MHP ve AKP’de Bölünme Beklerken - Çelik ÖZDEMİR - Kozmopolitik

Bir süredir ülke gündemini meşgul eden dokunulmazlıkların bir defaya mahsus ve toptan kaldırılması üzerine yazıp çizdik hep beraber. Akşamdan sabaha gündemin hızla değiştiği güzel ülkede bu süre içinde bombalar patlamaya devam ederken,  23 milyon yurttaşın oy vererek başbakan yaptığı kişi bir gecede değişirken,  ülkenin en eski siyasi partilerinden birisi kongre yapıp/yapmayacağını mahkeme koridorlarında belirlemeye çalışırken olan CHP’ye olmuştur. Dokunulmazlıklar konusunda en ilkeli duruşu _şimdiye kadar_ sergilemiş olan CHP, bu süreci stratejik/siyasi/etik olarak doğru yönetemediği için yakın gelecekte yönetim meşruiyeti en çok tartışılacak parti durumuna düşmüştür/düşürülmüştür.

Gerek partinin söyleminde gerek yazılı belgelerinde açık bir biçimde kürsü dokunulmazlığı hariç tüm dokunulmazlıkların kaldırılması gerektiğini 1 ay öncesine kadar tutarlı ve ilkeli bir biçimde savunan CHP, geldiğimiz nokta itibariyle tüm sürecini yalanlayacak bir duruma gelmiştir.

En baştan, Davutoğlu’nun ‘’hodri meydan’’ına karşı çıkıp, bizim yapmak istediğimizin bu haliyle dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı çıktığımızı söyleyerek yola devam edip, bu durumu seçmene ve tabana anlatmak yerine ‘’Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz’’ açıklamasıyla kendi siyasi manevra alanını kendisi daraltmıştır.

İki temel argümanla buna karşı çıkmak ve seçmene bunu anlatmaya çalışmak mümkündü. Birincisi, CHP, başkanlık rejimine karşı güçlü parlamenter rejimi savunmaktadır. Bu haliyle palas pandıras kaldırılan dokunulmazlıklar parlamenter rejimi zayıflatacağı gibi, temel insan haklarına ve hukukun temel ilkelerine de aykırıdır. Milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığı kapsamında sayılabilecek eylemleri bu yolla suç olarak kabul edilmiş; dokunulmazlıklar da geriye dönük bir biçimde kaldırılmıştır. Yani, söz konusu suç isnatlarının işlendiği tarihte ‘’dokunulmaz’’ olma rahatlığındaki milletvekillerinin kişisel hukukları gasp edilmiş olmaktadır. CHP’nin istediği yol ile geleceğe dönük ve toptan kaldırılması planlanan milletvekilliği dokunulmazlığı projesinden de hayli uzaktır. Ek olarak, kamu vicdanını yaralayan 17-25 Aralık yolsuzluk dosyalarını da kapsamayarak sadece muhalif milletvekillerini yargılatacak bir uygulamadır.

İkinci argüman ise Kürt Sorunu konusunun mecliste çözülmesi ve tüm sürecin TBMM tarafından yönetilmesini yıllardır savunan parti, Kürt milletvekillerinin olmadığı bir mecliste ve bölge halkının sadece AKP’li milletvekillerinin olduğu bir parlamentoda çözüme kavuşturamayacağı açıktır. Böyle bir çözüm halkların istediği değil, devletin istediği gibi bir çözüm olacaktır. Ki buna çözüm demek doğru olmayacak, akan kanı da durdurmayacaktır.

Strateji olarak ‘’hayır’’ oyunun anlatılması için, AKP’nin ve MHP’nin ‘’Partili Cumhurbaşkanlığı’’ ya da olası bir erken seçim ‘’ön anlaşması’’ oyununu bozmaya çalışmak olarak anlatmak mümkün iken,  ‘’biz 134 Milletvekili hayır oyu bile versek referandum sınırında bir oy bloğu zaten AKP ve MHP tarafından sağlanmıştı’’ demek tercih edilmiştir. Bu örtülü söylem bile başlı başına bir meşruiyet sorunu doğurabilecektir. Bu matematikle 317 Milletvekili olan bir iktidar partisine karşı mücadele etmek sayısal olarak zaten mümkün değil, parlamentoda kalmaya devam etmek de bu anlayışla göstermelik senaryoların bir oyuncusu olduğunu kabul etmektir.

Genel olarak, herkesin kızdığı iki uygulamayı bendeniz bu sürecin en doğru hamleleri olarak görüyorum. Birincisi, ilk tur oylamada milletvekillerini serbest bırakan parti yönetimi referandum sınırını görünce hayır’cı milletvekillerinin ‘’ikna’’ yoluyla evet oyu vermesini sağlayarak ‘’zorunlu referandum’’ sınırının aşılmasını sağlamıştır. Ancak burada hemen söylemeliyim ki uykularımı kaçıran bir ‘’serbest vuruş’’ Cumhurbaşkanı’nın önünde durmaktadır. 367’in üzerini ‘’seçimli’’ bir biçimde halka sormaya karar verirse CHP’nin kalesine sağlam bir gol atacaktır. Bu kararın risklerini bilmiyorum sıralamaya gerek var mı? Milletvekillerinin, parti meclisinin ve en önemlisi tabanın büyük bir çoğunluğunun istemediği bir değişiklik seçmene nasıl anlatılacaktır? Seçmenden ‘’evet’’ oyu nasıl istenecek ve bu işi yapmaya gönüllü bir parti tabanı nasıl motive edilecektir? Ekmeleddin İhsanoğlu adaylık sürecinden hiç mi ders alınmamıştır? Hukuken/Anayasal olarak mümkün müdür bilmiyorum ama bu referandum mini bir paketle ‘’Başkanlık’’ oylamasına dönüştürülürse bunun hesabını kim, kime ve nasıl verecektir?

İkinci doğru strateji ise bunu Anayasa Mahkemesi ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar ‘’bireysel’’ olarak taşıma konusunda geliştirilen tavırdır. AYM’de 110 imza ile açılan kurumsal bir davanın reddedilme olasılığını güçlü olduğunu hukukçu arkadaşlarımdan öğrendim. AYM, esasa ilişkin bir karar değil, şekle yönelik bir karar vererek bu değişikliği anayasaya uygun bulabilir. Ve bu durumda da siyaseten yediğimiz gol/gollere ek olarak bir de hukuken yenilen bir gol de maçın uzatma süresinde eklenecektir.

Tüm bunları doğru iletişimle kamuoyuna, partili tabana, milletvekillerine anlatmayı denemek yerine, serbest bırakmış gibi görünen sonra da ‘’örtülü’’ bir biçimde korkutmaya çalışmayı ise hiç şık bulmuyorum. Hatta ve hatta bunu bu sürecin en kötü yönetilen stratejisi olarak değerlendiriyorum. Kaldı ki son iki gündür Genel Başkan ve Grup Başkanvekili tarafından ‘’örtülü kulak çekmeler’’in yerini açık açık tehdide bırakmasını da bu partinin kültürüne de son derece aykırı buluyorum. Son bir ay içinde yapılan bunca hatanın bizde açtığı tahribatı açık açık konuşmak/tartışmak ve çözüm yolları üretmek mümkündür. Genel Merkez yönetiminin yönetemediği bu süreci kendi lehine bir çıkış yolu olarak değerlendirmeye çalışan parti içi muhalefete ise küçük bir uyarıda bulunmayı sorumluluk sayıyorum. AKP’nin CB’nin stratejileri karşısında krizi yönetemeyen genel merkeze karşı bayrak açmak için uygun bir zaman dilimde değiliz. Bunu yapmak, partiyi bir krizden çıkarmak yerine CHP’yi birkaç parçaya kendi elimle ayırmak anlamını taşır. Muhalefeti beş parçaya bölünmüş, bazı milletvekilleri hapse atılmış bir parlamentoyu sizden çok isteyen kişi Beştepe’de ellerini ovuşturmaktadır.