İlerici Kadınlar Meclisi’nden Dr. Meltem Kolgazi İle 25 Kasım Yaklaşırken Şiddet ve Türlerini Konuştuk - Kozmopolitik

 İlerici Kadınlar Meclisi’nden Dr. Meltem Kolgazi İle 25 Kasım Yaklaşırken Şiddet ve Türlerini Konuştuk

İlerici Kadınlar Meclisi'nden Dr. Meltem Kolgazi ile 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde kadına yönelik şiddet türleri, şiddetin artmasına etki eden faktörleri, kozmopolitik.com.tr 'ye konuştu.

Ayşegül Kaplan / Kozmopolitik

25 Kasım yaklaşmışken yakın zamanda yayınlanan ve tartışmalara yol açan reklam filmini sormak isteriz. Diyanetin toplumsal rolleri tanımladığı reklam hakkında görüşleriniz nedir? Toplumayansıması nasıl olur?
Kadının toplumdaki esas görevinin ve esas varoluşunun amacını ev işleri, bakım, hizmet ve çocuk yetiştirme olarak görmek toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en önemli nedenidir. Gerici ideolojiler her zaman kadının bu eşitsiz konumunu beslemiştir. Dinci gerici ideoloji de kadını “erkeğe hizmet etmek üzere bahşedilmiş bir kul” olarak konumlandırarak eşitsizliği derinleştiriyor. Diyanet de son yıllarda dinci gerici ideolojinin doğrudan hayatlarımıza müdahalenin kurumsal merkezi haline dönüştü ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini besleyen, kadının konumunu zayıflatan icraatlara imza atmaya devam ediyor. Son olarak diyanetin çektirdiği filmde kadının hizmet eden bir konumda canlandırılması da bu kadın düşmanı zihniyetin doğrudan görsel olarak topluma aktarılması anlamına geliyor. Kamu spotu
güya toplumu bilgilendirici ve eğitici bir işlev görmesi gerekirken, kadın-erkek eşitsizliğini
derinleştiren bir rol üstleniyor. Diyanet daha önce de “babanın öz kızına şehvet duyması haram
sayılmaz” ve ‘9 yaşında kız çocuğu evlenebilir’ gibi korkunç söylemlere imza atmıştı. Diyanet
toplumsal dokunun değiştirilmesi, iktidarın amaçladığı ‘muhafazakâr aile’nin tesis edilmesi için bir aktör olarak uzun zamandır sahneye sürülüyor. Üstelik sahip olduğu 8 Bakanlıktan daha fazla bütçesiyle Diyanet kadın ve aile ilgili sayısız broşür, kitapçık ve kitap yayınlamanın yanında bir de bu misyonu yerine getirmek için bir film çektirmiş gibi görünüyor.

Kadına karşı şiddetin ve cinayetlerin belki de en fazla olduğu zamandan geçiyoruz. Bu artışın sebebi nedir? Ekonomi ve siyasetle bağlantısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel anlamda hem dünya hem de Türkiye ölçeğinde gerek kapitalizmin ekonomik krizini gerekse siyasi krizini şiddetli bir biçimde yaşıyoruz. Ekonomik kriz dönemlerinde eşitsizliklerin derinleştiğini görürüz. Üstelik bu yaşadığımız ekonomik krize dünya ölçeğinde yaşanan bir otoriterleşme de eşlik ediyor. Otoriter neoliberal politikalar hem eşitsizliği derinleştiriyor hem de toplumun daha dezavantajlı kesimlerini giderek kaderine terk ediyor. Tüm bunların yanında savaşlar ve bölgesel krizlerin de önemli etkisi var. Böyle bir tabloda kadınların ekonomik krizden ve otoriter politikalardan etkilenmemesi mümkün değil. Ekonomik kriz de otoriterleşme de toplumsal ölçekte şiddeti körüklüyor. Ne var ki şiddetin yaygınlaşması kadınları daha fazla etkiliyor. Kadına yönelik şiddet hem yaygınlaşıyor hem de yok edici bir hal alıyor. Kadın cinayetlerinin sayısı da artıyor, öldürme yöntemleri de giderek canavarlaşıyor.

Fiziksel ve psikolojik şiddete neredeyse her 3 kadından biri maruz kalıyor. Bir de şiddete
uğradığının farkında olmayanları düşünürsek bu oran daha da yükseliyor. Peki bu kadınlar hayatlarına nasıl devam ediyor?

