Şenol Güneş: Direnmesini Bileceksin - Kozmopolitik

 Şenol Güneş: Direnmesini Bileceksin

Üçüncü yıldızını takan Beşiktaş’ın teknik direktörü Şenol Güneş, Jack London’un Martin Eden kitabının kendisine çok şey kattığını ve şampiyonluğa giden yolda kendine felsefe edindiğini söyledi: “Önüne çıkan duvarlar engebeli olduğu zaman, direnmesini bileceksin. Ancak bilirsen direnirsin.

Beşiktaş’ın teknik direktörü Şenol Güneş, Cumhuriyet Gazetesi'nden Orhan Can'a konuştu. İşte o röportaj: “Hayatta hep yalnızsındır, yüreğimde hep umut olduğu için kendimi hiç yalnız hissetmem..” Anlatırken, bazen hüzünleniyor, bazen gözlerinin içi parlıyordu. “Etrafının kalabalık olması senin kalabalıkta olduğunu göstermez. Kalabalığın içinde de yalnız kalırsın. Yüreğinde umut olduğu sürece asla yalnız değilsindir ama..” Mermi gibi cümle ile başlıyordu Şenol Hoca. Çünkü hayat, ona lider olmayı çok küçük yaşta öğretmişti!

En uzun 15 saniye..

Son 15 saniyeydi. Top havada süzülüyor, artık kimse nefes almıyordu. Belki de nefes almayı unutmuşlardı. Top yavaş yavaş Beşiktaş ceza sahasının içine doğru süzülüyordu. 15 saniye bu kadar mı uzun olurdu? Stattaki ıslık sesi kulakları sağır edecek seviyedeydi. Fabri boşa çıkıyor, Marcelo’nun kafasından seken top, havada bir daha yükseliyor ve şamdelden Beşiktaş fileleri ile buluşuyordu. “Vurulsam, yıkılsam” denilen andı. Futbolcular mermi yemiş gibi yere bırakmışlardı kendilerini. Tablo fenaydı.

‘Yalnızlık’ kapıyı çaldı

Şenol Güneş sahaya koşup, kendini yere bırakmış futbolcuları kaldırmaya çalışıyordu. 2 puan daha gitmişti. İşler iyi giderken her şey terse dönmüştü. Daha da ters giderse “yalnızlık” kapıyı çalacaktı. 7 puan kaybedilmiş, fark 2’ye düşmüştü.

- F.Bahçe maçından sonra o gece evde ne oldu?

Anlatıyor Şenol Güneş... “Ben maçtan sonra kimseyle konuşmam, yalnız kalırım. O maçtan sonra öyle yaptım. Salonda tek başıma oturdum. Oyuncuların emeğine çok üzüldüm. Ama içim rahattı çünkü çok iyi oynamıştık.” Hoca devam ediyor: “İyi de kötü de olsa ayakta kalmayı bilirim. Fenerbahçe sevindi ama biz üzüldük, çünkü kazanmayı hak ettik. Ama Başakşehir öyle değil, orada kötü oynadık. Aynı oyunla Fenerbahçe’yle şansa berabere kalsaydık şampiyonluğu kaybetmiştik.” Bu sözler Fenerbahçe maçının Şenol Hoca’yı ne kadar derinden etkilediğini gösteriyordu.

‘Destekleyen F.Bahçe ve Galatasaraylılar var’

Nevzat Demir Tesisleri’ndeki çalışma ofisinde gülen gözlerle konuşuyor Şenol Güneş. “Bazen anlaşılamadığınızı düşünüyor musunuz?” diye soruyorum. “Bence çok anlaşılıyorum” diye yanıt veriyor ve ekliyor: “Fenerbahçe’de oturuyorum. Fenerbahçe kongre üyesi delegeleri bana ‘Senin şampiyon olmanı istiyoruz’ diyorlar. Galatasaray aynı şekilde. Ha Trabzon’da bana kızan var mı, var. Ortak bir değer olarak olmuşsam, bu da anlaşıldığımı gösteriyor.”

‘Yeter ki kitap oku!’

Hayata dair beylik cümlelerin derinliği nereden geliyordu? Çok kitap okuyor muydu? “Çok kitap okumak zorunda kaldım” diye yanıtlıyor Şenol Hoca: “Ben de bel fıtığı vardı. İstemeyerek kaleci oldum. Doktor dedi ki ‘Futbolu bırak’. Bırakmadım. İdmanda belim ağrıdı mı giderdim yatmaya. Yatınca ne yapacaksın, kitap okuyacaksın. Zaten okuyan biriydim. Kitabın çok katkısı oldu bana. Ne okursan oku, yanlış değildir yeter ki kitap oku! Üniversite mezunu olan tek benim ailede.. Mesela Jack London’u bilmezdim. Martin Eden diye bir kitabı vardı. Ondan aldığım ışık, bana çok şey kattı. Martin Eden’de şöyle bir şey var: Önüne çıkan duvarlar engebeli olduğu zaman, direnmesini bileceksin. Ancak bilirsen direnirsin. Kitapları öyle okuyacaksın. İş olsun diye okursan, hiçbir şey anlamazsın.”

