YSK Kararı Sonrası Yedi Soru, Yedi Yanıt - İsmail Emre TELCİ - Kozmopolitik

Türkiye’de rejimi değiştiren halkoylaması 16 Nisan 2017 günü yapıldı ve de halkımız sandık başına gitti.

Yapılan seçim, aslında tam olarak bir “seçim” değildi. Plebisit dediğimiz, vatandaşın sadece “meşrulaştıracağı” bir komediden ibaretti. Nitekim bunun delili olarak muhalif genel başkanların ve parti üyelerinin, stk temsilcilerinin ve de gariban vatandaşın tutuklanmasını; yine televizyon ve gazetelerin susturularak etkisizleştirilmesini; eğer seslerini çıkaracak iseler de iktidarın propaganda aracı olmaları gereğini kabul ettiklerini; buna karşı çıkan – ya da karşı çıkması önemli değil, iktidara muhalif olması yeterli - gazetecilerin yine tutuklanmasını; muhalefet temsilcilerine hergün iktidar medyası tarafından hakaret edilmesini; yani kısacası halkın tamamına devlet kaynaklarının sınırsız bir şekilde kullanılarak sadece “evet” oyu vermeleri gerektiğinin telkin edilmesini örnek gösterebiliriz.

Konumuza dönecek olursak ve tüm bu seçimin meşruiyetini sıfırlayan uygulamaları da bir kenara bıraka-bilir isek, seçim günü çok başka bir şey daha yaşandı; Yüksek Seçim Kurulu, saat 17:18’te bir duyuru yayınlayarak mühürsüz oy pusulalarının dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça geçerli olacağını ilan ediverdi.

Bizim burada tartışacak olduğumuz mesele, bu kararın ne kadar hukuki olup olmadığıdır. Zaten referandumun siyasi, hukuki, sosyolojik ve diğer tüm yönlerden sonuçları, konunun uzmanlarınca ayrıntılı olarak zaten irdelenecektir.

YSK, Anayasa Değişikliği Halkoylamasında doğu illerindeki sandıklar açılıp oy sayım döküm işlemleri devam ederken AKP Temsilcisinin talebi üzerine sandık kurulu mührü olmayan oy pusulalarının ve zarfların geçerli sayılmasına karar verdi. 

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 77. maddesinde sandık kuruluna, oy pusulasının arkasını ve zarfları mühürleme görevi verilmiştir. Aynı Kanunun 98. maddesi - ki bu kural, 2010 senesinde, hükümde boşluk olduğu için kanunkoyucu tarafından eklenmiştir - mühürsüz oy zarflarının, 101. maddesi ise mühürsüz oy pusulalarının geçersiz olacağını düzenlemiştir. Bu husus tam ve kesin bir hükümle kurala bağlanmıştır ve de yorumlanma imkânı da bulunmamaktadır.

Bunun yanında YSK, 135 sayılı Genelgesinin 41 ve 43. maddelerinde oy pusulaları ve zarflarının, sandık kurulu tarafından mühürlenmemesi halinde geçersiz olacaklarını açık olarak düzenlemiştir.

Yukarıda değindiğimiz hükümler; tüm bu seçim sürecinin usulünü kurala bağlamaktadır. YSK tarafından sandık kurulu başkanları ve üyeleri bu kurallar doğrultusunda eğitilmiş; yine siyasi partiler de gerek sandık kurulunda bulunan gerekse de müşahit olan üyelerine bu doğrultuda parti içi eğitim vermişlerdir.

Önemle belirtilmelidir ki; seçim sabahı YSK tarafından sandık başkanlarına gönderilen ilk kısa mesaj Oy zarfı ile birleşik oy pusulalarını sayıp, tutanak defterine geçiriniz. Oy pusulalarının arka tarafını ve oy zarflarını sandık kurulu mührü ile mühürleyiniz.” talimatıdır (YSK, kurmuş olduğu sms sistemiyle sandık kurulu başkanlarına gün boyunca bu şekilde talimatlar vermiştir).

Nihayet YSK, ilgili Kanunun 98. Maddesi hükmüne çok aykırı şekilde bilinen kararı vermiş ve de kendisini kanunkoyucu yerine koyarak, açık hükmü de ihlal ederek yorum yapmış ve de yeni hüküm ihdas etmiş; çok bilinen bir şekilde söylersek “haddini fazlasıyla aşmıştır”.

Bir diğer garabet de, ilgili kararın alınış usulündedir. YSK, bu kararı önüne somut bir olay üzerine almamış; AKP temsilcisinin hiçbir olay yok iken yapmış olduğu bir talebi üzerine bu kararı almıştır. YSK’nın soyut talepler üzerine görüş bildirmesi, YSK tarihinde bir ilktir. YSK’nın bilebildiğimiz kadarıyla daha önce almış olduğu bu tarzda bir karar bulunmamaktadır.

Önceki seçimlerde bu konuda alınmış olan kararlar, sandık kurullarının sayım döküm işlemlerini bitirmesi ve tutanaklara geçirmesi sonrası, tutanaklara ve kurulların kararlarına karşı yapılan itirazlar sonrası alınmış kararlardır. YSK daha önceki uygulamalarında; oyların sayımı sonrası, sandık kurullarının, ilçe seçim kurullarının ve il seçim kurullarının kararlarını etkilemeyecek şekilde, bu kurulların kararlarını itirazen sonuca bağlarken karar vermiştir. YSK’nın oylama günü verdiği karar ise sandık kurullarının uygulamalarına doğrudan müdahale niteliğindedir.

