EKMEK - İlayda Koçoğlu - Kozmopolitik

Yaklaşık bir hafta önce Fatih’e 4 kardeşin intihar etmesi ile intihar gerçeği ve geçim sıkıntısı derdiyle
acı bir şekilde yüzleştik. Aslında ülkemizde 2012 yılından itibaren intihar vakalarında ciddi bir artış söz
konusu. 2018 verilerine göre ülkemizde günde 8 kişi yaşamına son veriyor. Şehir bazlı baktığımızda ise
en çok intiharın görüldüğü şehir İstanbul’u, Ankara ve İzmir takip ediyor.


Önceki dönem araştırmalarına göre Türkiye açısından intihar fikrinin önüne geçen en önemli
etkenlerden biri ‘’yakınlarıma ne olur’’ düşüncesiydi ancak Fatih’te ve Antalya’da karşılaştığımız
vakalar bize gösterdiği depresyon hali o kadar güçlenmiş durumda ki toplu intihar ve cinnet
durumlarıyla karşı karşıyayız.


Peki intihar oranlarındaki bu artışın ve toplu intiharların sebebi ne?


Aslında intihar oranının yüksek olduğu şehirlere dikkat ettiğimizde sebep için benzer tahminlerde
bulunmak içten bile değil.


Neoliberal politikaların uygulama laboratuvarlarından biri olan ülkemizde toplum giderek
yalnızlaşmakta ve sınıflar arası ekonomik ayrım giderek açılmakta. Bu durum insanlar üzerinde
umutsuzluk ve akabininde depresyon, çaresiz hissetme gibi durumlara yol açmakta.


İnsanların ne denli bir yalnızlığa itildiği Fatih’te yaşayan 4 kardeşin intiharında gözler önüne çıktı.
Olayın ardından söylenen ‘’kimseyle iletişim kurmamışlar’’, ‘’4 kardeşin bekar olması ve birlikte
yaşamaları şüphe uyandırıcı’’ gibi söylemler neoliberal politikaların beraberinde getirdiği
yozlaşmadan başka bir durum değildir. 4 kardeşin geçimini içlerinden sadece birinin sağlaması veya
aylarca sadece ekmekle beslenmiş olmaları bu duruma yol açan sistemsel sakatlık aslında yukarıda
belirttiğim yozlaşma yüzünden görmezden gelinmekte, üstü kapatılmaktadır.


Antalya’daki durum ise tüm baskının ve sistemsel sakatlığın yanında toplumun erkeğe biçtiği rol
üzerinden yükü daha fazla kaldıramayıp cinnet geçiren ve tüm ailesiyle birlikte kendi yaşamına son
veren bir baba. Aile reisliğinin erkek üzerinden kutsanmışlığının bireyler üzerinde nasıl bir etki
yarattığını düşünmeden insanların omuzlarının üzerine tarifsiz bir sorumluluk koyuyoruz. Bu gerek
kültürel kodlarımızdan gerekse siyasetin dili yüzünden giderek perçinlenen bir durum ne yazık ki.


İntiharlardan sonra başlayan siyanür satışı yasaklansın tartışması ise tamamen içi boşaltılmış bir
durumdur. Çare siyanürün yasaklanması değil, yoksullukla mücadelededir, toplumsal rollerde
eşitliktedir. Kent yoksulluğuna karşı gerçekçi çözüm üretemediğimiz sürece ne yazık ki bu gibi
olaylarla daha fazla karşılaşacağız. Ek olarak sınıflar arası ekonomik farkın giderek açılması toplumsal
olarak farklı problemlerin doğmasına yol açacaktır.


Türkiye Cumhuriyeti, kimsesizlerin kimsesi şiarıyla kurulmuştur. Tekrardan üstünlerin çıkarının değil,
halkın kazancının göz edildiği ekonomik reformların hazırlandığı günlerin yakında olduğu temennisiyle...