Kadınların Feminizm’le İmtihanı: Neden karşılar? - Nilden Bayazıt Postalcı - Kozmopolitik

Cinsiyetçi söylemler, feministler boğuştukça azalmıyor sanki aksine artıyor gibiler. Üstelik bu durum sadece Türkiye’ye ait bir sorun değil; dünya genelinde böyle.   Bunun en güzel örneğini ise son ABD seçimlerinde yaşadık. Hillary Clinton’ın, rakibi çiçeği burnunda başkan Trump tarafından uğradığı tacizkar konuşmalar sadece kadınları değil, erkekleri de çoğu zaman şaşırttı. Hep dediğimiz gibi siyaset kadın için her zaman daha korunmasız bir alan. Ancak bir kez daha gördük ki siyaset birçok sosyolojik gerçeği görmemize de yardımcı oluyor.

Trump kampanyasıyla yeni yeni konuşulmaya başlayan  “gerçek sonrası” siyaset türünün en belirgin özelliklerinden biri şüphesiz cinsiyetçi söylemler; kadınlığına yönelik yaptığı tuhaf ama bir o kadar da çirkin hitabetin daha da tuhaf olanı bu söylemler karşısında Cumhuriyetçi kadın seçmenin sadece %13 lük kısmının Trump’ın bu söylemlerle adaylıktan çekilmesi gerektiğini söylemiş olması. Neredeyse çalışma hayatının tamamını devlete hizmetle geçiren bir adaya gelen eleştirilerin başını iyi anne olmaması çekti.  Diğer kadın liderlere baktığımızda da aynı detayı yakalayabiliyoruz: Margaret Thatcher’a atfedilen  “demir leydi”  sıfatından bu yana çok fazla zaman geçti; ama şu an veya şu anda İngiltere başbakanı Theresa May denildiğinde ilk söylenilen “soğuk ve mesafeli” duruşu.

Günümüz cinsiyetçiliği bir hayli kararsız. Kadınlara karşı bir yandan şefkatli, diğer taraftan acımasız olabiliyor.  Acımasız cinsiyetçiliğin tanımı basit: bildiğimiz modası geçmiş, kadının erkeği domine etmesine karşı kurulmuş bir savunma mekanizması.  Erkeklerin kadınlardan daha güçlü oldukları, kadınların daha zayıf ve kırılgan oldukları için her işte başarılı olamayacakları şeklinde de açıklanabilen kısıtlayıcı davranış şeklileri.

Bir de daha tehlikeli bulduğum “şefkatli cinsiyetçilik” var. Kadınları görünürde daha “değerli”  bulan, ama hala daha baskılayıcı ve cinsiyetçi. Kadını “sosyal rollerini” unutturmadan değerlendirmek. Eğer ileri giderse cezalandırmak.   Kadın özgürlüğüne ses çıkartmamak ama gerektiğinde “iffet ve namus” kelimelerini her daim araya tıkıştırmak. Tarih, hem yurt içinde hem de yurt dışında “iffetsiz” hareketlerine rağmen siyaseten yok olmayan erkek siyasetçilerle dolu. Oysa hatırlayınız,  “kadın lider”  olarak belki de en eril partide sivrilebilen Meral Akşener’e ilk saldırı  kadınların o çektiği “iffet ve namus” kavramları üzerinden yapılmıştı.

Yazının geleceği nokta çok da komplike değil: kadınlar, sadece siyasette değil, ama siyaset vasıtasıyla her alanda kendilerine çizilen dairelerin içinde tutulmaya özen göster(t)iliyorlar. Kurallar belli, yanlışlıkla erk oyununun içine girerseniz bel altı bel üstü her türlü hamleyi hak ediyorsunuz.  Erkek bölgesine girildiğinde kadın belki daha fark ediliyor, ancak her türlü eleştiriye hazırlıklı olması bekleniyor. Seçmen kadın ise bir nevi seyirci, olan biteni kendi itildiği  “güvenli “ dairesinden görmeye çabalıyor. Sonuçta erk alanlara kaymadığın sürece kendine dokunulmayacağını görerek belki de bu kadınları o alanların içinde oldukları için suçluyor.

Oysa çok çarpıcı bir gerçek var: kadın ne kadar görünür olursa o kadar sorunların çözümüne, dairelerin dışında da hayat olduğunun görülmesine katkı sağlar. O korunaklı dairelerin içinde yaşamlarını daha rahatlatacak,  hayatının her anına sirayet edecek gelişme siyasetin içinde daha çok kadın olursa gerçekleşecek.   Feminizm tam da görünür olmayı desteklemek; en azından bu dönemde.  Günümüz feminizmi Suudi Arabistan ‘dan çıkıp dünyaya yayılan ve tıklanma rekorları kıran çarşaflı kadınların video klibi aslında: basketbol oynayıp, kaykaya binerek, sokakta dans ederek görünür olmak. Arka planda ise yaşamı eşit bölüşme temennisini görmek mümkün.

Er ya da geç kadınlar erkek liderlerle aynı şartlarda olacaklar diye yazıyı bitirmek anlamsız. Bunun için önce kadınların desteğini almak gerek. Hem siyasette hem de hayatın akışında ilerlemek için kadınların  “samimiyetle” birbirini kollamasından, birbirini rakip olarak görmeyi bırakmasından başka çare yok.   Yoksa her gün daha da otoriterleşen dünya günün birinde normalleşirse ABD başkanı olacağına kesin gözüyle baktığım Elizabeth Warren’ın dediği gerçekleşecek: kadınlar masada olmazlarsa kadınlar menüde olmaya devam edecekler.