4 Aralık 2020 , Cuma

TTB Başkanı Fincancı: Bakanlık Salgında Koruyucu Politika İzlemiyor

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) Merkez Konsey Başkanlığı’na seçilen Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı; Türkiye’nin salgınla mücadele yönetimini, sağlık çalışanlarının iş yükünü ve iktidar tarafından kendisine yöneltilen eleştirileri Kozmopolitik.com.tr için değerlendirdi.

Doktorların en büyük sivil toplum örgütü olan TTB Merkez Konsey Başkanlığı’na geçen ay seçilen Etkin Demokratik TTB Grubu’nun adayı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı; TTB’nin bağımsız, nesnel ve bilimsel bakış açısıyla, halk sağlığını korumaya odaklandığı için tarihi boyunca farklı dönemlerde farklı iktidarların hedefi olduğunu belirtiyor.

TTB’nin sağlık politikalarında yapılan yanlışları dile getirdiği için hedef alındığını söyleyen Fincancı, “Özellikle Covid-19 salgınında yapılan yanlışları dile getirmek halk sağlığı açısından büyük önem taşıyor” diyor.

“Öncelik koruyucu hekimliğe verilmeli”

Sağlık Bakanlığı’nın koruyucu hekimlik yerine tedavi edici hekimliğe yöneldiğini söyleyen Fincancı, “Sonbaharın gelmesiyle vaka sayıları arttı. Sağlık Bakanlığı, koruyucu hekimliğe öncelik vermek yerine, insanların hastalandıktan sonra tedavisine yönelik bir politika izliyor. Bu durum hastanelerdeki iş yükünü ciddi boyutlara taşıdı. Uzun ve yoğun çalışma saatleri, sağlık çalışanları üzerindeki viral yükü artırıyor. Bu sebeple sağlık çalışanları virüse yakalandıklarında hastalığı daha ağır geçiriyor” diyor.

Sağlık personeline istifa yasağı

Sağlık Bakanlığı, 27 Ekim’de yayınladığı genelgeyle Koronavirüs salgını sürecinde hiçbir sağlık personelinin istifa talebinin kabul edilmeyeceğini açıkladı. Yaş haddinden emekli olacaklarla malulen emekli olacakların görevlerinden ayrılabilecekleri belirtilen genelgede, kapsam dışında kalanlara emeklilik işlemi yapılmayacağı vurgulandı.

Atamalara da kısıtlama getiren genelgede, eşinin emekliye ayrılmasından kaynaklı atama, öğrenim durumuna dayalı atama, alt ve üst hizmet bölgelerine atama ile karşılıklı yer değiştirme ve engelli durumundan yapılacak atamaların ikinci bir duyuruya kadar durdurulduğu açıklandı.

“Sağlık çalışanlarının izne ihtiyacı var”

Sağlık Bakanlığı, hastanelerin yoğunluğunu gözeterek sağlık çalışanlarının izin, istifa ve emeklilik haklarını askıya aldığını ifade eden Fincancı, “Uzun ve yoğun çalışma saatleri, sağlık çalışanları üzerindeki viral yükü arttırıyor. Bu sebeple sağlık çalışanları virüse yakalandıklarında hastalığı daha ağır geçiriyor. Sağlık çalışanların izin yasağına değil daha fazla izne ihtiyacı var” diye konuşuyor.

Hekimlerin kendisini yalnız hissetmemesi gerektiğini vurgulayan Fincancı, “Tüm meslektaşlarımızın yanındayız. Bu özellikle izin, istifa ve emeklilik iptallerine ilişkin her türlü mücadeleyi vereceğimize emin olabilirler” diyor.

Hukuki olarak istifa yasaklanabilir mi?

“Sağlık hizmetlerine ihtiyacın arttığı bu dönemde hiçbir meslektaşımızın ve ekip arkadaşımızın kamu sağlık hizmetinden ayrılmasını istemeyiz” diyen Fincancı, bakanlık genelgesinin istifa yasağı değil, istifaların idare tarafından kabul edilmemesine ilişkin talimat olduğuna dikkat çekiyor.

Anayasa’nın 18. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4. maddesine anımsatan Fincancı, “Hiçbir sağlık personeli zorla çalışmaya zorlanamaz. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre zorla çalıştırma, herhangi bir kişinin ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği olmadan mecbur edildiği tüm iş veya hizmetleri ifade ediyor. Bu durum kamusal sağlık hizmetiyle bağdaşmıyor” diyor.

Sağlık personelinin istifasının kabul edilmemesi durumda müstafi sayılarak (istifa etmiş sayılma) görevini bırakabileceğini söyleyen Fincancı, “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre istifa eden kişi, yeniden memuriyete dönmek için 1 yıl beklerken, müstafiler ya 3 yıl bekliyor ya da hiç memuriyete dönemiyor. Dolayısıyla istifa hakkının engellenmesi kadar müstafi olmaya zorlamakta bir hak gaspı. Her ikisi de kabul edilemez” diyor.

Terörist suçlaması

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelik, “Terör örgütünden birisini getirip Türk Tabipleri Birliği’nin başına koyuyorlar” sözlerini anımsattığım Fincancı, “Bu konular bizim gündemimiz olmamalı” diyor ve ekliyor:

“Bir terörist örgütten geldiği ifadesi benim başkanlığını yaptığım Türkiye İnsan Hakkları Vakfı’na (TİHV) yönelik. Hem TTB hem TİHV uluslararası saygınlığı olan kurumlar. Bu sözler kurumlarımıza hakaret niteliğinde. Sayın Erdoğan, kendisine karşı terörist ifadesini kullanan Hollanda Özgürlük Partisi Genel Başkanı Geert Wilders hakkında suç duyurusunda bulundu. Bizim de delilsiz bir şekilde hem kişisel olarak hem de kurumsal olarak teröristlikle suçlanmamız suç duyurusunu gerektiren bir karalama. Ancak bizim asıl olarak salgınla mücadeleye odaklanmamız gerekli. Doğru bir salgın stratejisi geliştirmesi için Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunmamız bir zorunluluk. Bu çağrıya kulak verilmesi için bütün gücümüzü kullanmalıyız.”

Seda Karatabanoğlu

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir