19 Ocak 2021 , Salı

Kutsal Aile

Akit yazarı Yavuz Bahadıroğlu belirli sıklıklarla yaptığı gibi yine köşesinden kadınları hedef almış.
Yazısında “Aile önemsenmiyor, ‘ev hanımlığı’ ve ‘annelik’ küçümsenip, ‘çalışan kadın’ imajı
yüceltiliyor. Böylece kadın gitgide artan bir hızla ‘ailesiz’ kalıyor… Ailesiz: Yani kimsesiz! Hedeflenen
‘özgürlük’ anlayışı bu mu? Ailesiz kadın korumasız kadındır” görüşünü savunan Bahadıroğlu, açık bir
şekilde modern toplumun yazılmamış kurallarına ve Cumhuriyet kazanımlarına bir nevi saldırmıştır.
Peki, belirli bir ideoloji sahibi insanların aileyi bu kadar kutsamasının ve öne çıkarmasının arkasında
yatan sebepler nelerdir?
Belirtmek isterim ki şu an sahip yaşadığımız toplumsal eşitsizlik, savaşlar kısaca ataerki 125bin yıllık
insanlık tarihinin yalnızca son 6bin yılından beri var. Avcı toplayıcı toplumlara dair ‘’erkeğinin
avlandığı’’ savı bir süre önce bilim insanlarının araştırmaları sayesinde yanlışlanmış ve kadının
yiyeceklerin yüzde 80-90’lık kısmını karşıladığını göstermiştir. Ataerkil topluma geçişle birlikte
dünyamız savaşlarla yüzleşmiştir yine benzer araştırmalar göstermektedir ki avcı toplayıcı toplum
zamanında insanlar daha sosyal ve barışsever bir yapıya sahiptiler. M.Ö 4bin yılından sonra ise
kadınlar, kölelerden biraz daha iyi konuma sahip oluyorlar ancak köleler gibi mülk olarak görülmeye
başlanıyorlar. Yavuz Bahadıroğlu ve türevlerinin zihniyeti bu noktada ortaya çıkıyor, ilerleyen
satırlarda daha da açacağım.
Endüstri devrimiyle birlikte esas olarak aile kavramı değişmiş ve toplumsal cinsiyet rolleri yeniden
tanımlanmıştır. Ailenin direği erkek olmuş kadın ise erkeği memnun etmekten sorumlu bir role
bürünmüştür. Engels kadının ikincilliği özel mülkiyetin gelişmesiyle başladığına inanır, ona göre tamda
o zaman kadın cinsinin dünya tarihsel yenilgisi meydana geldi. O hem sınıf ayrılıklarının hem de
kadının ikincilliğinin tarihsel olarak geliştiğini söyler.
Bir diğer düşünür Walby, ataerkilliği iki biçimde tanımlar; kamusal ve özel. Özel ataerkillik, kadınların
baskısının temel alanı olduğu için ev üretimine dayandırılır. Kamusal ataerkillik ise, esasen devlet ve
istihdam alanları gibi kamusal alanlarda inşa edilir.
Şiddetin meşru şekilde kadına karşı uygulanacağı meşru zemin bahsi geçen yazarın savunduğu, sanayi
devriminden sonra oluşan kutsal ailedir. Devlet istisnai durumlar haricinde eşler arasına girmekten
imtina edip, şiddeti meşrulaştırır. Bunun örneklerini yakın zamanda korkunç şekilde aramızdan alınan
Emine Bulut ve daha nice kadın cinayetinde deneyimledik. Eşi Yalçın Özalpay hakkında 23 kez suç
duyurusunda bulunmasına rağmen alınmayan önlemler sonucu eski eşi tarafından katledilen Ayşe
Arslan ve daha nice kadın cinayetinde yaşadık.
Söz konusu yazarın çalışan kadın imajına saldırması ise ekonomik gücünü elinde bulunduran kadından
korkmanın ve kadını ekonomik alandan izole etmenin dışında hiçbir amacı yoktur. Tüm söylemler aynı
ataerkil zihniyetin eseridir.
Dayatılan aile kalıbına mahkum olmayarak, hem çalışıp hem de anne olarak biz kadınlar özgürce
hayatlarımızı sürdüreceğiz.

PAYLAŞ:

BU HABERİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

Türkiye Böyle Büyüdü…

Hatırlayanlarınız olacaktır, bundan birkaç sene önce televizyonlarda bir telefon reklamı vardı. Milli duyguları okşayan bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir