CHP'nin Muhalefet Ve İktidar Olma Meselesi Üzerine - Özkan GÖNÜL - Kozmopolitik

Her şeyden önce iktidar olmak için karşımızdaki gücün tanımlanması gerekmektedir. İktidar kimdir? Ülke yönetimine ait nasıl bir davranış kalıpları içerisindedir? Toplumsal kırılmaları, ekonomik çelişkileri ve Uluslararası politik mücadele biçimini irdelemek gerekir.

Bütün siyasi yetkiyi, hakkı olmamasına rağmen elinde tutan, yönetim ve karar alma sürecinde kesintisiz tek merci olan birinin karşısında neler yapılabilir? Monarşinin uygulandığı yönetimlerde dahi kimseye hesap vermeme kuralı uygulanamamışken mevcut AK Parti iktidarında; hesapsız ve kitapsız bir biçimde uygulanmıştır. Ülkenin, toplumsal ve siyasal gelişimi ilk kez bu kadar derin yarılmalara ve yine ilk kez AK Parti iktidarında oluyor. 

Güç ve korku bu yönetim biçiminin en temel aracı halinde gelmiştir. Geleneksel yönetim AK Parti ile yerinden oynamıştır. İktidar olmak için yola çıkışı, insanların ihtiyaç duyduğu ve dönemin siyasi konjonktürü ile de bir biçimiyle örtüşen ADALET ve KALKINMA iddiası ile olmuştur.

Deniz feneri vakası ve 17/25 yolsuzluk olayı ve Suriye meselesinde teröre destek veren ülke iddiasına rağmen toplumda Ak parti’ den kopuş olmamıştır. Yargılamadaki yanlışlar, dış politikadaki ciddi yalnızlaşma ve Kürt sorunu çözümünün de ortadan kaldırılması bu kopuşa ciddi etki etmemiştir.

Peki ne yapılmalıdır? Sorusuna; Muhalefet partilerinin etkin siyaset üretememeleri, halka güven verememeleri ve ortaya koyacakları kayda değer önerilerinin olmaması Lavıathanın yıkılmasını gerçekleştiremez cevabını karşımıza çıkarıyor.

CHP,  bu haliyle iktidar alternatifi olamaz. Yönetim kadrosu ve örgüt yapısı problemlidir. Çok farkı grupların, parti içi güç mücadelelerindeki gereksiz enerji kaybı, partinin yönetsel kadrolarının tüzük ihlalleri ve sağlıksız üye yapısı ile iç sorunları derinleşmiştir. Uzun zaman sonra ön seçim yapılmış ancak gereğinden fazla kontenjan atamaları ve parti kaynaklarının iyi yönetilememesi parti içi güven bunalımına yol açmıştır.

CHP içindeki solcuların da işe yanaşmadan söze doyan tavrı, çoğu bulamadan aza kıyan halleri, bencillikleri, kadro üretememeleri, toplum için koltuklarından feragat edemeyecek olmaları diğer bir değişle ben olmazsam olmaz mantığı ve dar gruplar içindeki kısır mücadelelerini de eklerseniz bir şeyin değişmeyeceği aşikârdır.

CHP, topluma güven verememektedir. Ülkenin genci işsizim dediğinde oy ver hallederiz, emeklisi maaşım yetmiyor dediğinde noterden taahhüt ettik ya iktidar olursak çözeceğiz, Kürt sorununu biz çözeriz lakin nasıl? Sorusuna bir iktidar olalım çözeriz denirse, çiftçisi, sanayicisi ve turizmcisi dert sarmalındayken AKP tipi çözüm önerilerini önlerine koyduğunuz zaman itibarım aslınadır sureti sende kalsın oluyor.

