4 Aralık 2020 , Cuma

Faili Meçhul Bir Hukuk Devleti

Faili meçhul denilince ülkemizde yaşayan her yaştan insanın aklına 90’lı yıllar gelir. Bu yıllar
ülkemizde sistematik olarak faili meçhul olayların yaşandığı karanlık bir dönemdi. Bu dönem,
failleri ortaya çıkarılmamış, yargılanmamış bir sürü hayat hikayesini barındırmaktaydı.
Ülkemizde bu Cumartesi 703. Haftasına girecek “Cumartesi Anneleri” toplanmaları dikkat
çekici bir örnek. Artık “Cumartesi Anneleri” kavramı “Cumartesi İnsanları” kavramına evrilmiş
durumda çünkü faili meçhullerin anneleri, anne olan eşleri yaş aldılar, çocukları büyüdü ve
bugün torunları hak arayışına devam etmektedir. Böylesi bir örnek ne yazık ki ülkemizde ve
bu insanlar hak arayışına devam ediyor.
Devam ediyorlar çünkü bir kısmı hala meçhule giden yakınlarının cenazelerini bulamadılar,
bir kısmı buldu ancak failleri bulamadılar bir kısmı failleri de bulmalarına rağmen hukuki
olarak ceza almalarını sağlayamadılar. Bir ülkede hak ihlali terditli olarak devam etti
“Cumartesi Annelerine- Ailelerine – İnsanlarına” ve bu ailelere karşı hak ihlali devam ediyor.
<<<<<<<<<<>>>>>>>>>> <<<<<<<<<<>>>>>>>>>> <<<<<<<<<<>>>>>>>>>>
Faili meçhul vakıalarında ortak özellikler vardır. Mesela mağdurlar genel olarak ya sistem
karşıtıdır ya da bir yolsuzluğu-haksızlığı-gizli ilişkileri ortaya çıkarma ihtimali vardır ve devlet
kurumları aydınlatılmasını hiç istemez.
Bu çerçevede özellikle gazetecilik faaliyeti nedeni ile suikast sonucu öldürülen birçok basın
mensubu olduğu söylemek gerekir. Türkiye açısından baktığımızda bu süreç Hasan Fehmi
Bey’in 6 Nisan 1909 yılında vurularak öldürülmesi ile başlar, Hasan Fehmi Bey ilk basın
şehidi olarak adlandırılmaktadır. Döneminde iktidar olan İttihat ve Terakki Partisi’ni sert
eleştirmesi nedeni ile saldırıya uğramıştır.
1 Şubat 1979 Abdi İPEKÇİ, 11 Nisan 1980 Ümit KAFTANCIOĞLU, 7 Kasım 1989 Sami
BAŞARAN – Kamil BAŞARAN, 7 Mart 1990 Çetin EMEÇ, 4 Eylül 1990 Turan DURSUN, 20
Eylül 1992 Musa ANTER, 24 Ocak 1993 Uğur MUMCU, 8 Ocak 1996 Metin GÖKTEPE, 21

Ekim 1999 Ahmet Taner KIŞLALI, 19 Ocak 2007 Hrant DİNK suikast sonucu öldürülen basın
emekçilerinden bir kısmı, daha birçok isim var bu hazin listede.
Bu isimler arasında Uğur MUMCU o güzel fotoğrafta masasında yazdığı gibi özellikle
yolsuzluk üzerine ve devlet içerinde ki hukuka aykırı ilişkiler üzerinde araştırmaları ile ön
plana çıkmaktaydı. Bunun dışında Siyasal İslamcılık, PKK, İsrail ve ABD devletinin
ülkemizdeki operasyonları üzerine birçok araştırma yapmış, yazılar ve kitaplar yayınlamıştır.
Sakıncalı Piyade, Rabıta, 12 Eylül, Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925, Mossad ve Barzani
önemli eserlerindendir. Her ne kadar Meclis Araştırma Komisyonu baskısı ile bir yargılama
süreci başlatılmış olsa da gerçek anlamda failleri hala belli değildir. Türkiye de UMUT
operasyonu denen süreçte fail olarak önce İslami Hareket Örgütü sonra Kudüs Ordusu
Savaşçıları belirlendi ve bir yargılama yapıldı ancak gerçek failler hiçbir zaman mahkemeye
çıkartılmadı. Ardında birçok soru ile failler ve sorumlular hala serbest.
Özgür Gündem yazarı Musa ANTER Diyarbakır’da uğradığı silahlı saldırıda sol bacağına iki,
kalbi ve kafasına birer kurşun sıkılarak öldürüldü. JİTEM eski elemanı itirafçı Abdülkadir
Aygan Anter’in, kendisinin de içinde bulunduğu tim tarafından öldürüldüğünü söylemiştir.
Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın hazırladığı Susurluk Raporu’nda, Anter
cinayetinin Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından planlanıp uygulandığı yer almıştır. Bu
suikast hiçbir zaman aydınlatılmamıştır ve AİHM Türkiye’ yi sözleşmenin 2. maddesi’nin iki
kere ihlal edildiğine ve Anter Ailesi’nin mahkemeye etkin başvuru hakkının elinden aldığı
gerekçesiyle AİHS’in 13. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM “Musa ANTER’ in
yaşam hakkını koruyamaması” nedeni ile Türkiye’yi suçlu bulmuştur.
Metin GÖKTEPE Evrensel Gazetesi muhabiriydi, genç ve mücadeleciydi. 1996 yılında
Ümraniye Cezaevinde öldürülen mahkumların cenazelerini haber yapmak için gittiği
Alibeyköy’de herkesin gözü önünde gözaltına alındı ve kolluk görevlilerinde dövülerek
öldürüldü. Metin GÖKTEPE cinayeti önce gizlenmek istendi, “duvardan düştü” beyanları
kullanıldı. Davası güvenlik nedeni ile önce Aydın’a ardından Afyon’a taşındı. GÖKTEPE
Davası, 28 Eylül 2000’de beş polis memuruna “kastı aşan insan öldürmek” ve “faili belli

