Eski Türkiye ve Şeffaf Seçim Zarfı - Hamdi GARGIN - Kozmopolitik

4 Temmuz 2014 tarihli yazımda, özetle, iktidarın artık sadece kendi tabanını diri tutma gayreti olduğunu ve en iyi başarının statu quo olacağını 2 örnekle anlatmaya çalışmıştım. Seçimlerden 5 hafta önce anlaşılmıştı. Seçim kampanyası yurtiçinde ve yurtdışında genel bir ilgisizlikle geçmiş, rakamların da gösterdiği gibi Türkiye tarihinde, heyecanı ve katılımı en düşük seçimler olarak kayda geçmiştir.

30 Mart belediye seçimlerinde 27 partili ve 60 cm uzunluğunda 3 adet oy pusulasını 1 zarfa sığdıran seçmen, 10 Ağustos’ta, yani 4 ay sonra, şeffaf bir zarfın içine 3 isimli oy pusulasını koydu. Bu durum Türk siyaset sistemini bir model yapmaktan çok 1983 Anayasası’nın çarpıklığını, YSK’nın iktidara bağımlılığını ve seçim yasalarının yetersizliğini bir sefer daha gözler önüne sermiştir.

27 partiden 3 isme indirgenen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, 2002 genel seçimleriyle ortak noktası var. 2002 yılında 40 milyon seçmenden 10 milyon oy alarak TBMM’de 363 sandalye kazanan AKP, 12 yıl sonra, 55 milyon seçmenden 21 milyon oy alarak, bu sefer %38 oyla cumhurbaşkanlığını kazanmıştır.

28 Şubat başta olmak üzere, 1990’lı yılların siyaseti, 2002’de TBMM’yi azınlığa indirgemişti. AKP’nin sistem dışından geliyor olması, azınlık TBMM’de (AKP ve CHP’nin aldığı 550 sandalye toplam seçmenin %45’ini temsil etmiştir) AKP’yi iktidara taşımıştır. Bugün benzer bir fenomen yaşıyoruz. Parti üstü unsur bu sefer cumhurbaşkanlığı. 10 Ağustos 2014 tarihinde, 2002’de olduğu gibi, %38 alarak, Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk azınlık Cumhurbaşkanı olmuştur.

Özetle, 2002’de %25 oyla TBMM’de %66 temsil edilen AKP, 2014’te halkın %38 desteğiyle adayını Çankaya’ya taşımıştır. Ancak AKP açısından 12 yılda değişen 2 gerçek var. Birincisi, AKP 2002 yılında sistemin dışından gelen bir partiydi. Bugün artık çarpık sistemle kendini özdeşleştiren bir parti olarak algılanıyor. İçerde kendini sistemin sahibi olarak tanımlamasada, kendi tabanında dâhi artık sistemin savunucusu olarak kabul ediliyor. Yeni Anayasa ve yeni Türkiye vaatleri inandırıcılığını kaybetmiştir. Bu nedenle yurtdışında ve yurtiçinde kendi tabanı dışından destek bulması çok daha zor olacaktır.

İkinci Değişiklik

Rakamsal verilere göre düşüşe geçen AKP, ayrıca geçmiş seçimlerde olduğu kadar %10 barajın etkilerinden veya sistemin mucizelerinden yararlanamayacaktır.

Son seçimlerde HDP oylarının 3 milyondan 4 milyona çıkmış olması partiyi marjinal olmaktan çıkarmıştır. MHP 30 Mart 2014’te belediyelerde gösterdiği performansla sağ’da kilit rol oynayabileceğini kanıtlamıştır. Ana muhalefete gelince; Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, bütün eleştirilere ve beklentilerin altında kalan sonuçlara rağmen, 2014 yılına Mustafa Sarıgül, Mansur Yavaş veya Ekmeleddin İhsanoğlu adaylıkları gibi deneysel girişimlerde bulunabileceğini kanıtlamıştır.

Gezi olaylarından sonra, yeni Türkiye’nin AKP içinden çıkmayacağı içerde ve dışarda anlaşılmıştır. Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığında Türkiye marjinal ülkeler sınıfına (biraz daha) girmesi muhtemel. AKP içinde marjinalleşme “Yeni Türkiye” olarak algılanıyor. Ancak karşısında hala %62 bir muhalefet var. Bu muhalefet, 10 Ağustos seçimlerinde ‘3 isimli şeffaf zarfta’ kendini ifade edememiştir. Genel seçimlerde seçmenin oyları TBMM’de sandalye dağılımında daha etkili olacaktır.

*Bu yazı 25 Ağustos 2014 tarihinde yayınlanmıştır.