Nar Kadın Dayanışması: Özgür ve Korkusuz Yaşamak İçin Daima Mücadele Etmeye Devam Edeceğiz - Kozmopolitik

 Nar Kadın Dayanışması: Özgür ve Korkusuz Yaşamak  İçin Daima Mücadele Etmeye Devam Edeceğiz

Nar Kadın Dayanışması'ndan Leyla Koç ile 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde kadına yönelik şiddet türleri, şiddetin artmasına etki eden faktörleri, kozmopolitik.com.tr 'ye konuştu.

Ayşegül Kaplan/ Kozmopolitik

►25 Kasım yaklaşmışken yakın zamanda yayınlanan ve tartışmalara yol açan reklam filmini sormak isteriz. Diyanetin toplumsal rolleri tanımladığı reklam hakkında görüşleriniz nedir? Topluma yansıması nasıl olur?
AKP iktidara geldiği günden bu yana “kutsal aile” aldatmacasıyla kadını günden güne görünmez kılan ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gitgide derinleştiren bir noktaya getirerek medyayla, yayınlarıyla, hukukuyla, devlet kurumlarıyla dört bir yandan biz kadınlara saldırıyor.
Son dönemde ortaya çıkan ve diyanet işleri başkanının kamu spotu diye tarif edip ardından hazmedemediler diye eklediği reklam fiyaskosunu hepimiz gördük. Kadın ve erkeğe ev içerisinde verilen rollerin toplumsal cinsiyet eşitliği ile bağdaşmayan bir yerde durduğu ise hepimizin gözleri önünde sunuldu.
Bizler yıllardır eşitlik hakkımızı savunuyoruz. Cinsiyet eşitliğini hedef alan ve kadın düşmanı söylemlerini “kutsal aile” senaryosu ile topluma sunmaya çalışan diyanetin bu reklam filmi ilk icraatı değil elbette. Diyanetin son on yılına baktığımızda daha yakın bir zamanda boşandığı erkek tarafından öldürülen Emine Bulut için Diyanet Başkanı Ali Erbaş’ın “Dinimizde kadının canı, onur ve hakları dokunulmazdır ve emanettir” şeklinde yazdığı sosyal medya açıklaması , homofobik ve transfobik şiddetin ve cinayetin korkunç artış olduğu ülkemizde Cuma hutbeleriyle yayımlanan eşcinselliğin sapkınlık olarak nitelendirildiği açıklamaları, 9 yaşında kız çocuğunun evlenebilmesi uygundur, babanın öz kızına şehvet duyması haram değildir, pantolon giyen kadın cehennemliktir gibi çağ dışı açıklamalarıyla kadın düşmanlığına devam ettiğini hepimiz görüyoruz.
Tüm bunlar olurken kadınların iktidarın karşısında dinleyecekleri masalların olmayacağını sosyal medya reflekslerinden ve sokakları mora boyayan dalgasından görebilmemiz mümkün. Türkiye’li kadınlar uzun yıllardır haykırıyor: Eşitlik ve özgürlük mücadelemizden geri dönüş yok!

