4 Aralık 2020 , Cuma

Kadına Karşı Politik Şiddet!

Kadına karşı şiddet ele alınırken bu şiddet sürekli olarak ekonomik, fiziksel ve psikolojik boyutlarıyla ele alınıyor. Ancak görmezden gelinen ve aslında bu boyutların temelini oluşturan kadın cinayetlerinin ve kadına karşı şiddetin politik olmasının yanı sıra kadına karşı politik şiddet hep görmezden geliniyor.

Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan rapora göre, hâlihazırda milyonlarca kadın siyasette aktif olarak rol alıyor. Bugün dünyada on binden fazla kadın milletvekili bulunuyor. Buna rağmen, kadınların siyasi karar alma süreçlerinin her kademesinde temsil oranı çok düşük. 1 Ocak 2017 itibariyle, cumhurbaşkanlarının sadece yüzde 7,2’si, başbakanların yüzde 5,7’si ve parlamento üyelerinin yüzde 23.3’ü kadın. Kadınların siyasi katılımı açısından bu dengesizliği önlemek için birçok devlet ve siyasi parti kota benzeri geçici özel önlemler alıyor.

Kadınların siyasi alandaki temsiliyeti, cinsiyet ayrımcılığı, stereotipleştirme ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet nedeniyle bir türlü iyileşme gösteremiyor. Yakın zamana kadar da siyasette kadına yönelik şiddetin üzerinde çok durulmuyordu. Ancak araştırmalar siyasi alandaki şiddetin de, bireysel ve sosyal alanda yaşanan şiddet kadar yaygın ve sistematik olduğunu ortaya koyuyor. Siyasi karar mekanizmalarında görev yapan kadınların maruz kaldığı şiddetin, siyasi kariyerleri üzerinde kalıcı zararlar bıraktığı belirtiliyor.

Rapora göre, siyasette kadına yönelik şiddetin temelinde cinsiyet ayrımcılığı yatıyor ve şiddet eylemleri, cinsiyetçi tehditler ve cinsel taciz gibi pek çok formda olabiliyor. Şiddetin amacı kadınların siyasette aktif rol almalarını kısıtlamak ya da engellemek, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini, yapısal ve cinsiyete dayalı eşitsizlikleri korumak. Siyasette kadına yönelik şiddet, ağırlıklı olarak, mensup oldukları partilerin diğer üyeleri, muhalif parti üyeleri, milletvekilleri, seçmenler, medya temsilcileri veya dini liderler tarafından uygulanıyor.

Rapor aynı zamanda siyasette kadınlara yönelik şiddetin internet ortamında da ciddi şekilde uygulandığını belirtiyor ve siyasette kadına yönelik şiddetin damgalama ve cezasızlık kültürü nedeniyle yeteri kadar ifşa edilmediğini ekliyor.

Türkiye’de kadına karşı politik şiddet siyasal İslamcıların ve milliyetçilerin ortak söylemi haline gelmiş durumdadır.

Özellikle 2015 yılından beri kadına karşı politik şiddet siyasal İslamcıların ve milliyetçilerin ortak söylemi haline gelmiş durumdadır.

2018 yılında İstanbul’un CHP’de ilk kadın İl Başkanı seçilen Dr. Canan Kaftancıoğlu il başkanı seçilmesinin ardından mensup olduğu partinin ve muhalif partilerin üyeleri tarafından önce sosyal medyada sonra bizzat şahsı tarafından grup toplantılarında hedef tahtasına konuldu. Hedef haline getirilmesinin ardından başlayan soruşturma süreci İstanbul seçimlerinin kazanılmasıyla birlikte hız kazandı.

Hem Cumhurbaşkanı’na karşı olan net tavrı hem siyaseti iktidarın manipüle etmesine izin vermeyen tarzı ve hem de İstanbul’un kazanılmasının mimarı olması sebebiyle erkek yargı ve erkek siyasetçiler tarafından ‘’cezalandırıldı’’.

2020 yılına geldiğimizde ise siyasette yaşanan şiddet üst seviyelere ulaştı.

İktidar partisi tarafından sosyal medyada bir ahlak çalışması olarak başlatılan yeşil toplu hesaplar çok net bir turnusol sağladı ve sosyal medyada muhtelif partilerin mensubu ne kadar tacizci ve tecavüzcü varsa açığa çıkmasını sağladı.

Bu yeşil toplu hesaplar yayınladıkları tecavüz listesinde siyasi hayatta bulunan kadınları hedef aldılar. Bu kadınlardan biri Dr. Canan Kaftancıoğlu idi.

Listeleri yayınlayanların akıbeti malum…

İktidara gelen sağ partiler Atatürk düşüncesinin devrimci özelliklerini budayıp onu mümkün mertebe kendine benzetmektedir. Atatürk’ün düşüncelerinin silikleştirilmiş ve çarpıtılmış bir hayaletini herkesten çok sahiplenirler. Bugün AKP iktidarı Cumhuriyet kazanımlarının içini tamamen boşaltmış, 100 yıl önce kazanılan haklar ve getirilen özgürlükler artık hükmü olmayan yasa kitapları içinde geçen terimler haline getirilmiştir.

AKP islaminizminin bugünlere gelmesini sağlayan 1980 darbesinin mimarı Kenan Evren’in o dönem topluma dayattığı Atatürkçülük CHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz yıl yaptığı konuşmasında dediği gibi gardırop Atatürkçülüğüdür.

Bu gardırop Atatürkçülülüğü’nü benimsemiş bir kesim kendisini geçtiğimiz günlerde organize bir şekilde yine bir kadına karşı politik şiddet olayında gösterdi.

Anlamı bağlamından koparılıp tamamen çarpıtılarak yansıtılan bir söylem başarılı ve başarısından dolayı erkekleri rahatsız eden CHP İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu yine yeniden iktidar partisi ve iktidar partisiyle kadına karşı politik şiddet uygulamayı görev edinenler tarafından hedefe konulmaya çalışıldı. Kaftancıoğlu’nun karşı karşıya kaldığı şiddetin amacı kadınların siyasette aktif rol almalarını kısıtlamak ya da engellemek, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini, yapısal ve cinsiyete dayalı eşitsizlikleri korumak.

Bu ülkede Canan Kaftancıoğlu ve onun gibi cesur kadınlar siyasette olduğu müddetçe bu ülkenin topraklarına ekilen siyasal islam tohumları hasat veremeyecektir. Her türlü şiddete rağmen biz kadınlar siyasette de temsiliyetimizi arttırarak yolumuza devam edeceğiz.

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir