Kurultayın Ardından: ADALET, CESARET VE BELEDİYELERİMİZ - Nilden Bayazıt Postalcı - Kozmopolitik

“Abi sen nereden?”

“Ben Isparta delegesi kardeşim.”

“Abi, şu ismi çizer misin? Kendisi İBB meclis üyesidir. Mesleği balıkçılık. Ortaokul mezunudur.”

“Tabii kardeşim. Adam mı yokmuş İBB meclis üyesini yazmışlar? Başımın üstüne. Sildim gitti”

“Abla benim de bir ricam var.”

“Söyle arkadaşım”

“Abla şu isim iki sene önce AKP den geldi. Ev kızıdır kendisi. Seçime bu profille gitmeyelim. Yıllar süren emek var  bizde. Siler misin?”

“Başımın üstüne arkadaşım.”

Kurultayların en güzel yanlarından biri yaşattığı duygular. Esas misyonu birlik ve beraberlik duygusunu tetiklemek olan CHP kurultaylarının son dönem yarattığı en önemli duygu çaresizliğin yarattığı duygudaşlık. Çaresizlik, duygudaşlığı tetikliyor. Ayakların baş olduğunu görünce, hiç gitmediğiniz bir ilin delegesine de güveniyorsun, uzun zamandır haber almadığın arkadaşın yanında bitiverip “hadi biraz arkadaşlara çalışalım” deyince peşinden de koşturuveriyorsun.   Aslında parti üst yöneticilerinin veya belediye başkanlarının yarattığı bu kadim çaresizlik duygusu, büyük resmi nihayet görebildiğinizde kendince yeni mevziler de açıyor, umutsuzluğun da bir sonu olduğunu hatırlatıyor.  Hatta çaresizlik bu kurultayda sessiz sedasız minik zaferlere bile götürebiliyor.  Belediye başkanının “has adamı” balıkçının 2019 seçimlerinde, çocuğumuzun geleceğinin oylanacağı seçimde parti politikalarında söz sahibi olmasını engelletebiliyor. Velhasıl çaresizlik, adalet ve cesaret  Kurultayı’nında  cesareti kat kat aşan pervasızlıkla hareket eden belediye başkanlarına karşı maalesef yeni ittifaklar kurulmasına yol açıyor.

İşte bunları çaresizliğin oluşturduğu duygudaşlık yapıyor.

Son üç senedir, gittikçe heyecansızlaşan, ideolojik zeminden çok insanların kendilerini listeye atmaya çalıştıkları bir arenaya dönüşen, bir çok açıdan “son” olduğunu düşündüğüm CHP kurultayında damga vuran bir çok şey vardı elbet. Ama şüphesiz en çok olan şey cesaretti: özellikle il kurultaylarının “ev sahibi” pozundaki  belediye başkanları büyük bir cesaretle, örgütü hiçbir şekilde dinlemeden tüm süreci yönetip, kendi yerlerini  korumak adına adamlarını layıkıyla yerleştirdiler parti meclisine. Mahallelerden başlayarak, birer genel merkez gibi çalıştılar. Güzel bir çalışmayla mükemmel sonuçlar aldılar: İstanbul’da il kongresinde restleşen Ataşehir ve Sarıyer Belediyeleri,  görünen o ki iş Parti Meclisine adam yazmaya gelince muhteşem bir müttefiklik oluşturup kendilerinin adeta simgeleri haline gelen 2 ve 3 numaralı adamlarını Parti Meclisi listelerine yazdırmakta bir beis görmediler. Sadece onları söylemek haksızlık olur tabii, il kongrelerini başarıyla alan İzmir ve Ankara’daki belediye başkanları da ziyadesiyle memnun kaldılar sonuçtan; zira en yakın adamları Parti Meclisinde olunca haliyle yaklaşan yerel seçimlerde yerlerini de garantilemiş oldular.

Başka bir deyişle siyasetin nasıl yapılmaması gerektiğine dair ince detayla süslü  “belediyeci siyasetleri”  ilçe başkanlıklarının seçimiyle başladı, kurultayda muhteşem bir sonla kapandı. Örnekler uzun: Büyükşehir Belediye Meclis Üyesini ilçe başkanı yapan zihniyet, gözünden bile sakındığı diğer iki büyük şehir belediye meclis üyesini de Parti Meclisine sokmalıydı elbet, yoksa koltuklarımıza zeval gelebilirdi.

Gelmedi.

Çalışan kazandı diyemeyeceğim, zira mahallesinden çıkamayanın il başkan adayı, sonrasında Parti Meclisi üyesi olduğu, il seçimi kazanamayanın yine PM üyesi olabildiği, tüm kurultay sürecine müdahale eden belediye ekiplerinin kazandığı bir kurultay oldu.

Dolayısıyla bu CHP kurultayıyla kısa vadede kazananı il kurultaylarını yöneten belediye başkanları oldu. İstanbul il kongresinin baş aktörleri olan Sarıyer ve Ataşehir belediye başkanları süreci açık ve pervasızca yönettikleri için küçük hanedanlıklarını korumak adına kendi ilçelerine, daha vahimi CHP’ye,  gelecek iki büyük seçime, dolayısıyla seçmenine büyük zararlar verdiler.

Para ve güçle oluşturdukları baskılarla saygınlıklarına gölge düşürdüler. Ama sonucu en ağır olanı belki de en kötüsü çiçeği burnunda il ve ilçe başkanlarını töhmet altında bıraktılar, saygınlıklarından kuşku duydurttular. 2019 seçimlerine giderken kendi koydurttukları ilçe başkanlarının ilçeörgütü ile bağlarını koparttılar. İl başkanlarına, güçleri olmadığı izlenimi verdirttiler.

CHP’ye büyük zararlar verdiler, derin yaralar açtılar.

Bunu da bizler, çocuklarımız için değil, kendileri için yaptılar. Deneyimli siyasetçiler olarak siyasetin dışa açıldıkça büyüyeceğini, genişleyeceğini değil, korku ve başarısızlık refleksi olan içe dönmeyi gösterdiler.

Velhasıl belki de çok da kötü yapmadılar: çaresizlikten oluşan duygudaşlığın güzelliğini gösterdiler. Yani CHP örgütünün aslında en çok ihtiyacı olan şeyi.

Şimdi sahneyi örgüte bırakacaklar.

Ve gözlemleyecekler:  2-3 numaralı adamlarını Parti Meclisine sokturmayan iradenin nasıl bir cesarete evirileceğini.