4 Aralık 2020 , Cuma

PANDEMİDE ÖZEL TİYATROLAR

Pandemiden en çok zarar gören sanat dallarından biri tiyatro oldu. Oyuncu, yönetmen, yazar… tiyatro emekçileriyle görüşerek bu süreci anlamaya, neler yaşandığını www.kozmopolitik.com.tr öğrenmeye çalıştık. Özel tiyatroların pandemi süreci ve derinleşen ekonomik krizde karantina sürecinin nasıl başladığına, neler yaşadıklarına ve ekonomik sorunlarına nasıl çözümler bulduklarına yönelik Moda Sahnesi’nden Kemal Aydoğan, kumbaracı50’den Yiğit Erdemir ile görüştük. Özel tiyatroların içinde bulunduğu duruma karşı İstanbul Büyükşehir Belediyesi kültür-sanat politikalarını Fidan Aslan Eroğlu anlattı.

Türkiye 6 aydır koronavirüs pandemisiyle mücadele ediyor. Bu süreçte alınan tedbirler kapsamında birçok iş kolu ekonomik olarak olumsuz etkilendi. Bunlardan biri de kültür-sanat alanı oldu. Türkiye’de ilk vakanın görülmesinin ardından bir açılan, bir kapanan tiyatrolar büyük zarara uğradı. Tiyatro alanında yasaklar kalktı ama birçok tiyatro öngörüde bulunamadıkları bir ortam içerisinde çalışmayı sürdürmeye çaba harcıyor.
Televizyonda oyuncuların yıldızlı bir hayat sürdüğü gösterilirken gerçek aslında oyuncular açısından hiç öyle değil. Çoğu sezon başı aldığı ücretler ya da kaşe ücretleriyle geçinmeye çalışan oyuncular açısından bu sene işlerin durmasıyla oldukça zorlu geçti.

Karantina döneminde tiyatroların ve tiyatrocuların karşı karşıya kaldığı sorunları sorduğumuz İBB Şehir Tiyatroları Yönetim Kurulu üyesi Fidan Aslan Eroğlu bu konuyu iki başlıkta ele almak gerektiğini söylüyor ve devam ediyor, mekân sahibi olan tiyatrocular ki onların sırtındaki yük çok fazla. %80-90 gişe gelirleri ile varlıklarını sürdüren özel tiyatro sahneleri pandemi döneminde yarı izleyici kapasitesiyle çalıştıklarından oldukça zor durumdalar. Mekânlarının kiralarını ve faturalarını ödeyemiyorlar. Kapananların yanı sıra birçoğu kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Örneğin Küçük Sahne, Toy İstanbul, Oda Tiyatrosu kapandı; Moda Sahnesi, Baba Sahne, Kumbaracı 50, Oyun Atölyesi gibi hepimizin bildiği birçok sahne de kapanmamak için savaş veriyor. Kumbaracı 50 son çareyi yardım kampanyası düzenlemekte buldu. Vefalı tiyatro izleyicilerinin desteği ile ayakta kalmaya çalıştığını vurguluyor.

İkinci olarak özel tiyatrolarda çalışan oyuncular ise kapanan sahneler ve azalan oyunlarla beraber işsiz kaldılar. Evinin geçimini sağlamak için inşaat işçiliği, gece bekçiliği, taksi şoförlüğü gibi tamamen alanının dışında işler yapmak zorunda kaldıklarını belirtiyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sektör temsilcileri ile bir araya gelip bir an önce bu konuda kapsamlı bir çalışma yapması hem sanatçıların çalışma koşullarının iyileştirilmesi hem de sanatın sürekliliğinin sağlanması için mutlaka gereklidir.

Tiyatroların ve tiyatrocuların sahip oldukları sosyal haklar neredeyse yok denilecek seviyede ve bu durumdan ne yazık ki en yakıcı şekilde karantina sürecinde etkilendiler.

