4 Aralık 2020 , Cuma

Deprem Vergileri Nereye Harcandı?

17 Ağustos 1999 günü Türkiye Cumhuriyeti’nin karşılaştığı en büyük felaketlerinden biri yaşandı.

Sabaha karşı 3 sularında Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın Kocaeli/Gölcük merkezinde Richter ölçeğine göre 7.5 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Türkiye tarihinin en büyük ikinci depremi olan Gölcük merkezli deprem İstanbul, Bolu, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da can ve mal kaybına neden oldu.

Büyüklüğü de Richter ölçeğine göre ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) tarafından 7.6; Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi tarafından ise 7.8 olarak ölçüldü.

Bununla birlikte, bugün genel olarak depremin büyüklüğü, ilk yapılan açıklamalarda duyurulan 7.4 olarak kabul ediliyor ve bu ölçü kullanılıyor.

17 Ağustos Depremi, gerek nüfus yoğunluğu gerekse de ekonomik faaliyet açısından Türkiye’nin en önemli bölgesini etkiledi.

Resmi rakamlara göre, depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi de yaralandı. 5 bin 840 kişi de kayboldu.

Ancak resmi olmayan kayıtlara göre can kaybı 50bin kişi civarında zira deniz suyunun yükselmesi can kaybı tespitinin yapılmasını bazı alanlarda imkansız hale getirdi.

Jeoloji Mühendisleri Odası, 1999 yılında yayımladığı raporda, can kaybını artıran en önemli üç unsuru şöyle sıraladı:

Aktif Fay Zonu: Aktif fay hattı önceden bilinmesine karşılık bu hat boyunca yoğun yapılaşma ve yüksek nüfus potansiyeli hasar ve can kaybını artırmıştır. Fay zonundan uzaklaştıkça özellikle yamaçlarda ve dağ eteklerinde hasarın olmadığı veya çok az olduğu görülmektedir.

Sulu Alüvyon Zemin: Bolu-Yalova arasında fay zonu ve yakın çevresi, son derece yumuşak ve gevşek tutturulmuş kil, kum ve çakıl depolarından ve alüvyon zeminden oluşmuştur. Bu tür zeminler mevcut deprem şiddetini birkaç misli artıracak olumsuz özelliklere sahiptir.

Yapım hataları: Bölge 1. derece deprem bölgesi sınırları dahilindedir. Hal böyleyken ve deprem yönetmeliklerine uyulması zorunlu iken, depremdeki ağır hasar ve yüksek oranlı can kayıplarının önemli bir bölümü de, yapım hataları, zemin şartlarına uymayan yanlış temel tasarımları, kötü işçilik ve inşaatlarda kullanılan yapı malzemesi hataları ve çürüklüğünden kaynaklanmaktadır.

Depremin ekonomik maliyeti ise 12-20 milyar dolar arasında değişiyor.

Deprem sonrasında Bülent Ecevit hükümeti bazı zorunluluklar getirdi. Bunlardan biri deprem vergisiydi.

Gölcük depreminden sonra ülkenin mega kenti olan İstanbul’da deprem gerçeğiyle karşılaştı.

Kuzey Anadolu Fay Hattı Kocaeli’nden uzanıp Adalar’ın güneyinden geçerek Tekirdağ’a doğru uzanan bir fay hattıdır.

İstanbul’un tarihinde küçük kıyamet olarak adlandırılan yıkıcı depremler yer almaktadır.

Uzamanlar 30 sene içinde İstanbul’da deprem yaşanacağını belirttiler. Şu an son 10 yıl içerisinde yer almaktayız.

26 Kasım 1999 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan genelgeyle herkesten Deprem Vergisi toplanmaya başlanmıştır.

1999-2019 yılları arasında tahsis edilen deprem vergisi 67 milyar 850 milyon liradır.

2020 yılının ilk ayında Türkiye deprem gerçeğiyle bir kez daha yüzleşti.

Elazığ’da meydana gelen deprem sonrasında herkesin aklına aynı soru geldi. Toplanan deprem vergilerine ne olmuştu?

Kamuoyunun gündemindeki vergileri CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu 29 Ocak’taki Meclis grup toplantısında sordu:

“2004-2019 arası vatandaştan toplanan deprem vergisi 65 milyar lira. Dolara vurursak 34 milyar dolar. Bu para deprem yaralarını sarmak, kentleri depreme dayanıklı hale getirmek için bizim ödediğimiz vergi. Sonra bu oranları da artırdılar. Hiç itirazımız yok. Deprem varsa kentleri depreme dayanıklı hale getireceksek, can kaybı olmasın istiyorsak bu fedakârlığa bu millet katlanır. Ve vatandaş haklı olarak şunu soruyor; ‘17 yıldır iktidarsınız ve deprem vergisi alıyorsunuz. Elazığ’da ve Malatya’da bilinen tüm deprem bölgelerinde can kaybı ve tahribatı önlemek için neler yaptınız?’

Cumhurbaşkanı Erdoğan deprem vergilerinin akıbeti hakkında gelen sorulara harcanması gereken yere harcandığı cevabını verdi.

2020’nin son yıllarında geçtiğimiz Cuma günü yeniden bir kez daha deprem gerçeğiyle yüzleşti. İzmir’de 6,8 büyüklüğünde meydana gelen deprem çok fazla can ve mal kaybına neden oldu.

Yıkılan binaların ya imar affına uğradığı ya da alan açmak için kolonlarının kesildiği ortaya çıktı.

Cuma gününden beri kalbimiz, gözümüz, kulağımız İzmir’den gelen haberlerde.

Kimimizin akrabaları, kimimizin arkadaşları ya da hiç tanımadığımız insanlar alüvyonlu araziye inşa edilmiş, kolonları kesilmiş binaların altında kaldı.

Bu depremle birlikte yeni bir soru belirdi; deprem vergileri nereye harcandı?

Deprem, yer kabuğunun hareketi sonucunda meydana gelen bir doğa olayıdır.

Deprem alınmayan önlemler sonucunda can alıyorsa politiktir.

Deprem için toplanan vergilerin akıbeti belli değilse şeffaf bir şekilde nereye harcandığı belirtilmiyorsa ve hala devam eden tehlikeye rağmen önlem alınmıyorsa politiktir.

Tüm bunlardan hesap sormak yaşam hakkıdır.

Son iki gündür mucizeler yaşıyoruz. Günler sonrasında enkazdan çıkartılan bebeklerin sevincini yaşıyoruz.

Bu haklı sevinçleri yaşamak hepimizin hakkı. Ancak, o bebekleri günlerce enkaz altında bırakan karanlıktan hesaptan sormak hepimizin borcu.

Sahi, deprem vergileri nereye harcandı?

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir