4 Aralık 2020 , Cuma

Çocuk Hakları Avukatı Ateşli: Çocuk İstismarına Karşı Yasalar Etkin Uygulanmıyor

Çocuk Alanında Çalışan Avukatlar Ağı’ndan Avukat Gamze Pamuk Ateşli, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde Türkiye’nin çocuk haklarını atmosferini Kozmopolitik.com.tr için değerlendirdi.

Bugün 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları günü. Çocukları korumak ve koşullarını iyileştirmek için Birleşmiş Millet Genel Kurulu, 20 Kasım 1989 tarihinde Çocuk Hakları Sözleşme’sini düzenledi. Çocukların yetişkinlerden daha farklı ihtiyaçlara ve haklara sahip olması gerektiğinden yola çıkan Birleşmiş Milletler (BM), bu sözleşmeyle çocuk haklarını güvence altına almayı hedefledi.

İlk Kez Uluslararası Anlaşma Cinsel İstismar Suçunu Tanımladı

Türkiye, 197 ülkenin imzaladığı sözleşmenin 17, 29 ve 30. maddelerini Anayasa ve Lozan Anlaşması hükümlerine dair yorumlama hakkını saklı tutuyor. Türkiye’nin çocuk hakları konusunda imzaladığı başka bir sözleşmeyse, Çocukların Cinsel Suistimal ve Cinsel İstismara Karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi. Lanzarote Sözleşmesi, olarak da anılan sözleşmeyle birlikte ilk kez uluslararası anlaşma cinsel istismar suçunu detaylı bir şekilde tanımladı.

Çocuk Alanında Çalışan Avukatlar Ağı’ndan Avukat Gamze Pamuk Ateşli, Türkiye’nin çocuk haklarını atmosferini Kozmopolitik.com.tr için değerlendirdi.

Türkiye’nin 13 yıl önce Lanzarote Sözleşmesini imzaladığını söyleyen Avukat Ateşli, uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuatın uygulanması konusunda ciddi sorunlar olduğunu söylüyor. İktidarın erken yaşta ve zorla evlilik konusunda çocuk hakları karşıtı bir tavır benimsediğini aktaran Ateşli, “2015 yılından bu yana çocuk istismarına af yönergesi sürekli gündemde tutuluyor. Ne yazık ki çocuk hakları konusunda Türkiye pratikleri pek iç açıcı değil. Uygulamada, çocuk hakları savunucuları olarak çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. 13 yılda bir arpa boyu yol alamadık” diyor.

Ateşli, Lanzarote Sözleşmesinin, cinsel sömürü ve cinsel istismar kapsamındaki davranışları tanımlayan maddelerinin, çocukları cinsel istismar ve suistimalden korumak amacıyla dünyadaki en yüksek yasal standartları içerdiğini söylüyor:

“Lanzarote Sözleşmesi çocuk istismarı ve ihmalinin pek çok türü tanımlıyor. Sözleşmede sadece dar bir tanım yapılmıyor. İstismarın ve ihmalin tanımlarını detaylı olarak aktarıyor. Maruz kalınan istismar ve suistimalin ömür boyu süren bedelleri olduğunu detaylı ve açık bir dille ortaya koyuyor. Bu sebeple Lanzarote Sözleşmesi çocuk hakları konusunda önemli bir yer tutuyor.”

Son zamanlarda kadınları ve çocukları güvence altına alınan yasaların yoğun bir saldırı altına olduğunu kaydeden Ateşli, “Saldırıların hedefi, kadınların ve çocukların şiddetten korunma usullerini düzenleyen ve güvence altına alan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun da var. Kısaca kazanımlarımız, bizi şiddetten ve istismardan korunmanın güvencesi olan tüm sözleşmeler açık bir şekilde iktidarın hedefinde” diyor.

“Evlilik Yaşını Düşürmek Çocuk Haklarıyla Bağdaşmaz”

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un katıldığı bir programda Türkiye’de doğurganlık oranını yükseltmek için evlilik yaşının düşürülmesi gerektiğine yaptığı dair konuşmayı anımsatan Ateşli, “Çocuk hakları savunucusu olarak böyle bir açıklamayı kanım donarak izledim. Hiçbir şekilde izahı olmayan bir açıklama; çünkü Türkiye’de yasal evlilik yaşı 18, aile izniyle 17 yaşında, mahkeme kararıyla 16 yaşında evlenmek mümkün. Bu yaşı daha düşürmek istemek çocuk haklarıyla bağdaşmaz” diyor.