Tiyatrocuların ve tiyatro emekçilerinin sosyal haklarının durumunu Eroğlu, güvencesiz çalışanlar, ücretsiz prova yapmak hatta bazen ücretsiz gösteriye çıkmak zorunda kalanlar, sigortasız çalışmaktan ötürü ilerleyen yaşlarında bile emekli olamayanlar, uzun ve düzensiz saatlerde, sağlıksız ve güvenliksiz ortamlarda provalar yapıp gösteriye çıkanlar, gerekli önlemler alınmadığı için sahnede kaza geçirenler… Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sektör temsilcileri ile bir araya gelip bir an önce bu konuda kapsamlı bir çalışma yapması hem sanatçıların çalışma koşullarının iyileştirilmesi hem de sanatın sürekliliğinin sağlanması için mutlaka gereklidir. Bu sektörde çalışanlar sadece sahnede, televizyon ekranlarında gördüğümüz film ya da dizi başına yüksek ücretler alan oyunculardan ibaret değil. Sahne üstü ya da ön planda olan sanat emekçilerinin yanı sıra sahne arkasında ışıkçıları, ses teknisyenleri, dekorcuları, kostümcüleri, marangozları, demir ustaları, temizlik işçileri, aşçıları, güvenlik görevlileri, şoförleriyle onlarca işkolundan binlerce çalışandan bahsediyoruz. Bu insanların çoğu ya işsiz kaldı ya da kısa çalışma ödeneği ile yaşamlarını güçlükle idame ettirmeye çalıştılar. Memleketine göç eden çok fazla sayıda tiyatro çalışanı olduğunu da biliyoruz. Avrupa ve Amerika’ya baktığımızda açıklanan fonlar, destek paketleri, ücret sübvansiyonları, bağış kampanyaları ve hibelerle her ülke sanatına, sanatçısına sahip çıktı.

Destek ödeneklerinin alınması konusunda bürokratik oyalamalara maruz kalındığını, ayakta kalma savaşı veren köklü tiyatro kurumlarına ulaşmadığını da biliyoruz

Bizde ise merkezi hükümetin sunduğu kredi, faiz ve vergi ödemeleri ertelemeleri ve başvuru şartları Oldukça zorlayıcı olan, açılan yaraya pansuman olamayacak miktarlarda destekler çok yetersiz kaldı. Ki bu destek ödeneklerinin alınması konusunda bürokratik oyalamalara maruz kalındığını, ayakta kalma savaşı veren köklü tiyatro kurumlarına ulaşmadığını da biliyoruz şeklinde açıklıyor.

Tiyatrolar için sürdürülebilir bir destekleme modeli geliştirilmezse gelecek oldukça karanlık görünüyor.
İBB son zamanlarda özel tiyatrolara verdiği destekle gündeme geldi. Fidan Aslan Eroğlu bu desteğin devam edeceğini Kasım ayı içinde başvuru aldıklarını söylüyor ve İBB’nin kültür-sanat politikalarını şu şekilde açıklıyor,

