Saadet Partisi'nden Referandum Yorumu - Kozmopolitik

 Saadet Partisi'nden Referandum Yorumu

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 16 Nisanda gerçekleşen referandum sonuçlarıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Toplumun geri kalan kısmını kucaklamak için çok daha büyük gayret sarf edilmelidir" dedi.

Karamollaoğlu, Saadet Partisi Genel Merkezinde 16 Nisan'da yapılan Anayasa Değişikliği referandumu sonucunu değerlendirdi. Dün yapılan halk oylamasının neticelerinin henüz kesinleşmemiş olsa da kabul edildiğinin anlaşıldığını ifade eden Karamollaoğlu, "Toplumun yarıdan fazlası bu metnin kabulü istikametinde oy kullandı. Ancak yarısına yakın bir kısmı da bu metni tasvip etmediğini ifade etti. Hukuken bu sistem değişikliği kabul edilmiştir. Herkesin bu sistem değişikliğine razı olması icap eder. Herhangi bir şekilde verilen bir kararı sorgulamak veya bunun üzerinde tereddütler doğuracak tavırlar sergilemek bize yakışmaz kanaatindeyiz. Ancak baştan beri ifade ettiğimiz gibi anayasa değişiklikleri, anayasalar bir yasa olmayıp toplumsal mutabakat metinleri olmalıdır. Bu konuda tam olarak bir mutabakat tesis edilmemiş olması bundan sonra yürütmeyi daha çok düşünmeye sevk etmeli. Toplumun geri kalan kısmını kucaklamak için çok daha büyük gayret sarf etmelidir diye düşünüyoruz" dedi.

Referandum oylaması sürecinde mümkün olduğu kadar kamplaşmayı, kutuplaşmayı önleyebilmek için çaba sarf ettiklerini belirten Karamollaoğlu, "Hangi karar çıkarsa çıksın bunu ülkemizin milletimizin verdiği bir karar olarak kabul etmek ve memleketimizin huzurunu barışını bozmamak gerektiğine inandık. Bundan dolayı da söylemlerimizi hep itinalı bir şekilde ifade ettik. Bundan sonra da böyle olmaya devam edeceğiz. Aslında 17 Nisan da çokta büyük şeyler değişmeyecek. Ancak anayasanın iki maddesi yürürlüğe girecek. Bunun dışında ki maddeler görüldüğü kadarıyla 2019 yılında yapılacak olan seçimlerin akabinde yürürlüğe girecek. Biz bu süreci yapılan anayasa değişikliğine bütün yasaları paralel hale getirebilmek için mecliste yoğun bir çalışma yapılması gerektiğine inanıyoruz. Bizi esas ilgilendiren husus, ülkemizin ve bölgemizin içinde bulunduğu durumdur. Bundan dolayı biz bütün çalışmalarımızda 'evet' mi, 'hayır' mı meselesinin üzerinde durmaktan çok ülkemizin karşı karşıya olduğu problemler üzerinde durduk. Biz şimdi Sayın Cumhurbaşkanından bu problemlerin süratle çözülebilmesi için gerekli adımların atılmasını bekliyoruz. Nasıl ki içerde bir çekişme kamplaşma olmaması için bir çaba sarf ettiysek, bu bölgede maalesef hesapları olan, bu bölgeyi fiilen karıştırmak isteyen, bu bölgeyi küçücük kabile devletlerine bölmek isteyen emperyalist zihniyetle de tutarlı bir şekilde mücadeleye ihtiyacımız var hep ifade ettik" sözlerine yer verdi.

"Avrupa Birliği bizim medeniyet projemiz olamaz' diyerek, Avrupa Birliği ile kavga etmeden bu süreçten nasıl çıkılacağının planlaması gerektiğini söyleyen Karamollaoğlu, "Avrupa Birliğinin karşısındayız. Bize zarar verecek olan tavırlardan kaçınılması icap eder. Israrla bu bölgede ABD ve İsrail'in sinsi değil çok açık emellerinin olduğunu bildiğimiz için, onlarla birlikte hareket etme noktasında çok titiz davranmamız icap eder. Onların planlarına oyunlarına alet olmamamız gerekir" dedi.

Karamollaoğlu, halkın verdiği karara herkesin saygı göstermesi gerektiğini ifade ederek, "Milletin verdiği bu karardan sonra hükümetin ve Sayın Cumhurbaşkanının içinde bulunduğu meseleleri bir defa daha, çok ciddi olarak ele almaları gerektiğine inanıyorum. Şunu diyebilirler, 'Biz on dört yıldır siz gayri ciddi mi davrandığımızı zannediyorsunuz' biz öyle bir iddia da bulunmuyoruz ama yanlış yolda gidildiği kanaatindeyiz. Bizim esas problemimiz derdimiz bu. Biz ülkemizin güçlenmesini, bütünlüğünü teminat altına almasını, bu ülkede yaşayan insanların daha mesut bir yaşantı sürmelerini istiyoruz. Elbette sosyal yatırımlara da ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Ancak güçlenmeden rahat ülkeleri gevşetir." diye konuştu.

Yüksek Seçim Kurulu(YSK)nın kanunlara bağlı bir kurum olduğunu ifade eden Karamollaoğlu, "Hiç kimse kanunların üstünde değildir. Burada önemli olan husus şudur, hiç bilmiyoruz ne kadar mühürsüz zarf veya pusula vardır, eğer onların adedi bugün 'evet' ve 'hayır'ın tehlikeye düşeceği kadar yüksek ise bunun ciddiye alınması gerekebilir. Hemen alelacele bir kararın verilmemesi icap eder. Ancak YSK'da bu konuda ellerinde bir belge olmadığını ifade ediyorlar. Bu da haklılık veriyor. Çünkü normalde seçimlerin meşruiyetiyle ilgili tavır, önce sandık kurullarınca belirlenir. Eğer bir sandık kurulunda bulunan partili üyeler itiraz etmemişse, ilçe seçim kurulu, il seçim kurulu ve yüksek seçim kurulunun yapacağı bir iş yoktur. Sonradan bunun gündeme gelmesi, işte orda bir tereddüt doğar. Yani nerdeyse bütün sandıkların elden geçirilip hangisinde mühür var hangisinde mühür yok bakılması gerekir mi, onu da şuanda pek müzakere etmeyi doğru bulmuyorum. YSK ne olursa olsun kanunların üzerinde değildir. Üstünde bir karar alamaz." dedi.