“Türk Ceza Kanunu’nun Bile Uygulanmadığına Şahit Oluyoruz”

Anayasa’nın 90’ncı maddesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmünde. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerle kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası sözleşme hükümleri esas alınıyor.

Çocuk hakları savunucu olarak uluslararası sözleşmelerin yanı sıra ulusal mevzuatların uygulanmasında sorunlar yaşadıklarını söyleyen Ateşli, “Türk Ceza Kanunu maddelerinin bile uygulanmadığına şahit oluyoruz” diyor.

“Göçmen Çocukların Erken Evlendirilmesine Çanak Tutuluyor”

Türkiye’de özellikle göçmen çocukların erken yaşta evlendirildiğini aktaran Ateşli, “Göçmen çocuklar Türkiye vatandaşı olmasa bile bizim kanunlarımıza tabii. Kanunlarımıza göre erken yaşta evlilik suç. Ancak yerel mahkemeler yargılama esnasında göçmenlerin kendi adetlerine göre hareket ediyor ve karar veriyor. Bu durumu hukuka uygun hale getirmek içinse Türk Ceza Kanunu’nun hata hükümlerinden faydalanıyorlar. Göçmen çocukların erken evlendirilmesine çanak tutuluyor” diyor.

Küçük yaşta bir göçmen çocuğun mahkemeye hamile geldiğine şahit olan Ateşli:

“Artık hakimler hata hükümlerinden faydalanması için faile direkt ‘kız çocuğunun küçük yaşta olduğu bilmiyordun değil mi’ şeklinde soruyor. Hakimler, faili yönlendirerek hata hükümlerinden faydalanmasını sağlıyor.”

16 Yaşında Olan 11 Bin 446 Çocuğun Evlenmesine İzin Verildi

Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün verileri göre aile mahkemesi hakimleri, 2019 yılında 16 yaşında olan 11 bin 446 çocuğun evlenmesine izin verdi. 2019 yılının sonunda, Elbistan Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendisinden 9 yaş küçük olan 12 yaşındaki kuzenini evlilik adı altında istismar eden kişinin, olay gerçekleştiği zamanda kız çocuğunun yaşını bilmediğini savunan faili beraat etmiş olduğunu anımsatan Ateşli, “Erken ve zorla bir evlilik gerçekleşmiş olması kabul edilemezken, yerel mahkeme beraat kararı verdi. Yargıtay’ın kararı bozacağını düşünürken Yargıtay, ailenin yıkılmaması temelinde bir gerekçeli karar yazdı. Türkiye’de erken evlilik ve çocukların cinsel istismarını tartışacaksak buna dair kesin ve detaylı verilere sahip olmamız gerekli. Aile içinde ya da dışında üzeri örtülen pek çok istismar vakası var” diye tepki gösteriyor.

“Topyekûn Bir Zihniyet Değişikliği Gerekli”

İstismar suçunu işleyenlere ailenin korunması gibi gerekçelerle beraat verildiğinde sorunların çözülmediği aksine pek çok sorunu beraberinde getirdiğini vurgulayan Ateşli, “Erken yaşta evlenen kız çocukları eğitimlerini yarıda bırakıyor. Sağlık açısından yeterli gelişime sahip olmadan evlenen kız çocukları pek çok sağlık sorunu yaşıyor. Bahsettiğimiz sözleşmeler sadece kadınların ve çocukların güvence altında alındığı sözleşmeler değil aynı zamanda toplumun güvence altına alındığı sözleşmeler” diyor.

Uluslararası sözleşmelere taraf olmanın tek başına yeterli olmadığını söyleyen Ateşli, “Eğitim müfredatı erilken, medya kadınlara düşman bir tavır takınırken, siyaset erkek egemen bir alanken topyekûn bir zihniyet değişikliğine ihtiyacımız var. Bu sadece politik değil aynı zamanda toplumsal bir mesele” diye konuşuyor.

Seda Karatabanoğlu

PAYLAŞ:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir