Kadın Üzerinden Bir Dönüşüm Modeli - Nilden Bayazıt Postalcı - Kozmopolitik

Uzun zaman önce anladık kadınlarla bir alıp veremediği var bu hükümetin. En önemli girişimlerini kadın simgeleri üzerinden yapmalarına rağmen değişim, dönüşüm, gelişme açısından beton yığını bir köprü veya duble yollar kadar etkimiz olamıyor. Ama her nasılsa iş simgeleşmeye geldi mi karşımızda kadını buluveriyoruz: buyurun başı örtülü kadın polislerimiz.

İşin toplumsal boyutu ayrı; elbet oraya da geliriz; ama konunun beni çok ilgilendiren bir kişisel boyutu var, onu anlamak zor. Bir kadın kendi üzerinden, kendi yaptığı seçimin siyasal simge ve  “diğerlerinin” üzerine saldırma simgesi olmasına nasıl izin verir, üstelik de hemcinsi değil, karşı cins tarafından? Yani ben, başım açık olduğu için, başı açık olmanın kişisel, ancak zinhar simgesel bir tercih yapılmasına şiddetle karşı çıkmaz mıydım? Çıkardım elbette. Çıkmışlığım da vardır zaten.   Mecliste başörtüsü serbestisi geldiğinde konu ile ilgili konuşma yapan CHP milletvekili Şafak Pavey’de tam bu endişeleri dile getirmişti başörtüsü takan milletvekillerine seslenirken: “sorumluluğunuz büyük, artık mücadele edeceğiniz diğer kadın hakları konuları sizi bekliyor.”

Madem Ortadoğu bizim için önemli ve madem o bataklığa saplanmayı kendimize reva görüyoruz, o halde bir parça o bölgelerdeki kadın hareketlerine bakalım.

Kendi varoluş mücadelemizden çok duyamıyoruz ama bir süredir Müslüman Ortadoğu ülkelerinde gür bir kadın sesi çıkıyor. Mesela, İran’da tam 16 senedir – ara ara kapanıp çıkan- sıkı bir feminist dergi var: Zanan (Türkçesi: Kadın). 2008 ‘de Ahmedinejad tarafından kapatışa da 2014’de yeni adıyla, aynı sahibiyle tekrar yayınlanmaya başlıyor:  Zanan-e Emruz, yani “Bugünün Kadını”. Sahibi, her türlü tacize, hapse karşın vazgeçmeyen deli bir kadın: Shahla Sherkat. En son geçen sene dergi tekrar kapatıldıktan sonra BBC’nin katkılarıyla İngiltere’de yayınlanmaya başlıyor.  Shahla Sherkat ise bugün Batı’da birçok konferansta İran’daki kadın politikalarını anlatıyor.

Ürdün’de benzer bir dergi geçen sene yayın hayatına başladı: Akhbarek. Anlamı :”Kadınca Haberler”. İsmi çok “feminist” gelmese de içeriği tamamen kadınlarda -özellikle genç kadınlarda- farkındalık yaratmaya yönelik. Akhbarek’i çıkartanların üzerinde durduğu esas konu “aşırılık”. Kadına, yapılan “aşırı uçlu” eylemler. Bu konuda özellikle genç kadınları düşünmeye ve eylem yapmaya çağırıyorlar.

Ufak tefek kıpırdanmaların en yoğun yaşandığı yer ise, Afganistan. Afganistan, daha geçen yıl sonu Kuran hakkında konuştuğu gerekçesiyle yerlerde sürüklenip, taşlanıp yakılarak öldürülen Farkhunda’nın ülkesi.  Herkesi derinden sarsan görüntülerin devamını ise bu radikal İslam ülkesi daha önce yaşamamıştı: Farkhunda’nın cenazesi binlerce kadının katıldığı bir törene dönüştü.  Cenaze,  ülkenin alışık olmadığı şekilde kadınların omuzlarında taşındı.

Nitekim Karzai’den sonra ülkenin başına geçen ve hayatının büyük bir bölümünü ABD’de geçiren Ashraf Ghani ‘nin ılımlı siyasetinin kadın haklarına da yansıması olacağı şimdiden görülüyor.  Henüz daha başkan seçilmeden bir açıklama yapan Ashraf Ghani’nin eşi Rula çalışma alanının kadın hakları olacağını kocası henüz seçilmeden önce açıklamıştı.

Esasen Kahire Üniversitesi’nde siyaset bilimi okumuş Lübnan’lı bir Hristiyan olan Afganistan’ın yeni first ladys’si siyasete hiç uzak olmayan bir kadın.  Bunun yansımaları az çok görülmeye başlandı bile: Parlemento’da kadın sayısı gözle görülür bir şekilde arttı.

Gönül isterdi ki başı açık tanıdığım tüm demokrat kadınların ortak mücadelesini verdiği başörtüsü serbestisiyle bu mücadeleyi kazanan muhafazakâr kadın arkadaşlarımız diğer tüm kadın mücadelesinde de yan yana dursunlar ve başörtüsünün “siyasi bir simge “olmaktan kurtarsınlar. Bunun  “kişisel bir mücadele” olduğunu ve siyasi simgeye dönmemesi gerektiğinin kalınca bir altını çizsinler.

Oysa tam da tersi oldu. Başörtüsü savaşı veren arkadaşları kadının toplumsal alandaki hiçbir iyileştirme mücadelesinde görmedik.  AKP’nin aileden sorumlu bakanı 45 çocuğun tecavüz edildiği ENSAR evlerini aklamak adına  “bir kereden bir şey olmaz” dediğinde tırnaklarını çıkartabilselerdi keşke. Ya da kadın cinayetlerindeki artışta bir kez de bunun için mücadele eden kadınların kollarına girselerdi. Hadi onu da geçtim, TBMM “Boşanma komisyonunun” tam bir kadın hakları gaspı olan dudak uçuklatan raporunda hiç olmazsa evlilik yaşının on beşe indirilmesine söyleyecek iki satır kelamları olabilseydi.

Olmadı. Kendi mücadelelerinin siyasi meta haline dönüşmesinden en ufak bir rahatsızlık duymadıklarını görmüştük de CHP’li Şafak Pavey’in üzerinde endişeyle durduğu samimiyetsizlik, emniyet görevlilerine başörtüsü serbestisi gelmesiyle başka bir boyut kazandı. Üstelikte, ne hikmettir bilinmez OHAL döneminde uygulanan KKH ile alelacele sokuldu hayatımıza.

Emniyet, yargı gibi kamusal alanı korumaya yönelik çalışanlar, tam da bağımsız olmaları gerektiği için üniforma giyerler. Bunun için, mesela asker ve polis üniformalıdır. Bunun için, hâkim-avukatlar önü açık cübbe giyerler.  “Kişisel düşünce ve inançlarının yaptığı işe müdahale etmemesi için”. Bu açıdan bakıldığında erkek polis memurunun takke ile dolaşmasında da bir sakınca görmemek lazım.

En başa dönersek işimiz çok  zor,  kadınlarla alıp veremediği var hükümetin., Çünkü kadını muhafazakarlığın, dönüşümün  simgesi olarak kullanmaya kararlı. Oysa bambaşka bir dönüşüm savaşı veren Ortadoğulu kadınlar mücadele açısından bizim çok ilerimizde. Çünkü biliyorlar ki kapalısı açığı sorun ortak. Ve sorun hiç de “simgelerle “çözülmüyor.  Biliyorlar ki bir kadın yok olursa hepsi olur. Biliyorlar ki bu mücadele eril zihniyet tarafından metalaşırsa, yok olunur. Sonra sığınacak polis bulamazsın.