100. Yılında Bir "Ekim Devrimi ve Bugün Sol.. - Tarkan KONAR - Kozmopolitik

Okumaya başladığınız yazı Ekim devriminin 100. yılı vesilesiyle solun ciddi bir ideolojik, teorik, siyasal "iç hesaplaşmaya" girme ihtiyacına çağrı olarak kaleme alındı.

Yeni üretim ilişkileri, sektörler ve çalışma formları özelinde solun mevcut sendikal ve sosyal haklar mücadele birikiminin yetersiz kaldığı, bunlara dönük sürekli akademik ve pratik düzeyde çalışmalarının olduğu ortada. Lakin yetersizliğin nedeni atalet falan değil, bilakis atalete iten durum. Yani yeni şartlar ortaya çıktıktan sonra duruma müdahil olma çabası beraberinde geç kalmışlığı ve ardından kabullenişi getiriyor. Oysa marxizm bir öngörme yöntemidir. Akabinde "yorumlamakla kalmaz değiştirebilirsiniz!"

Öyleyse bu perspektifle gelmekte olanı anlamaya çalışalım;

- Yapay zeka, Gen teknolojisi!, Azalan fosil yakıt ihtiyacı..

Halihazırda solun bu başlıklar özelinde tumturaklı bir politikası yok. Olmalı mı? Şöyle diyelim,

-Yapay zekanın üretim alanında artarak kaplayacağı yer başta eğitim sistemini de belirleyecek. Sistem adım adım parası olan herkese diplomanın dağıtılarak dğersizleştirildiği bir "jenerasyon dizaynına" gidiyor.

- Daha önemlisi, Gen teknolojisi / dna / moleküler genetik bilim yeni düzenin yeni sınıfsal yapısını belirlemenin arifesindedir. Geçişkenliği olan sınıflı toplum yerini ölümlüler ve ölümsüzler! den oluşan keskin bir yapıya bırakmaya doğru kapı aralamıştır. Kusursuz embriyolardan olan "zenginler" (nerdeyse 300 yıl yaşayan) ile bunu satın alabilmek için 40/50 yıllık ömrünü heba eden "ölümlü emekçi yığınlar"...

Sosyal hakların neredeyse tamamen budandığı bu yeni! kölelik şimdikinden kat be kat keskin sınıflı dünyanın hali olacaktır. İktisatçılar böyle bir şeyin pazar ilişkileri nedeniyle olamayacağını, Satın alamayan emekçilerin sistemin (kapitalizmin) de sonu olacağını savlayabilirler ancak, ölümsüz azınlığın sertleşecek olan iç mücadelesi, Savaşlar, İç savaşları, İnsan haklarının rafa kalkması ve beraberinde gelecek nüfus düşüşünü hesaba katarsanız sistem azınlığa satabileceği "kapalı devre", Lükse dayalı bir azınlık ekonomisine de hazırlık yapacaktır. "doğal iş bölüşümü" yine çalışacaktır.

Her iki taraf için de evlilik kurumunun anlamsızlaşması, İnanç sistemlerinin revizyonu!, Çocuk idealinin azalması, Milli aidiyetin bitişi gibi manevi boşluk sürecinin artıracağı intiharlar bağlamında yeni toplumun sosyolojik analizini de başka bir yazının konusu edelim..

Bu noktada solun bu gidişata dair tasavvuru nedir, ne olmalıdır? Soru bu..

"yok canım olmaz öyle şeyler" cevabı bugün pek de bir önem taşımıyor.

Bunlar fazla fantastik geldiyse 2040 yılında artık otomotiv devleri başta olmak üzere fosil yakıtsız teknolojiye geçilecek olması, petrole ihtiyacın azalması yani Ortadoğu’ya petrodolar akışının kesilmesi,

Finansal bir tetikleme ile Ortadoğu haritasının değişecek olması da mı fantastik? Buna dönük nasıl bir hazırlığı var solun?

"2040'a daha var ya" pek siyasi bir vizyon değil.

Bunlar bugünün acil sorunları karşısında fazla soyut bulunuyorsa sormak gerek, Marxizmin doğuşunda Hegel ile idealizm bağlamındaki hesaplaşması emekçiler için ne kadar somuttu? Henüz rüşeym haldeki işçi sınıfının artık tek ilerici güç olduğunu söylerken gelmekte olan yeni üretim ilişkilerini analiz ediyordu,

Bilim, İktisat, Felsefe, Mülkiyet ilişkilerinden bağımsız değildi marx'ın yazını.