‘’ Merkezi iktidarın sanatçılara ve sanat kurumlarına yönelik fark yaratacak ciddi destekler sunmayışı doğal olarak sanatçılarımızın yerel yönetimlerden beklentilerini yükseltti.
Pandemi nedeniyle tüm kültür sanat etkinliklerinin askıya alındığı 17 Mart tarihinin ardından 1 hafta-10 gün gibi kısa bir sürede dijital sanata geçen ilk kurumlar arasında yer aldık. Ülkemizin değerli kültür ve sanat insanlarının “evde kal” mesajlarını, kitap, film, müzik önerileriyle birlikte yayımlayarak projeye başladık. Yine bu kapsamda şiirden dansa, müzikten tiyatroya her türlü kültür sanat ürününü, çocuklar için masallar ve kukla gösterilerini sosyal medya hesaplarımızdan İstanbullularla paylaştık.
Kültür sanat sektörüne destek konusunda sektör temsilcileri ile iletişime geçtik ve onların önerilerini alarak bir yol haritası oluşturduk.
Pandeminin etkilerinin geçici olarak hafiflemeye başladığı Haziran ayından itibaren hem tüm İstanbulluların kültür sanat etkinlikleriyle buluşmasını sağlamak hem de bu süreçte büyük yara alan sektör emekçilerine destek olmak için “Sokakta Sanat Var” adlı bir proje başlattık. Farklı sanat disiplinleri emekçileri ile -tiyatro, sinema, konser, sokak sanatları – başta İstanbul’un merkez dışı ilçeleri olmak üzere meydan, park ve iskelelerde halk sağlığını göz önünde bulundurarak açık hava etkinlikleri düzenledik. Projenin başladığı 13 hazirandan bugüne kadar 39 ilçede başta müzik dinletileri, konserler, tiyatro oyunları olmak üzere yüzlerce etkinlik gerçekleştirdik, binlerce sanatçı ve sanat topluluğuna destek olduk. Geçen haftadan itibaren bu programın ikinci turuna başladık.
Gerek Maltepe ve Yenikapı gibi Etkinlik Alanlarında gerekse farklı ilçelerde park ve meydanlarda kurduğumuz sahnelerde oynamaları için özel tiyatrolara açık bir çağrıda bulunduk. Bunun yanısıra Ekim ve Kasım aylarını kapsayacak şekilde İBB Şehir Tiyatrolarının sahnelerini özel tiyatrolara açtık.
Pandemi devam ettiği sürece tiyatroya, tiyatroculara, farklı disiplinlerde emek veren sanatçılara olan desteğimiz devam edecek.
Ancak esas olan merkezi iktidarın bugüne kadar şahit olduğumuz yap-boz uygulamalardan kaçınarak; iyi planlanmış, sürdürülebilir, somut destekler ve önlemlerle sanatçılarımızın bu zor dönemde nefes almasını sağlamasıdır.
Ekim ayında özel tiyatrolar İstanbul çapında Şehir Tiyatroları sahnelerinde 40 yetişkin, 10 çocuk oyunu sergileyecek. Kasım ayı için de başvuruları aldık, desteğimiz devam ediyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sn. Ekrem İmamoğlu’nun sanata ve sanatçıya ‘değer veren, önünü açan, yangında ilk kurtarılacaklar arasında gören’ vizyonu ışığında sanatçılarımızın ve sanat emekçilerimizin kaderini virüse teslim etmemek için tüm imkânlarımızı seferber etmiş durumdayız. Bu açıdan baktığımızda kesinlikle yeni bir döneme girdiğimizi söyleyebiliriz.

İBB Şehir Tiyatroları Yönetim Kurulu Üyesi Fidan Aslan Eroğlu

Kumbaracı50 karantina sürecinden ve mevcut ekonomik krizden en çok etkilenen özel tiyatrolar arasında yer almakta. Geçtiğimiz günlerde ayakta kalabilmek için dayanışma kampanyası başlatan Kumbaracı50’den Yiğit Sertdemir tiyatronun karantina sürecinde içine girdiği süreci ekonomiyle birlikte sorunlar yaşamaya başlayan tiyatronun pandemiyle birlikte iyice içinden çıkılamayacak bir yola girdiğini varoluşsal biçimini tiyatro üretimi üzerine kuran oyuncuların bu krizlerin yanına ek olarak sanatsal yolculukları açısından da kurak bir iklimde buldukları sözleriyle ifade ediyor.
Karantina sürecinde ayakta kalmak için sürekli bir yol bulmaya çalıştıklarını ifade eden Sertdemir, süreci seyirciyle bağlarını koruyacak etkinlikler düzenleyerek, online buluşmalar, atölyeler düzenleyerek geçirmeye çalıştıklarını söylüyor.

Tiyatroların ikinci dalgaya dayanması imkânsız

İkinci dalgaya şu an mevcut durumda ne dünya hazır ne de Türkiye hazır değilken tiyatroların ikinci dalgaya dayanması imkânsız diyor Sertdemir. Birinci dalgadan bile yok olmadan çıkmaya çalışırken, ikinci dalgaya direnmek imkânsız diye devam ediyor.

Kumbaracı50 için başlattıkları dayanışma kampanyası sayesinde sahnenin biraz nefes alabildiğini ifade eden Sertdemir, Kasım ayında oyunlarını oynamaya başlayacaklarını söyleyip, kampanyanın seyirci tarafından sahiplenilmesinin çok umut verici olduğunu ve çok sevindiklerini ifade ediyor. Ancak, bu var olan sorunların devam ettiğini ve asıl sorumlulardan beklediğimizin yapılmadığını unutmamamıza neden oluyor diye ekliyor.