Ben kadınların şiddetin farkında olmadıklarını düşünmüyorum. Psikolojik şiddeti tanımlayamıyor olabilirler kimi zaman; ama en azından doğru olmayan bir şeylerin pekâlâ farkındalar. Aslında çoğunlukla bir şiddet sarmalı içine girildiğini düşünüyorum. Kadınlar maruz kaldıkları şiddetin farkına varsalar dahi içinden çıkamıyorlar. Farkına varılıp bu şiddet sarmalı kırılmazsa bir kısır döngü oluşuyor ve şiddet artıyor ve durum içinden çıkılması daha zor bir hale geliyor. Mesele kadınların bu şiddet sarmalından çıkabilmesi için yeterli danışmanlık, yardım ve sığınma olanağı verilmemesi. İstanbul Sözleşmesinin zorunlu tuttuğu çok dilli ve sadece kadınlara hizmet veren bir 7/24 çalışan telefonla danışma hattı dahi yok. Devlet yeterince yaygın ve etkili bir danışmanlık hizmeti vermiyor. En önemlisi şiddet sarmalından çıkmak için hukuki ve maddi destek yok. Kadınlar haklarını tam bilmediği gibi boşanmak isteyen, sistematik şiddete maruz kadınların istihdamda öncelikli olması ya da devlet tarafından maddi yardım alabilmesi de söz konusu değil. Yeterli sayıda sığınak yok ve devlet daha fazla sığınak yapılması için en ufak bir yatırım yapmıyor. Tam tersi iktidar boşanmayı engelleyici politikalar geliştirmeye çalışıyor, şiddet sarmalındaki kadınların kurtulması için en ufak bir strateji çizilmiyor. Kadınlar yalnız ve çaresiz bırakıldığı ölçüde kendini yaşadığı şiddet sarmalından çıkaramıyor. Her türlü zorluğa rağmen yine de çok sayıda kurtuluş hikayesi duyuyoruz okuyoruz ve yaşıyoruz; kadın cinayetlerinin önemli bir kısmı ayrılan ya da boşanan ve kurtuluş yolundaki kadınlara karşı işleniyor.

Toplumumuzun ve dünyanın bir diğer gerçeği ise flört şiddeti. Bu konuda nasıl yol alınmalı?
Flört şiddeti çoğunlukla genç yaşta yaşanan ikili ilişkilerde görülüyor. Bu yüzden gençliğin
bilinçlendirilmesi genç kadınların bu konuda mücadele vermesi çok önemli. . Flörtün meşru
görülmediği erken yaşlarda şiddetin genellikle saklanması söz konusu. Şiddetle ilgili genç kadınların bilgilendirilmesi ve kadınların susmaması için cesaretlendirilmesi gerekiyor. Muhafazakar toplumda meşru görülmemesi bir çok kadının farklı biçimlerde şantajla karşı karşıya kalmasına neden olabiliyor. Bu konuda da genç kadınların çaresiz olmadığını, hukuki olarak mücadele verebileceği ve gerekirse psikolojik destek alabileceği ortamlar yaratmak gerekiyor. O nedenle genç yaşta kadınların kadına yönelik şiddet konusunda bilinçlenmeleri ve kendi aralarında bir dayanışma kültürü geliştirmeleri gerekiyor.

Geçtiğimiz yıl dünyanın birçok yerinde eşit ücret hakkı kadınlar sokaktaydı. Türkiye'de de eşit ücret konusunda aynı durum söz konusu. Devlet politikalarının düzenlenmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kadınların eşit işe eşit ücret almaması en yaygın ekonomik şiddet türlerinden biri. Kamu işletmelerinde ve kuruluşlarında eşit işe eşit ücret olmak durumunda. Esas mesele özel sektörde makasın iyice açılması. Burada yakın vadede yapılabilecek en iyi düzenleme İzlanda’daki uygulamaya benzer bir şekilde sorumluluğu özel sektörün yüklenmesidir. İşletmeler cinsiyetler arası ücret farkını açıklamak zorunda olmalı, büyük işletmeler her bir departmanındaki ücret politikasını rapor etmeli ve devlet bunu denetlemeli. Denetleme çok önemli ve bu konuda da bir takım yaptırımlar olması gerekiyor. Ek önlemler alınmalı örneğin, kamu ihalesi almak için başvuran firmalar, kadın ve erkeklere eşit ücret ödediklerini kanıtlamak zorunda olmalı. Belli sektörlerde özellikle ücret politikası analizi yapılmalı ve devlet tarafından izlenmeli. Ne var ki tüm önlemlere rağmen eşitsizlik ortadan kalkmayacaktır. Çünkü erkekler hala daha iyi ücret ödenen işlerde ve mevkilerde çalışırken, kadınlar genelde kadın yoğun ve düşük ücret ödenen sektörlerde çalışıyor. Üstelik kadınlar çoğu zaman yarı zamanlı esnek işlerde çalışıyor. Bu durumun ortadan kalkması için kadınların eşit eğitim ve meslek seçme şansına sahip olması gerekiyor. Üstelik mesleki donanımına ve eğitimine rağmen birçok sektörde kadınlar toplumsal cinsiyet rollerine uygun pozisyonlara zorlanıyorlar ve erkeklerden daha düşük ücret alıyorlar. Uzun vadede bu eşitsizliklerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Ev işleri ve bakım emeği kadın ve erkek tarafından eşit bir biçimde üstlenilmeli. Dolayısıyla kadınların istediği sektörde çalışmayı özgürce seçebileceği, konumunu güçlendirebileceği fırsatlara sahip olması gerekiyor.