Yine de güncel olanı mı yazalım?,

- Bir afet bölgesi olan Türkiye'de deprem ve diğer olası afetlere karşı nasıl bir hazırlığı var solun?

Siyaset değil ama bir şeyler yapmak isteyen büyük toplumsal kesimlere bir proje sunmayı gündemine almıyorsa sol neyi alıyor?

- Pekiyi, 2. bir darbe girişimi vb. bir provokatif harekete karşı pratikte bir hazırlığı var mı?

Geçtim,

- Suriye’de Esad lehine ilerleyen süreç neticesinde paramiliter örgütlerin buharlaşmadığı ortada. Silahlı yapıların bir biçimde içerde kendine bulacakları toplumsal tabanla mücadelesini Türkiye'ye kaydırmak istemeyeceğinin ne garantisi var?

Laiklik paydasında buluşabilen büyük bir toplumsal taban varken solun önleyici planı var mı?

Bunlara "apolitik gündemler" diye burun kıvıranlar için de,

-2019 martında yerel seçimlere dönük (ki şimdiden başlamak gerekiyor) strateji nedir? He pardon ona da cevap var: "sandıkla işimiz yok"..

- Uluslararası ve bölgesel dinamikler yeni bir haritayı dayatırken tıpkı eğitim sistemi gibi "ulusların kaderlerini tayin hakkı" da talep eden herkese düzenci sınırlar dahilinde verilecek. Verildikçe anlamsızlaşacak.

Zira yeni plebyen sınıfsal yapıda ulusçuluk da negatif anlamda boşaltılacak.

Yukarıda sıralanan tehlikelere ve kurgulara karşı mevcut sistemin ve iktidarın nasıl olsa önlem alabileceğini düşünüyorsanız neden muhalifsiniz? Yok alamayacağını düşünüyorsanız planınız ne?

Alternatif bir yaşamı söylemden öte planlamayan bir sol "düşünce kulüpleri" olmanın ötesine geçebilir mi? Kesin olan mevcut statü ile devam edilemeyeceği.. Gezi'den doğan fikri alt metin maalesef 55 yaş üstü şeflerce bertaraf edildi! Teşkilatın bekası muhafaza edildi (bedelini hep beraber ödüyoruz). "ideolojik duruşu korumak" ile muhafazakarlaşmak arasındaki çizginin çok inceldiği bir zamandayız. Kimlik, Ulus, Emek mücadelelerini güncellemeyen bir sol gelmekte olana karşı "makina kırıcıya" dönüşecektir.

Diyalektik özetle tarihi inovatif bir tekerrüre benzetse de ilerici ucu temsil etmeyen bir sol bugün "ne yapmalı" sorusuna yanıt verebilir mi?

DAHA AÇIK OLALIM MI?

Sol, Emekçi insanlara, Üyelerine partilerinin yönetici mekanizmalarında ne kadar sahici alan açıyor? "iki kongre arası en yüksek organ parti meclisidir" lafzını geçiniz.. "sol sosyetenin" uyguladığı ambargo nasıl delinecektir?

Parti binalarında nöbet tutturarak insanlara "örgütlü mücadele veriyor" sanrısı yaşatmak kötülüktür. Basit bir rakamsal veri ile durumun vehametini açıklayalım,

Türkiyede sosyalist sola (parlamento dışı) ait toplamda takriben 280 bina (ilçe, il, yayın bürosu, kültür merkezi vb.) vardır. Bir binanın aylık giderinin asgari 2.500 tl olduğunu düşünürseniz 280 x 2.500 = 700.000 tl (yeni para ile, aylık), 700.000 x 12 = 8.400.00 tl (yıllık) sisteme, Gayrı menkul sektörüne para aktarılıyor demektir. Aidat ödeyen emekçinin, harçlığından artıran öğrencinin parası.. Bu parayla oysa neler yapılabileceği de başka yazıya kalsın..

Yakın zamanda (2040) sağlıklı su ve gıdanın herşeyden kıymetli hale geleceğini düşünürsek solun yerel modellerden (belediyeler) başlayarak alternatifi örgütlemesinden başka çıkış yoktur. Kapitalizmin tüm yerel versiyonları iflas etmiş halde barbarlığa çıkacaktır.

Putları yıkın,

Tabuları devirin,

Mücadele edin, edelim..