Kaldı ki, partinin ideolojik bir omurgaya oturmaması, Genel merkezin, Beştepe ve Yenikapı katılımı da üstüne eklenince Kemal Kılıçdaroğlu’nun sorgulanır olmasına sebep olmuştur. Bunu yanında tarihsel yorgunluğunun olması, geçmişinde çok fazla hataların olması CHP’nin artık sürecinin dolmasına ve tarihteki yerini almasına zemin hazırlamaktadır. Girdiği her seçimi kaybeden bir parti artık kendini sorgulamalıdır. Türkiye’de 15 Temmuz’da FETÖ’cü darbe girişimi oluyorken, ana muhalefet partisi genel başkanı bir belediye başkanını evinde saklanır mı? Cesaret, kararlılık demokrasi savunuculuğu nerede kaldı? Aynı anda alana çıkıp darbe girişimine karşı parlamentonun meşruluğunu bu girişimin hukuksuzluğunu söyleseydi belki CHP, halk için artık başka bir anlam ifade edecekti. 

Çok anlamlı bulduğum bir cümle var “Bizi saracak olan kendi kollarımızdır.” Haksızlığa boyun bükmeden ve keskin bir dille partinin yanlışları ve hataları konuşulmalıdır. Kusur var denmekten geri durulmamalıdır. Yeniden bir örgütlenme modeli ve dinamik unsurlarla kitlelerin öfkesi harmanlanmalıdır. Kürt sorunundan Alevilerin inanç özgürlüklerine, yoksulun ekmek kavgasından öğrencinin eşit parasız okuma hakkına ve adalet duygusu kaybolmuşlardan ülkenin dışlanan ve ötekileştirilen bütün kesimlerinin umudu olacak bir yapı ile iktidar taşları döşenebilir.

"Otoritenin en büyük düşmanı ve onu zayıflatmanın en kesin yolu kahkahadır" der Hannah Arend önce gülmeyi becermeliyiz. Parti, somurkant, asabi, mutsuz ve umutsuzların birlikteliğinden oluşan bir yapı görünümündedir.

AKP’ye mahkûm değilizi görmeliyiz !

Bu ülkenin; Fransız sömürüsüne isyan eden Franz Fanon’lara,  ezilen ve sömürülenlere karşı net çıkışları ve çalışmaları olan Derrida’lara, Çağdaş İslam düşüncesini yaratan Ali Şeriati’lere, 1871’de Paris Komünü saflarında savaşan kadın militan Louise Michel, Komün’ün yenilgisinin ardından çıkarıldığı karşı-devrim mahkemesinde erkek yoldaşlarıyla eşit biçimde ölmeyi talep etmiş, savcının yüzüne şöyle haykırmıştır: “Mademki özgürlük için çarpan her yüreğe bir parça kurşun nasip oluyor, ben de hakkımı isterim! Eğer yaşamama izin verirseniz intikam diye haykırmaktan usanmayacağım.” Diyen Michel’lere, iki dünyayı birleştiren Willy Brant’lara ihtiyacı var. Sayıları az da olsa CHP içerisinde bu davranış kalıpları içerisinde olan Milletvekilleri, Parti Meclisi Üyeleri, İl ve İlçe Başkanları ile parti üyeleri mevcuttur. Bu arkadaşların öne çıkarak insiyatif almaları elzemdir. Toplamda; Barış, Adalet, Özgürlük, Eşitlik ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli çalışmalar ivedilikle yapılmalıdır.

Yayın yapan radyo ve Tv kanallarının kaç tanesi dini ya da iktidar odaklı yayın yapmaktadır? Kaç tane dernek ve vakıfları bu noktada hareket etmektedir? Ticari hayatta iletişim ve ilişki biçimleri nasıldır? Yapılanmayı nasıl sağlamışlar? Birlikteliği beraberliği nasıl diri tutuyorlar? İnceleyen ya da farkına varan var mıdır? Unutulmasın ki; kendi içinde dayanışma kültürünü yitirmiş, birbirini büyütmeyen ve toplumun bilinçlenmesine katkı sunamayan, toplumun çıkarlarını savunamaz ve iktidar olamaz. Bu ülkenin acilen normalleşmeye ihtiyacı vardır. Toplumun bütün kesimlerini kucaklayan, umut/güven veren farklı bir dille güzel ve yaşanılacak bir ülke önermesi olan, daha cesur ve daha kararlı bir lidere ihtiyaç var.