Fiziksel ve psikolojik şiddete neredeyse her 3 kadından biri maruz kalıyor. Bir de şiddete uğradığının farkında olmayanları düşünürsek bu oran daha da yükseliyor. Peki bu kadınlar hayatlarına nasıl devam ediyor?
İş yerinde, evde, sokakta, otobüste, okulda ve tüm alanlarda fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalıyoruz. Maalesef kadınlar için güvenli alan diye bir yer yok! Ataerkil dünyada şiddeti yaratan birçok unsur var (İktidar politikaları, dil, söylemler, medya, baskı, kutuplaştırma, eşitsizlik vd.). Bizler bu unsurların Türkiye’de gelişen kadın mücadelesinin kalıcı değişiklikler yaratarak değişeceğini düşünüyoruz. Ülkemizde kadın mücadelesi uzun yıllardır kalıcı değişiklikler yaratma konusunda büyüyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kadınlar için anlamı giderek artan ve sokaklarda mücadele ettiği alanlar. Mücadele alanında her geçen yıl sayının arttığını ve tüm ülkede dalga dalga yayıldığını görüyoruz. Bu dalganın artması kadınların eşitlik mücadelesini savunmak ve maruz kaldığımız şiddet iklimine kader birlikteliğimizin verdiği inançla mücadele etmek inandığımız bir noktada. Birbirimizden aldığımız inançla ülkemizde şiddet ve şiddet türleri konusunda bilinçlenmek, farkındalık kazanmak ve bu çalışmaları bulunduğumuz alandan başlayarak yaygınlaştırmak hedeflerimiz arasında. Bu noktada yaşam alanlarımızı eyleme dönüştürmeli ve birlikte güçlü olduğumuzu bilmeliyiz.

►Kadına karşı şiddetin ve cinayetlerin belki de en fazla olduğu zamandan geçiyoruz. Bu artışın sebebi nedir? Ekonomi ve siyasetle bağlantısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İstatistiklere göre AKP iktidarının 17 yılında kadın cinayetleri yüzde 1400 arttı! Ortalama her gün 3 kadın öldürülüyor, yüzlerce kadın şiddete, tacize, tecavüze maruz kalıyor! Bu verilerin münferit olmadığını anlamak çok zor değil. Tayyip Erdoğan’ın kadınları hedef alan söylemleri, Siyasal İslam’ın yarattığı gerici kuşatma etrafında dizayn etmeye çalıştıkları “toplumun” uzun ömürlü olduğunu düşünmüyoruz.
Kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerindeki artışın sebeplerinin çok boyutlu olduğunu düşünüyoruz. AKP iktidarının kendi varlığını sürdürebilmek adına kadınları kuşatma altına almaya çalıştığını görmek çok zor değil. Her türlü politikasında, söyleminde, ekonomik düzenlemelerinde vd. tüm kanallarında kadınların kamusal hayattan soyutlandığı, eve kapatıldığı, ev dışında ise güvencesizliğe mahkum edildiği, günümüz yüzyılından önce bugün çağdışı diye nitelendirilen uygulamaları devreye sokmaya çalıştığı bir hal var. Kadın erkek eşitliğinde de durum öyle. 17 yılda tüm söylemleri eşitliği reddeden, eşitsizliği derinleştiren bir görüntü ile karşımızda. Yetmiyor gibi en temel hakkımız olan yaşam hakkımızın yok sayıldığı ülkemizde katil erkeklere verilen ödül gibi cezalar ve keyfi hukuksuzlar bu cinayetlerin politik cinayetler olduğunu anlamamıza yeterde artar! Yine şiddetin her türlüsü kadınlar için güvenli denilen alanlarda yaşanırken kamusal alanda kadınlar için şiddettin yeniden üretildiği yerler olma özelliği haline getirildi.
Kadın nüfusunun yüzde 57'si ücretsiz ev içi emekçisidir. Biliyoruz ki ev içi emek görünür kılınmaz ise kadın emeğinin gizli sömürüsü de sürecek ve üretim süreçlerinde kadın istihdamı artmayacaktır. Bugün tüm Dünyada Küresel sermaye ve neo-liberal politikalar; eşitsizliği, ayrımcılığı ve yoksulluğu derinleştirirken en temel haklarımızdan olan eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi insanca yaşam haklarımız yok edilirken, kadınların emeğini de iki kez sömürmektedir!
Türkiye’de AKP iktidarıyla birlikte gerici neoliberal uygulamalarla daha fazla derinleşerek, kadınların sosyal-ekonomik-kültürel her alanda bu politikalara maruz kalmasına neden olmuştur. AKP iktidarı, on yedi yıldır neoliberalizmin, siyasi islam ile bütünleşmiş gerici politikalarla, inşa etmeye çalıştığı uygulamalarında; -devletin asli görevlerinden olan ancak yerine getirmediği- sosyal harcamaların yükü, ev işleri, yaşlı, hasta ve çocuk bakımı kadınların üzerine yıkmıştır. Kadın istihdamının azaltılması, esnek, güvencesiz ve ucuz işgücü olarak çalıştırma koşulları, kadınlar üzerinden konsolide edilmeye çalışmıştır.

