Gazoz Olma Efsane Ol! - Eren EGE - Kozmopolitik

Son aylarda ülke gündemini bence gereksiz yere müthiş bir şekilde referanduma teslim etmiş bulunmaktayız.

Memleketin “siyasi” kimliklerinden biri, başkanlık sevdalılarının bile artık konuyu rafa kaldırdığı bir dönemde ağzından “Başkanlığı meclise getirin” cümlesini sarf eder etmez, vatandaş kendisini iki ayrı kutupta buluverdi.

Tüm çabalara rağmen, ilk defa doğru yönteme yakın bir kampanya gerçekleştirilmesine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda değişecek 18 maddeyi “Evet Cephesi” hiçbir şekilde vatandaşa anlatamamasına rağmen, 1,5 milyon mühürsüz oy pusulası, kontrollü darbe ve denize dökeriz çıkışları eşliğinde referandumda maalesef “Evet” çıktı.

Maalesef diyorum, çünkü bu ülkede yaklaşık her 2 kişiden biri bu dayatma teklife “HAYIR” dedi.

Maalesef diyorum, çünkü toplumunun tüm kesimini kucaklayan, herkesin kendisinden bir parça bulması gereken, toplumsal uzlaşı metni olması gereken anayasayı bu ülkenin yarısı benimsemedi ve bir tek adam yaratacak bu oylamada olmazını sandık yoluyla iletti.

Maalesef diyorum, çünkü bu ülkenin kaderini halk değil, mühürsüz oy gibi bir yasa dışı olayı meşrulaştıran YSK belirledi.

Nedenleri sonuçları ne olursa olsun, referandum bir şekilde tamamlandı ve bundan sonraki süreç muhakkak bugünden daha çetin ve daha sert olacaktır.

Elindeki tüm enstrümanları ve silahları hunharca “hayır” diyen kurumların ve kişilerin üzerine çeviren iktidar ve yancısına karşın, hayır bu defa daha sempatik, daha samimi, daha içtendi.

Hayır’ı örgütlemek ise bu seçimde Cumhuriyet Halk Partisi’ne düşmüştü. Ortada HDP’li siyasilerin neredeyse tamamına yakını yoktu ve bu durumda doğal olarak Hayır’ın tek siyasi lideri de Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Kılıçdaroğlu bu süreçte daha geri planda kalmayı tercih etti ve parti kurmayları, muhalif isimleri, eski genel başkanı ve etkin olduğunu düşündüğü vekilleri sahaya sürdü. Kampanya güzel, doneler kuvvetli olunca Neden Hayır? sorusuna daha iyi cevaplar veriliyor ve hayır günden güne harika bir ivme kazanıyordu.

Sonra birden ne olduysa Genel Başkan Kılıçdaroğlu son düzlükte bir “Kontrollü Darbe” söylemi türetti ve her zaman yaptığı gibi sorularla konuşmaya başladı. Bir de ardından partinin Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, arkadaşları denize dökmeye kalkışınca AKP’nin en iyi siyaset yöntemi olan mağdur edebiyatı sokaklarda, meydanlarda yankılanmaya ve karşılığını bulmaya başladı. Bu iki konu hiç abartmadan söylüyorum %3 oya mâl oldu.

Sevgili dostlar şunu belirtmeliyim.

Bu halk artık sadece soru soran, elinde bir done olmasına rağmen konuşmayan, bunun cevabını ben değil, o bakan, şu bakan, başbakan versin diyen tekerleme siyasetinden sıkıldı ve bıktı. Öyle ki CHP Liderinin ön planda olmadığı bu referandum çalışması, her şeye rağmen bu sebeple bence başarılı oldu.

Ancak sandıklar açılıp, tüm manipülasyonlara karşın “Hayır” sonucunun öne geçeceği anlaşılmasına rağmen, çıkıp halkına umut veren bir açıklama yapamayan, çıkan ilk sonucun ardından kendi görevlilerine sandığa sahip çıkın diyip, kendisi mağlubiyeti kabullenmiş bir tavır sergileyen, ilk açıklamayı 22:45’de yapan ve hayıra omuz vermiş tüm halk gözünü dikmiş bu açıklamayı beklerken, partinin tüm örgütleri, kadınları, gençleri genel başkanının ağzından bir kelimeye odaklanmışken, kalkıp sadece ilgili seçim maddesini okuyup salonu terk eden birisi bence lider değildir!

Ben her şeyden önce mensubu olmaktan da gurur duyduğum emek ve alın teri akıttığım partimin genel başkanının, bu sonucun doğru olmadığını söylemesini ve açıklamayı yaptığı saat itibariyle Yüksek Seçim Kurulu’na gidip oy veren herkesin emeğinin karşılığını en amiyane şekliyle çatır çatır almasını beklerdim.

“Gerekirse YSK önüne kamp kuracağız ama hakkımızı alacağız.” demesini beklerdim. 

“Öncelikle tüm milletvekillerimizi hiçbir mazereti kabul etmeksizin bizleri izleyen halkımızın nezdinde YSK önüne davet ediyorum.” demesini beklerdim.

“Ardından tüm Parti Meclisi Üyelerimizi, Belediye Başkanlarımızı, İl ve İlçe Başkanlarımızı YSK’nın önüne çağırıyorum.” demesini beklerdim.

“Kıymetli vatandaşlarım! Bizler buradan sonuç almadan hakkınızı farklı şekillerde aramayın, sakın provokasyonlara gelmeyin.” diyerek halkını korumayı başarabilir, gerçekten bir protesto başlayacaksa da onu Ankara’nın kalbinde, Yüksek Seçim Kurulunun önünde kendi önderliğinde, milletvekillerinin, parti yönetim kadrolarının, belediye başkanlarının dahilinde bir eyleme imza atarak, bir hak arama mücadelesi gerçekleştirmeni beklerdim. Bu şekilde hem kitlelerle kucaklaşmış, hem sokaklarda olası provokasyonun önüne geçmiş, hem de oluşabilecek bir polis terörünü de engellemiş olarak milyonlarla tek bir noktada bütünleşmeyi başaran bir lider olabilirdiniz.

Siyasi bir lider bana göre meclis kürsüsünde yumruğunu masaya vuran değil, halkının haklı isyanına sahip çıkan kişidir. Siz ne yazık ki halkın umutlarını bile koordine edemediniz.  

Bu ülkede “EVET” veya “HAYIR” veren tüm vatandaşlarımızın seçiminin ne kadar temiz olduğunu kanıtlamak için mücadele verin. Zira evet veren insanlarda gerçekten bu sonucun çıktığına inanmak istiyorlar. Çünkü yarın hakkın divanına çıktıklarında bir lekeye ortak olmak istemeyen vicdanlı milyonlar hâla var.

Bunu yaparak insanların umutlarını bir şekilde taze tutun.

Bugüne kadar elinize geçen tüm fırsatları görmezden gelerek veya elinizin tersiyle, bilerek yada bilmeyerek itip lider olma fırsatlarını elinizden kaçırdınız. Şimdi CHP gençliğinin de yazarak kamuoyu ile paylaştıklarına ve halkın size ilettiklerine kulak verin.

Sürecin sonunda iki farklı son var. Ya gazoz olursunuz ya da efsane. Ama bunun son fırsat olduğunu asla unutmayın.