Örgütlü Kadınlar - Cengizhan Topçu - Kozmopolitik

8 Mart 1857’de kadınların örgütlenerek daha iyi koşullarda çalışmak için greve gitmesi sonrasında polisin olaylara müdahalesi ile 129 kişi can vermişti ve hayatını kaybedenlerin çoğu kadındı. Daha sonraki yıllarda düzenlenen Kadın Konferansları’nda 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü olarak belirlendi. Kadınlar günümüze gelinene kadar hak arama mücadelesinin bedelini bazen canlarıyla ödemişlerdir ve çoğu zaman şiddete maruz kalmışlardır.

8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü değil “Emekçi” Kadınlar Günü olduğu gerçeğinin özellikle sol düşünceye sahip insanlar tarafından vurgulanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu tarihin kadınlara ithaf edilmesi “kadın işçilerin” ödediği bedelin bir neticesidir.

Kadınların örgütlü mücadelesi günümüze gelinene kadar devam etmiştir. Mesela 1968 yılında başlayan “eşit işe eşit ücret” mücadelesi sonrası alınan haklar da tarihe not düşülmesi gereken konulardandır.  Kadınların 1968’de verdiği mücadeleyi anlatan güzel bir film vardır mesela. 2011-İngiliz yapımı olan “Kadının Fendi” filminde bu konu şöyle işlenmiştir. Kadınlar Ford fabrikasında makine bölümünde çalışıyorlar, yarı vasıflı işçi kategorisinde sayılıyorlar ve yarı ücret alıyorlar. 1968, kadınlar arasında başlayan “eşit işe eşit ücret” hareketi Rita önderliğinde bir direnişe dönüyor. Böylece kadınlar ilk kez greve giderek; vasıflı işçi kategorisinde değerlendirilerek eşit ücret talebinde bulunuyorlar. Bu eylem Ford’un tüm fabrikalarında tüm kadınları kapsayacak şekilde örgütleniyor. Bakan bu direnişi önemseyip Ford işçisi kadınların temsilcileri ile bir toplantı yapıyor. Toplantıda kadınların ücretleri erkeklerin ücretlerinin %92’sine ulaşacak şekilde karar alınıyor aynı zamanda ileriki dönemde eşit ücretin yasalaşmasına karar veriliyor ve bu yasa tasarısı 1970’de teklif ediliyor ve 1976’da onaylanıyor, diğer ülkelerde de uygulanmaya başlanıyor.

Günümüze gelindiğinde gelişmiş ekonomilerde kadınlar hayatın tüm alanlarında erkeklerle eşit haklara sahiplerdir fakat bu durum gelişmemiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde hiç de böyle değildir. Mesela Türkiye’de sigortasız ve günde 15 saat çalıştırılan kadınlar sermayenin ağırlığı altında ezilmektedir. Bu durum Türkiye’nin acı gerçeğidir. Özellikle Güneydoğu’dan göç edip metropollerin belli bölgelerine gelerek bir yaşam mücadelesi veren insanların sayısı oldukça fazladır.

Karın tokluğuna, gece-gündüz demeden çalışan emekçi insanlar her geçen gün ezilirken, ezilen insanların çoğunun çocuklar ve kadınlar olduğunu bilirken, bu gerçeği görmezden gelen hükümete isyan etmemek mümkün değil !

Günümüz Türkiye’sine baktıkça o meşhur söyleme katılmadan duramıyor insan; ”Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz.” Ama tabi ki de bu olay bu kadar basit değil. Örgütsüz bir mücadele başarıya ulaşmayacaktır. O yüzden haklar için örgütlü bir dayanışma ve mücadele içerisinde olmalıyız. Kadınlarımız da bu mücadelendin ön saflarında yer almalıdır.

Tüm emekçi kadınların “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlu olsun.