olmayacak şekilde insan öldürmek” suçlarından verilen yedişer yıl altışar ay hapis cezasının
onanmasıyla bitti. Yargıtay’ın bozmasından sonra bir polis memuru 20 ay hapis ve 5 ay kamu
hizmetlerinden uzaklaştırma cezası aldı. 19 Aralık 2000 yılında yürürlüğe giren Şartlı Tahliye
ve Ceza Erteleme Yasası ile ceza alan 5 polis 1 yıl 8 ay hapis yattıktan sonra serbest
bırakıldı. Metin GÖKTEPE’ nin ablası Meryem ve arkadaşları hala “Metin’i Kim Öldürdü?”
sorusunu sormakta ve sorumluların gereken cezaları almadıklarına inanmakta.
Ülkemizde faili meçhul bırakılmış birçok gazeteci suikastı var. Kamuoyu baskısı ile faili
meçhul olması engellenen Metin GÖKTEPE yargılaması yapılmış ancak ADALET
sağlanamamış, Hrant DİNK suikastında ise soruşturma ve kovuşturmasında gibi süreç
içerisinde değişen bir yargılama söz konusu.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün verilerine göre, yürüttükleri araştırmalar veya
gazetecilik faaliyetleri dolayısıyla öldürülen gazetecilerin sayısı küresel ölçekte gittikçe
artmaktadır.
Malta’da Daphne Caruana GALİZİA ve Slovakya’da Jan KUCİAK geçtiğimiz bir yıl içerisinde
AB sınırları içinde suikast sonucu öldürüldüler.
Daphne Caruana GALİZİA ülkesinde ilk kadın köşe yazarı ve ilk kadın blooger olarak
tanınıyor. Araştırmacı gazetecilik faaliyeti ile Malta ülkesinde ki yolsuzluk ve kara para
aklama faaliyetinin üzerine gitmiş, Panama Belgelerinde yaptığı araştırma ile Malta
Başbakanı Joseph MUSCAT ve eşini Panama Belgeleri Skandalına karışmakla suçlamıştır.
Daphne Caruana GALİZİA 19 Ekim 2017 yılında arabasına konan bombanın patlatılması ile
öldürülmüştür. 3 kişi davada yargılanıyor ancak yargılama Türkiye de geçmişteki suikast
yargılamalarını andırmakta.
Jan KUCİAK 21 Şubat 2018 yılında evinde nişanlısı ile birlikte silahlı saldırı sonucu
öldürüldü. Jan KUCİAK İtalyan mafyası ve üst düzey siyasetçilerin yolsuzluğu üzerine bir
araştırma yapıyordu.
<<<<<<<<<<>>>>>>>>>> <<<<<<<<<<>>>>>>>>>> <<<<<<<<<<>>>>>>>>>>

Faili meçhul vakılar, ülkelerin Hukuk Devleti olma iddiaları önünde ki en büyük
engellerdendir. Faili meçhullerin olmadığı, gerçeklerin peşinden giden gazetecilerin ve
araştırmacıların güvende olduğu bir sistemin tesisi gerekmektedir. Bu sebeple toplumu
oluşturan tüm bireylerin özellikle gazeteciler, sivil toplum liderleri, akademisyenler, siyasiler,
yazarlar, hukukçular ve aktivistlerin faili meçhuller üzerinde durması gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Cumhuriyetin niteliklerini şöyle ifade eder;
“II. Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,
Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Devamında farklı maddelerde hukuk devletine önemi vurgulamaktadır, şöyle ki;
“ V. Devletin temel amaç ve görevleri
Madde 5 – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini,
Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
“III. Siyasi partilerle ilgili hükümler
A. Parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma
Madde 68 – (Değişik: 23/7/1995-4121/6 md.)… Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin
bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet
egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür
diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.”
Anayasamızda ki bu düzenlemeler ülkemizin Anayasal olarak Hukuk Devleti olan bir
Cumhuriyet olduğunu ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin hukuk devleti tanımından
birisi , “yönetilenlere en güçlü, en etkin ve en kapsamlı biçimde hukuksal güvencenin
sağlanması, tüm devlet organlarının eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması” şeklindedir.
Bir hukuk devletinde hukuka uymak vatandaşlar ve devlet için zorunludur. Hukuk devletinin
etkisinin güçlenmesi için faili meçhullerin aydınlatılması ve faillerinin hukuka uygun olarak
yargılanması, hak ihlallerinin yaşanmaması ve ifade özgürlüğünün korunması için mücadele
etmeliyiz ancak o zaman Faili Meçhul Bir Hukuk Devletinden söz edilemez ve Anayasal
Düzen korunmuş olur.

Av. Doğuşcan Aydın AYGÜN

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir