16 Nisan Referandumu Ne Getirir, Ne Götürür? - Hasan Bilgili - Kozmopolitik

Referandumlar iki seçenekli arayışlar olarak sunulagelmiştir. Lakin evet ya da hayır demenin veyahut boykot etmenin ötesinde böyle tarihler her zaman süreklilikler ya da kopuşlar meydana getirmiştir.

82 Anayasası için yapılan referandumda oldukça yüksek bir oranla Evet çıkarken, Halk siyasi yasakları, darbenin getirdiği filli durumu bilinçli ya da bilinçsiz onaylamıştı.

7 sene sonra yapılan 89 referandumunda ise siyasi yasaklar oylanmıştı. Özal ve diğerleri şeklinde geçirilen seçimde diğerleri dediğimiz Erbakan Demirel ve Ecevit siyasi yasaklardan kurtulup siyasi arenaya resmen geri dönmüşlerdi.

Resmen kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü Türk Siyasi Tarihi hiç bir zaman verili ya da fiili durumu resmiyete kazandırma gibi bir alışkanlık elde etmemiştir.

Şu anda Başkanlık sistemi denen şey ile yönetilmediğimizi iddia eden bir kişi bulamazsınız. Erdoğan güçlü bir Başbakanlık ile ülkeyi idare ederken ya da etmeye çalışırken Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığında yapamadığı şeyler olacak ki kendisi Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez kurum ile ilgili ne varsa değiştirdi ya da dönüştürdü.

Mekan değişti, ananeler değişti, usul adab değişti. 12 Ağustos 2014 tarihinden bugüne değiştirmek istediği ne varsa zaten yaptı. Daha ne yapmak istiyor? Bahçeli'nin dediği gibi fiili duruma kılıf bulmak onu resmiyete kavuşturmak istiyor.

Belediye Başkanı gibi ülke yönetmek ya da aile şirketi yönetiyormuş gibi bir ülke yönetim düzeni kurmak.

Halihazırda zaten Evet ortamı varken Hayır demek neden önemli?

Evet; şuanda ürkekçe yapılan her hamlenin daha yürekli yapılmasının ortamını hazırlar. Farzı misal, savaş çıkartmak isterse kimseye sorma, danışma ya da aman Halk ne der gibi kaygılara gerek kalmayacak. Böyle kaygılara gerek duyulmayan bir ortamda siyaset nasıl şekillenir? Temel sorumuz bu. Yazının bundan sonraki kısmı Evet çıkarsa siyaset nasıl şekillenir, ne gibi mücadele alanları oluşur onlar hakkında olacaktır.

Evet çıktı ve bunca garabet yani her şeyin ama her şeyin Erdoğan tarafından belirlendiği bir ülke: Erdoğan Aile şirketi ya da cumhuriyeti olarak adlandırılabilir.
Kabinenin çoğu aileden isimler, meclisteki vekillerin çoğu Şamil Tayyar, Mehmet Metiner tipinde, profilinde insanlar. Buraya kadar oldukça garabet bir tablo. Dahası var. Burhan Kuzu gibiler yargıda, Hulusi Akar profili askeriyede. Bunlar en kötüsü, daha kötüleri var. Ak parti gençlik kollarına bakın ve bu ortalamanın yasama-yürütme-yargı üçlemesinin profilini oluşturduğunu düşünün. Üstüne üstlük bu arkadaşlar devlet garantisi altında değil taşeron bürokratlık yapacak. Biat etme kültürlerine, derecelerine göre sınıflandırılacak ve gir-çık yapacaklar.

Bunun adı olsa olsa Garabet Cumhuriyeti olur. Erdoğan A.Ş.-Taşeron Cumhuriyeti.

Buna karşı yine mücadele alanları, yöntemleri neler olacak?

Orasını yaşayıp görürüz ama tarihin bizleri bir yere doğru sürüklediği kesin. O sürüklendiğimiz yerde çokça eski toprak, çamur ıvır zıvır her şey varken, alüvyonlu yani bereketli toprak ta var. Mesele onu delta haline getirip verim almakta. İşsiz, güvencesiz, sigortasız, mensubiyetini yitirmiş bir kitle mevcut. Ve sayısı her geçen gün artıyor. Orta sınıf yalanına saplanan bizler ancak ve ancak siyaseten bu kitlenin önünü açarsak bir iktidar değişmiş görme umudumuz olabilir.

Siyaset isimlerle değil toplumsal gerçekliklerle yapılır. Her toplumsal değişim verili bir iktidar ve güç ilişkilerine tekabül eder. Bu tekabül ediş muhakkak ki toplum mühendisliği şeklinde cereyan etmez. Fakat siyasetin yeri geldiğinde sosyolojik halleri ve ahvalleri tıkadığı her zaman gözle görülür.

Onun içindir ki; Evet de çıksa Hayır da çıksa mücadele alanımız şuanda sessizliğini koruyan ve solun iktidar umudu için örgütlemesi gereken, harekete geçirmesi gereken bu kitledir.

15 yılda yaşamadığımız mağduriyet kalmadı. Ortak müştereklerin iktidar olmaması için hiç bir neden yok!