‘Kötülüklere nasıl cevap verileceğini öğrendim’

Güneş devam ediyor: “Amatör takım prim verdi 50 lira.. Çanta alacaktım. Önce parayı verdim. Sonra babama dedim ki ‘Baba bana 25 lira ver, çanta alacağım.’ Trabzon’da 15 yaşındayım. Okulda okurken takımı yapıyordum. Kitaptan okudum nasıl antrenman yapacaksın. Liderlik yapıyorsun, antrenörlük yapıyorsun, hem okuyorsun, daha genç çocuksun. Aileme bakmak durumunda kaldım. O sorumluluklar karşısında bilgi sahibi olmam lazımdı. Böylece kötülüklere nasıl cevap verileceğini öğrendim. Haksızlıklara isyan etmek ve teslim olmak yerine, güçlü olmanın gerektiğini öğrendim. Bunların hepsi bende mistik, gizemli bir hava yarattı.”

‘O yanlışı yapan adamlar nerede, sen neredesin?’

- Milli takımda operasyon yediğinizi düşünüyor musunuz?

“Büyük ihtimal öyledir” diyen Şenol Hoca, gençliğinden örnek veriyor: “O gün o yanlışı yapan adamlar nerede, sen neredesin? Bak, 3. kaleciyim. Yaşım 15. Bir kalecinin omzu çıktı, öbür kaleci yedek gitti, beni yine oynatmadılar. Ben bir sene kadroya girmedim. Ama nasıl çalışıyorum biliyor musun? Ondan sonraki sene vermedim kimseye yerimi. O zaman da haksızlığa karşı pes etmedim. Kaşif Ağabey (Töre) Sebat’ta kaleciydi. O bizim ağabeyimizdi. Onlar Sebat’ta oynarken, takviye çağırdılar Sebat’ta.. Baykal Ağabey vardı Sebat’ta, Kazancı. 15 yaşındayım. Utanarak gidiyordum. Nereden nereye geliyorsunuz.”

‘Bana ‘korkak adam’ diyor’

“Niyet bozukluğu olanlar var. Adam bana ‘Korkak adam diyor’. Eskiden bu tip adamlara çok ‘takılı’ kaldım, şimdi ‘takılı’ kalmıyorum. Trabzonluyum diyerek Beşiktaş’ın üzerine baskı kurmak için yapıyorlar.” Beşiktaş’ı bozmak için haberler yazıldığını da anlatan Güneş, “Adam öyle bir şey yazıyor ki oyuncuyla ilgili. Aslında o oyuncunun kafasını karıştırıp takıma zarar vermek istiyor. Kötü niyetini bildiğim için çok kızıyorum. Halbuki ne kızıyorsun adama. Adamın zaten niyeti o.. Bizim hatamız o..” diyor.

- Kaleciden antrenör olur mu?

“Bir örnek daha vereceğim. İtalyan takımına elendik dönüyoruz. Köksal Ağabey var, havaalanında bir dükkanda satıcıyla konuşuyor. Adam sordu ‘Maç ne oldu’ diye. O da ‘Kaleciden antrenör olursa bu kadar olur’ dedi. Ben de duydum bunu ama ben duymazlıktan geldim. Beni son anda gördü ama. Aradan zaman geçti. Yanıma geldi, ‘Benim sözlerime bana hiçbir şey demedin. Orada sonradan seni görünce o kadar üzüldüm ki’ dedi. Belli ki vicdan azabı çekiyordu. Eziliyordu. ‘Niye konuşayım’ dedim. ‘Gel benim yüzüme söyle, ben de hatalarımı değiştireyim’ dedim. O cevap ona yeterdi.”

'Mısır ekmeği fakirin ekmeğiydi’

“Yemek yapmayı bilmeyen Karadenizliyim ben. Sadece yumurta kırarım, çay yaparım, hamsinin ızgarası olur ama yoğurt hep yerim” diyor Şenol Hoca. “Eskiden mısır ekmeği yerdik. O zaman fakirin ekmeğiydi. Şimdi sosyete ekmeği oldu, bulamıyoruz onu. Geçen gün aldım, 2.5 lira olmuş. Küçücük ekmek. 2.5 lira olur mu?”

‘BASİT BİR ADAMIM’

- Şenol Güneş’i nasıl tarif edersiniz?

“Çok basit, sade bir adamım. Bugün neysem, yarın da öyleyim. Rol yapmam. Anlaşılmaz tarafım benim basitliğimdir. Bir oyuncu ahlâklı, çalışkan, ilkeli olacak. Haksız bir maç kazanmak istemem. Hata da yapmak istemem, yaparsam, düzeltmeye çalışırım. Hâlâ yapıyorsam zaten altında ezilirim. Boş zamanlarımı toruna ayırırım. Kore’den sonra ben de televizyon başladı, seyrediyorum yorgunluğumu atıyorum, rahatlıyorum, gevşiyorum.”

‘Saçım kötüymüş, berberim Ali Koç’unkiyle aynı oysa..’

“Totem yapmam ama rakip iyiyse kendimi kasarım. Sağ ayakla çık, sol ayakla çık öyle şeylerim yoktur. Bir ara elbise işi vardı. Dünya Kupası’nda giydiğim. Maç kazanınca aynı takımı giydim. Biraz bol oluyordu bana. Demediklerini bırakmadılar. Oysa ünlü bir markanın elbisesiydi. 5 kilo verdim oradan, 3 takım elbise verdiler bize. Hava sıcak. 55 gün kamp yaptık. Saçlarım kötüymüş, benim berberim Ali Koç’unkiyle aynı oysa..”

- Mutluluk nedir sizce?

2 yıl üst üste şampiyonluk mutluluk getirmişti hocaya ben de “Mutluluk nedir sizce” diyorum. Biraz düşünüyor, sonra “Mutluluk, aslında çok zor bir kavram. İşini iyi yapmaktır mesela. Düşündüğüm şeyi yapmaktır mutluluk. Söz verdiğim şeyi yerine getirmektir benim için mutluluk” diyor.

‘Beşiktaş’ta aşk, Trabzon’da hem aşk hem fanatizm var’

- Şenol Güneş aşka nasıl bakıyor?

“Ben biraz gizemliyim o konuda. Sevginin daha önüne geçmesi olarak düşünürüm. Öyle bir duygu ki seni sarsmalı. Onu görememek, ona ulaşamamak ama onu değerli kılmak. Onu korumak. Sahiplenmek değildir ama. Ulaşılamaz bir değerdir. Mantığın yok olduğu bir değer. Seviyorum lafını çok kullanmam ama içimde o ukde vardır benim. İçime yerleşmiştir o! Ben eşimi sevdiğimi de belli etmem, geçenlerde çiçek yolladım o da şaşırmıştır zaten. Duygularımı belirtmede sıkıntı çekerim.”

‘Demokrat ve mütevazı’

“Beşiktaş’ın büyük takım olduğunu biliyordum ama bu kadar büyük taraftarı olduğunu bilmiyordum. Sonuçlar mı buna etki yaptı onu bilmiyorum. Ama her yerden Beşiktaşlıların adeta fışkırdığını gördüm. Beşiktaşlıysa aileden Beşiktaşlı onu gördüm. Çoluğuyla çocuğuyla sahipleniyor. Aşkla bağlılık var. Trabzon’da da var bu. Ama Trabzon’da biraz fanatizm var biz de. O kontrol edilemez bir hale geliyor onda. İstekleri biraz mantığın dışına çıkabiliyor. Demokrat ve mütevazılık anlayışı Beşiktaş’ta var.”

‘Mesele ego değil adam olup olmaması!’

- Quaresma nasıl adam oldu? Egosu yüksek futbolcuları bir baba gibi yönetiyorsunuz. Bu işin sırrı ne?

“Her insanın bir egosu var. Kimin yok ki. Kimi saklar kimi açar. Mesele ego olması değil, mesele adam olup olmaması! Adamı düzeltmeye çalışmıyoruz, adam neyse odur yani. Değişmedi, kendine zarar verdi, sana zarar verdi, takıma zarar verdi o zaman atarız. Adama büyük para vermişsin, yeteneği var, uğraşacağız tabii. Olağanüstü insanlar, yani yetenekleri olan oyuncular olağan dışı davranışlar yaparlar. Bunları kanalize ederiz, düzeltebilirsek düzeltiriz. Ve güzel başarı alırız. Çünkü bunlar farklı düşünüyorlar, yaratıcılığı var. Adam zeki, müthiş adam, Adam onun için hata yapıyor zaten.”

- Ceza nasıl verilir?

“Cezayı adama vermem, harekete veririm. Ama devam edersen burada olmazsın. Hareketlerini düzeltmezse gider. Arkadaşına ve takıma zarar veriyorsa, hareketi beynine yerleşmişse atarım onu.”

- 2 şampiyonluk ne değiştirdi sizde?

“Ben Trabzon’da 82 puan aldığımda da kendimi şampiyon hissettim. Ama karşılığında kupa alamadım. Mesela 2011 konuşuluyor, hak ettiğimizi düşünüyorum ama alamadım. Burada alamasam üzülürdüm ama işimi iyi yaptım. Ben biraz farklı bakıyorum. Benim farklılıklarım burada.”

‘Filozof olamam’

- Felsefeyle aranız nasıl?

“Ben filozof olamam çünkü filozofa saygısızlık olur. Ha kitap okurum. Ama kitaplara bağlı kalmam. Konulara da bağlı kalmam. Mesela sizle de konuşurum, toplantı yaparım sizden bir şey çıkartırım. Benim analizim vardır, analitik düşünürüm bu doğru, bunlar boşa gitsin istemem. Sunay Akın’la biz evde oturuyoruz. O zaman daha ünlü değil. Babası kızıyordu ona ‘Ne bu boş işlerle uğraşıyorsunuz’ derdi, dedim ki ‘Herkesin bir hayat felsefesi var’! Ama bunu yaparken kitaplar okuyacak, bilgiler alacaksın ama sen kendin olacaksın.”