►Toplumumuzun ve dünyanın bir diğer gerçeği ise flört şiddeti. Bu konuda nasıl yol alınmalı?
Flört şiddeti aslında Türkiye’de yeni yeni konuşulan bir şiddet türü. Kişisel sınırlar, sağlıklı iletişim, hayır diyebilmek ve onay gibi önemli kavramların bu şiddet türü içerisinde çözüm önerilerinin arttırılacağı düşüncesiyle çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Türkiye’nin birçok yerinde flört şiddeti türünün derinliğine ve bahsettiğimiz temel kavramların hayatlarımız içersiinde çözümüne dair fikir ve deneyim paylaşımları gerçekleştiriyoruz. Güvende ve iyi hissedemediğimiz ilişkilerde flört şiddetine maruz kaldığımız gerçeğine karşı neler yapmamız gerekiyor? Bu şiddet türünde ne gibi araçlar yaygın olarak kullanılıyor? Şiddetsiz ilişki nasıl olmalıdır? Karşılıklı onaya dayanan ilişki nasıl olur? Gibi soruları irdeleyerek, farklı yaş grupları ve farklı deneyimleri olan kadınları buluşturmak ve bu konuda öznelerin düşünceleri çerçevesinde bir yol almak sağlıklı olur diye düşünüyoruz. Şuan yaptığımız çalışmaların artması ve daha çok insana ulaşması bu noktada çok önemli.

►Fiziksel psikolojik ve flört şiddetinin yanında kadına karşı politik şiddetle de karşı karşıyayız. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
Kendinden olmayanı yok sayan bir iktidarla uzun yıllardır mücadele ediyoruz. Soruların başından sonuna değin aslında yüz yüze geldiğimiz konu politik şiddete işaret ediyor.
Kadınlar için olmazsa olmaz ve hayati önem taşıyan laikliği savunmak bugün iktidarın tamda istemediği bir yerde duruyor. Ataerkil homofobik ve kadın düşmanı AKP, politiklarıyla, sözüyle, eylemiyle şiddetin her türlüsünü başta toplumsal yapıyı değiştirmeye başlayarak sürdürmeye ve yaşamsal yapı üzerinden gerici ve muhafazakar yapısını dayatmaya çalııyor. Kız çocuklarının okula gitme oranın düşük olduğu, çocuk yaşta evliliğin ve çocuk istismarının önünün yasalarla açıldığı, kadınların yoksulluk kıskacı altında kaldığı, güvencesiz işlere mahkum edildiği, kadın ve nefret cinayetlerinin arttığı, katillerin korunduğu, İstanbul sözleşmesinin tartışıldığı, doğum kontrolünden yaşam tarzına iktidarın müdahalesiyle karşı karşıya kalındığı, kadınların taleplerine kulağını tıkayan, yasalarıyla, ödül gibi cezalarıyla erkeği güçlendiren, haklarını savunan kadınları cezaevlerine kapatan, kadını aileden ibaret aileyi kendi politikasından ibaret gören iktidara karşı hayatı değiştirecek gücümüz olduğuna inanıyoruz.
Bizler her köşe başında katledilen kadınlar olmak istemiyoruz. Kadın mücadelemizin kalıcı değişiklikler yaratacağına inanıyoruz. Birbirimizden aldığımız güç ve inançla özgür ve korkusuz yaşamak için daima mücadele etmeye devam edeceğiz. Mücadelemizin geri dönüşü yok.