YSK’nın seçim sonucuna nasıl etki ettiğine gelir isek; sandık kurulları, sandık kurulu mührü olmayan oy pusulalarını ve zarfları, hakkında geçerli geçersiz tartışması yapmadan geçerli kabul edip oy torbasına koymuşlardır. Pusula ve zarflarla ilgili tutanaklara kayıt geçilememiş, bu hususta yapılan şikâyetler dahi tutanak defterine geçirilmemiştir. Dolayısıyla tüm seçim çevrelerinde kaç tane oy pusulasının mühürsüz olduğu tespit edilmediği gibi tespit edilmesi imkânı da ortadan kaldırılmıştır. Yani YSK’nın talimatı sonrasında, olası itirazların sonucu daha başından belli olmuş; fiili imkânsızlık yaratılarak “Attan fütursuzca düşenlerin Üsküdar’ı geçmelerine” zemin hazırlanmıştır.

YSK tarafından alınan karar sonucunda, geçersiz oyların itirazlar neticesinde tespit edilmesi ve tutanağa bağlanması mümkün olmamış; bunun sonucunda da, ilgili herkesin itiraz hakkını kullanması engellenmiştir.

Şimdi çok önemli bir hususun daha anlatılması elzemdir; o da YSK’nın böyle bir durumda yorum yapıp yapamayacağına ilişkindir. İktidarın pek feyzaldığı Mecelle’ye dönersek, ta o zamanlardan bu konuya ışık tutacak bir hüküm bulabiliriz. Bahsettiğimiz  “Mevrid-i nassda ictihada mesağ yoktur”  hükmüdür. Yani demek istediğimiz;  “hakkında kesin kural olan bir hususta yorum yapılamaz”. Bu kural günümüzde de aynı şekilde kabul edilmektedir. 2010 yılında ilgili kuralda yapılan değişiklik sonrasında m.98, adeta bir talimatname hüviyetini almış ve de sandık kurulu başkanı ve üyelerinin yapması gereken tüm işlemleri tek tek sıralamaktadır. YSK ise vermiş olduğu kararda vatandaşı kalkan olarak kullanmaktadır. Gerekçesi ise “sandık kurulu pusulaya mühür vurmuyor ise vatandaşın günahı nedir” cümlesinde özetlenebilir. Oysa YSK, son günlerde aceleyle pek çok saçma açıklama yapmaya devam etmekte, bu minvaldeki açıklamalar da buna örnektir.

Seçimlerde Kanun, vatandaşa da belirli ödevler yüklemektedir. Örneğin, oy kullanılacak sandığı kontrol etmek, oy kabininde görüntü ya da ses kaydedici cihaz kullanmamak, oy kullanmak için mührü ilgili kurallar dâhilinde ilgili yere basmak v.b. gibi. İşte oy pusulasında mühür olup olmadığını kontrol etmek de, seçmenlerin ödevlerinden biridir. Örneğin sandık kurulu oy kabininde fotoğraf çekmenizi de görmemiş olabilir. Oysa bu husus tespit edildiği anda hem oyunuz geçersiz sayılır, hem de hakkınızda idari para cezasına hükmolunur. İşte bu durumda da sandık kurulu oy pusulasını mühürlemezse, seçmen mutlaka oy pusulasında mühür olup olmadığını kontrol etmeli, eğer pusulada mühür yoksa sandık kurulu tarafından ilgili pusulaya mühür vurulmasını talep etmeli, bu da yapılmaz ise sandık kurulunu şikâyet etme yoluna gitmelidir.

Seçmene yüklenen birden çok ödev varken ve de bunlar ihlal edildiğinde oylar geçersiz sayılırken YSK’nın tutumu hem gayrihukuki, hem de gayriciddîdir. Dolayısıyla YSK’nın gerekçe olarak yazmış olduğu uzun kuralda seçmenin arkasına sığınması, kurum adına utanç vericidir.

Nihayet şunu söyleyebiliriz ki, tıpkı AGİT temsilcilerinin raporlarında belirtildiği gibi – AGİT ülkemizin kurucusu olduğu ve ülkemize seçimleri izlemek için devlet tarafından DAVET EDİLEN bir kuruluştur - Türkiye’de yapılan halkoylaması, uluslar arası standartlarda olmamıştır. Hele hele işlediğimiz konu özelinde yapılan uygulama, seçimlere açıkça gölge düşürmüştür. Zaten antidemokratik ortamda gerçekleştirilen bu seçimin ardından YSK’nın yapması gereken tek şey, eğer birazcık itibarı varsa, seçimleri iptal etmektir. Aksi takdirde Türkiye’nin seçimleri, tıpkı yeni rejiminde olduğu gibi, Azerbaycan, Kuzey Kore ve Suriye gibi ülkeler liginde olacaktır. Bunun da ülke içinde çıkaracağı çok büyük krizler bir yana, dünya üzerinde bizlere ne kadar itibarsızlık getireceğini tahmin etmek, pek de güç olmayacaktır.