarafından intihara sürüklenen veya katili tarafından cinayet süsü verilmiş çok sayıda kadın olduğu unutulmamalı.

*Haberde kadını mağdur ve çaresiz gösterecek görsellerden kaçınılmalı. Onun yerine kadınlara yönelik saldırıları kınayan afiş ve görseller tercih edilebilir.