Seyirci bilet alırken dolara mı bakıyor?
Kur artışından sahnelerin etkilenmesine esprili bir dille aklaşan Yiğit Sertdemir, kur artışından sahneler neden etkilensin? Seyirci bilet alırken dolara mı bakıyor? Biz vergilerimizi dolar üzerinden mi ödüyoruz? Bu cümleler ne kadar gerçekse, kurdan etkilenmediğimiz de o kadar gerçek yorumunda bulunuyor.

kumbaracı50 – Yiğit Eertdemir

Özel tiyatroların güncel durumunu konuştuğumuz yönetmen Kemal Aydoğan özel tiyatrolara karşı bir ayrımcılık ve ötekileştirme söz konusu olduğunu belirtiyor ve ekliyor bizi ticaretin alanına atmak gibi bir kötülük söz konusu. Şu koşullarda tiyatro yapmaya devam edersek sonu felaket. Sonuçları çok ağır olan bir sürece girmek üzereyiz.
Kemal Aydoğan, tiyatrocuların ve özel tiyatro çalışanlarının ekonomik haklarının yerle bir olduğunu belirtiyor. Bu sürede çalışanların çoğu sigorta ödemelerini alamadı. Biz sadece dizilerde çalışan oyuncuları görüyoruz ve çok para kazandıklarını düşünüyoruz ancak bu oyuncu dünyasının yüzde 20sini oluşturuyor. Kalan yüzde 80 için ciddi bir geçim sıkıntısı ile karşı karşıya kaldılar. Oyun başı maaş kazanan oyuncular çok ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Bu insanlar bir tür açlığa mahkûm edildi.
Karşılaşılan sorunlar için Aydoğan şunları söylüyor, Bir kere daha önce hiç deneyimlemediğimiz sorunlar yumağı ile karşılaştık. Biz gişe geliri ile ayakta duruyoruz. Gişe gelirimiz bitti bu da faaliyetimizin durması demek. Vergiler, krediler gibi ödemeye çalıştığımız bir takım harcama kalemleri vardır bunlar ödenememeye birikmeye başladı. Altı aydır salonun kirasını ödeyemiyoruz ve yaklaşık 250bin liraya yakın borcumuz oldu kredi borçlarımız 150bin liraya ulaştı. Faaliyeti bir daha başlatabiliyor olmak bu imkânı yeniden bulabiliyor olmak ortadan kalktı, varlığımız ortadan kalktı. Çok uzun süre özel tiyatroların bu durumuna yerel yönetimler ve devlet uzun süre sessiz kaldı. Özel tiyatrolara biraz ticari oluşum gibi bakılıyor galiba bu bakış uzun süre tiyatroların problemlerini kavrayamadı. İBB Başkanı tarafından yapılan destek açıklaması çok önemli ancak biraz geç kalındı. Bu sürece dayanamayan salonlar oldu, çoğumuz ise kapanmaya yakınız. Masraf kalemlerimizin bu kadar yüksek olduğu tahmin edilemedi.
Kamu ve devlet toplumsal hayat içerisinde özel tiyatroların ne işe yaradığını ve neye hizmet ettiğini bilmiyor. İlgilenmedikleri şeyleri görmüyorlar. Tiyatrolar problemin görüldüğü seyirciye aktarıldığı ve çözüm üretildiği alanlardır. Ancak devlet siyaset yapmayın suya sabuna dokunmayın kenarda eğlenin diyor bize. Tiyatroyu bir birim olarak böyle politik değerlendirmeyince sanat olarak tiyatro şaklabanlaşıyor. Burada bir çözümleme problemi var. Şehir ve Devlet Tiyatroları kamu kaynaklarından yararlanabilirken Özel tiyatrolar neden bu kadar dışarıda bırakılıyor. Devlet bunu formüle edemiyor. Burada bir ayrımcılık ve ötekileştirme söz konusu ve bizi ticaretin alanına atmak gibi bir kötülük söz konusu.

Moda Sahnesi – Kemal Aydoğan

İlayda Çağla Koçoğlu

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir