Eyy Domates! Kaça Senin Kilon? - Eren SOYDEMİR - Kozmopolitik

Farkında mısınız?

Ülke el birliği ile tek adamlığa sürüklenirken, sağduyulu kesimin müthiş direnci sonucu "tepemizdeki" ne balkon konuşması yapabildi ne de zafer çığlığı atabildi. Yetmedi zafer görünümlü yenilgiyi üstünden atmak için "Binali Bey'in başarısıdır." Dedi ve çıktı kenara.

YSK'nın hukuk tanımaz garabet kararı sonucu seçimin bütün dengesi alt üst edilmekle kalmadı, demokrasi kültürümüz hiçbir şekilde tamir edilemeyecek bir yara aldı. Kim ne derse desin Türkiye'de gelecek seçimlerin tamamı bu karar anından itibaren şüphelidir.

Ancak konunun bir başkaca boyutu var ki tam da HAYIR cephesinin bel kemiği ve en büyük parçası olan ana muhalefet partisi ve yönetimi ile ilgili gündemi oluşturan yönetim çatlağıdır.

İktidar partisinin ve algı makinesi gibi çalışan sözde merkez(!) medyanın seçim sonrası ilk atağı CHP'ye ve onun yönetimine gerçekleşti. Bu operasyonvari hamle gayet beklenilen bir durum zira parti içerisinde hatırı sayılır bir muhalif kesim bulunmakta.
Bütün kesimlerden ardı arkası kesilmeyen bu hamlelerin en önemlisi ve en tehlikelisi şüphesiz ki "halkı sokağa çağırma" davetiydi. Ucu kestirlemeyen ve öngörülmesi imkansız bir durumun içine halk CHP aracılığıyla itilmek istendi. İlginçtir ki bu çağrıya HDP ve diğer sol kesimlerin ısrarı ve baskısından daha ziyade (ki bu baskı pek hissedilmedi) partinin MYK sında bulunan ve genel başkan yardımcığılına yine partinin genel başkanı tarafından atanmış bir kişi ağzıyla dillendirilmeye başlandı. Haklı ve yerinde protestoların demokratik hak arayışlarının, tam da gasp edilmiş bir referandum üzerine gelmesi oldukça anlaşılır bir durumdur.

Fakat gözden kaçırılmaması gereken bir önemli husus var o da Türkiye'nin demokratik olmamaya doğru hızla giden durumu. Ülke de belirli kesim devlet eliyle silahlandırılıyor. AKP hükümeti devleti bütün olanaklarıyla parti devleti haline getirmiş durumda ve bunu her alanda uygulamaktan sakınmayan bir tutum sergilemekte. Bütün bu gerçeklik altında halkı silahlı bir kesimin karşısına çıkartmak en iyi tabirle "basiretsiz ve sorumsuzca" bir yaklaşım olurdu. Bu açıdan yapılması gereken en önemli direniş, bütün hukuk yolları ve uluslararası hukuk yolları tüketildikten sonra hükümeti dar bir çerçeveye sıkıştırmak olur. Bunu CHP veya başka bir muhalefet partisinin eline bırakmayacak derecede başarılı bir iktidar sergilediklerini de unutmayalım. Nitekim uluslararası güçleri, komşuları, ana muhalefeti, kürtleri vb ne varsa bırakın bir kenara "Domates"le bile hesaplaşmaya gitmek zorunda olan bir güç er veya geç tükenmek zorundadır.

Bırakalım tükensinler, yorulmuş olarak kaybetmekten başka seçenekleri yok. CHP'nin başındaki isim ister Kılıçdaroğlu olsun isterse başkası, hükümetin gidişi mutlak bir gerçektir. Hiçbir güç de bu gerçeği değiştiremez. O yüzden muhalefet kanadının iç hesaplaşmaya bu kadar enerji harcaması ancak ve ancak AKP nin gündemden kaçmasını sağlar hepsi bu.