Neoliberalizm, Netflix, Palu Ailesi - İlayda Koçoğlu - Kozmopolitik

Neoliberalizm kelime anlamı olarak ekonominin devlet işlerinden ayrılmasını ve piyasayı özel teşebbüsün yönetmesi gerekliliğini savunan bir düşünce akımı olarak tanımlansa da aslında bundan çok daha fazlasıdır. 20. Yüzyılın son çeyreği itibareyle hayatımıza girmiş olan kavram, sadece iktisadi-ekonomik dinamiklerden ziyade, siyasal hayatı ve toplumsal örgütleme yapılarını da hızla işgal eden bir ideolojidir. Aynı şekilde neoliberalizm söylendiği gibi ‘’piyasanın serbest bırakılması’’nın ötesinde piyasayı çoklu aktörler ve stratejilerle yeniden inşaa edilmesi ve sınırsızca genişletilmesi gerken bir alan olarak görür. Sadece bu kadarla kalmayıp bir ideoloji olarak birey olarak özne olma biçimimize yeni tanımlamalar gelir.

Thatcher ve Reagan, neoliberal düşüncenin hayatımıza girmesini sağlayan iki önemli siyasi figürdür ve temelde ideoloji onlarla özdeşleştirilir. Ancak her ülkenin neoliberalizmle tanışması farklı periyotlarda olmuştur. Örneğin; Latin ülkeleri 70’lerde gerçekleşen askeri darbeler sonrasında hızlı, etkili ve acımasız bir şekilde bütün toplumsal bütün dayanışmalar acımasızca bastırılmış ve demokratik sistemleri bu düzlemde düzenlenmiştir. Benzer şekilde Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle toplumsal dayanışma odakları acımasızca bastırılmış, halk korku iklimiyle bir çeşit kontrol altına alınmıştır. Turgut Özal’ın başbakan seçilmesiyle birlikte neoliberalizmin tamamen yerleşmesi açısından uygun koşullar sağlanmıştır.

Peki günümüzde neoliberalizm hayatlarımızı ne kadar etkilemektedir? Ve biz bu etkinin ne kadar farkındayız?

Aslında bu sorular kritik önem taşımakta keza neoliberalizm farkında olduğumuzdan çok daha büyük ölçüde hayatlarımıza nüfuz etmiş durumda. Bugün tüm dünyanın tehdit olarak gördüğü popülizmin yükselişini neoliberalizme borçlu olmakla birlikte, karşısında darbe alan sosyal demokrasi ve sol söylemlerde bu darbeleri hayatımızın her noktasına girmiş olan neolibralizmden almakta. Bu sistemin getirdiği muhafazakarlaşma, direkt olarak popülizmi beslemekte ve uç sağ ile popülist partilerin ikidara gelmesine, dünyayı daha konservatif bir
yapıya doğru ilerletmektedir.

Sosyal ilişkilerimizde ise kurduğumuz ilişkiler pazarlama esasına dayalı, bireyselliğin ön plana çıktığı durumlar haline gelmiş bulunmakta. Hayatımızı işgal etmiş olan platformlar hem kurduğumuz ilişkilerde kriterleri belirlemekte hem de aslında esas olarak bizi tekilleştirmektedir

Klasik televizyonun hakimiyeti evlerde halen daha devam etse de online platformlar küresel ölçekli tüketim alanlarını oluşturmaya ve kapsamaya devam etmekte. Bugün geliştirdiğimiz diyalogları HBO veya Netflix üzerinden izlediğimiz dizilere ve filmlere göre şekilendirmekteyiz. Pazarı hakimiyeti altına almak üzere olan Netflix, belki güçlü prodüksiyonlarıyla hayal dünyamızı geliştirirken, farklı bir açıdan olaylara karşı bizi duyarsızlaşmaya da sürüklemektedir.

Neoliberalizm ve araçlarının hayatlarımıza getridiği belki de en büyük sıkıntı bu duyarsızlaşma ve benmerkezcilik olabilir

Bunun en yakın örneğini ise bir süredir Müge Anlı ile Tatlı Sert isimli programa çıkan Palu Ailesi’nde tanık olduk. Pedofili, tecavüz, taciz, uyuşturucu, işkence, insan öldürme gibi olayların yaşandığı aileyi dizi izlermiş gibi izleyip haklarında gifler hazırlayarak eğlendik. Hem de ortada uğradıkları istismar ve işkence sonucu akıl sağlığını kaybetmiş çocuklar ve öldürülen insanlar varken yaptık bunları. On yıldır sistematik şekilde uygulanan işkence ve öldürülen insanlara karşı neden adli bir dosya olmadığı başka bir başlığın konusu. Ancak vahşi şekilde ilerleyen sistemin bizleri getirdiği durum ise içler acısı.

Peki bu durumdan kurtulma olanağımız/şansımız…

Neoliberalizm hayatlarımızın her alanına müdahale ederken aynı zamanda geniş bir muhalefet kitlesi de yarattı burada muhalefetin sıkıntısı, karşı olduğu ideolojinin önermelerini ve getirdiği muhafazakarlığı büyük ölçüde kabul etmesi. Bu bağlamda eğer muhalafet,neoliberalizmin dayattığı piyasa etiğini açık ya da örtülü olarak reddederek, adaletsizliğin olduğu alanlarda yeni dünyaya uygun söylemler geliştirerek mücadele ederse evet bu  yozlaşmadan ve vahşi sistemden kurtulabilir ve hayalini kurduğumuz dünyada yaşayabiliriz.