Kim Bu Kaftancıoğlu? - Eren SOYDEMİR - Kozmopolitik

Değişim rüzgarları esmeye başladı. Önünde durmak herkes için zor olacaktır bundan emin olun. CHP uzun süreden beri, belki de Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa seçildiği günden beri ilk defa bir değişim sancısı yaşıyor. Doğanın ve evrenin kanunu budur: Değişim sancılı olur.

CHP istanbul İl başkanlığı, siyaseten bilinen bir şeydir ki partinin en önemli 2. koltuğu sayılır. Devasa şehri yönetecek olan koltuk bu koltuktur. Parti yapısını seçecek olan irade yine bu iradedir.

Hükümet kanadında ise, AKP  iktidarını, gücünü ve kudretini besleyen şah damarı da şehr-i istanbul’dur.

Önümüzdeki süreç çok önemli. 2019’da ülkenin kaderi tümden değişecek. Seçenekler çok açık ve net: iktidarın tek adamlığı perçinlenecek veyahut demokratik güçler el birliği ile yıkımı onarmaya başlayacak. İktidar emin olun muhalefetten daha kararlı ve daha azimli bir çizgi izliyor. Erdoğan plan ve stratejilerini masaya koymuş, yaptırdığı anketlerle de manevralarına devam ediyor.

HDP’nin en başarılı dönemini yaşatan eş başkanları ve saha kadroları şu anda OHAL kapsamında oyun dışı bırakıldı. CHP’nin itici gücü olan belediyeleri de aynı şekilde. Tüm bu aşamada gerekli olan birşey vardı ki o gerçekleşti. Değişim kendini gösterdi ve İstanbul’a gerçekten yüzü sola dönük, erkek egemen zihniyetten uzak, İstanbul örgütünün kronik hastalığını tedavi edebilecek bir siyasi aktör “Canan Kaftancıoğlu” belirdi.

Peki sormak gerekirse; “Kim bu Kaftancıoğlu?”

Öncelikle eskiyen siyaset arenasında yeni bir yüz yeni bir nefes. Kendini koltuğunun içine gömmüş, gittikçe küçülen gözleri ile ellerini ovuşturan siyaset baronlarından farklı bir sima. Köşe bucak halktan örgütten kaçan, yılda 1 defa beşinci kattan çıkıp fotojenik el sıkışanlara inat, çağırılan yere koşan bir siyasetçi.
Herşeyden önce bir “Kadın” Kaftancığoğlu.

Erk ile erkeklik ile vurup kırmak yerine barışıp birleşmekten ve beraberce yan yana omuz omuza yaşamaktan bahseden bir kadın. Samimiyetsiz jargonlardan ibaret bir politikacı görüntüsünden oldukça uzakta kendisi ve de
Sol değerlerin içinden gelen bir figür. İşçisinden emekçisine, köylüsünden şehirlisine, öğrencinin, memurun, romanın, alevinin, kürdün ve toplumda çekmecenin hep en altında saklanıp ancak ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bütün kesimlerin içinden gelen bir kişi.

Bütün bu gerçeği her zaman ki gibi CHP den önce tabi ki AKP gördü. Kesinlikle boşa değil saldırmaları. Gerek partisinin içinden gerekse ta uzaklardan eleştiriden öte vurmalar, hakaretler, aşağılamalar boşuna değil.  Dakika beklemeden hakkında soruşturma açılması da öylesine değil. Verilen mesaj değişime direnmekten öte değil. Kaybedeceğini bilenler daha da saldırganlaşıyor. Bildikleri gerçek hepimizin bildiği ile aynı; “Değişimin ta kendisi!”

CHP’ye gerekli olan şey çok açık. AKP’nin bir zamanlar en azından ilk doğuş ve yükseliş zamanında yaptığı şeyi yapmak. Halk’a gitmek! Değişim her zaman caziptir. Değişimi vaat etmek ise oldukça sancılı. Süreci en azından İstanbul’da başarı ile sürdürebilmek, referandumda çıkan %52 oyu muhafaza edebilmek hayati derecede önemli. Kılıçdaroğlu da bu gerçeklikle hareket ettiği söylenebilir.

Belirtmek gerekir ki bu yazı bir Kaftancıoğlu güzellemesi asla değil.

Kendisini oldukça zorlu bir süreç bekliyor. Yıpranacak, eleştirilecek, hakarete ve baskıya maruz kalacak. Bazı zamanlar yalnız hissedecek. Yaptığı her hata merceklenirken başarılı işleri sümen altı edilecek. Yandaş medya tarafından belden aşağı kahpece ve korkakça, etik dışı vurulacak. Bazen girdiğine gireceğine bin pişman olacak ancak yolundan asla ve asla geri dönmeyecek! İstanbul’a ihanet edip ellerinde rehin tutanlardan geri alacak. Bunu örgütü ile beraber yoldaşlarına yaslanarak yapacak! Yoldaşlık bunu gerektiriyor.

Churchill’in güzel bir sözü tam da bu durumu özetliyor. “Uçurtmalar rüzgar gücü ile değil o güce karşı koydukları için yükselirler!” Sende orada öyle durma asla, Karşı koy rüzgarlara!

Umudu maviye çalan herkese selam olsun.

Ne demiş şair ? “Bekle bizi İstanbul!”

Eren Soydemir