16 Ocak 2021 , Cumartesi

Yargı Reformu Söylemleri Ne Anlama Geliyor?

Geçtiğimiz haftalarda Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün Ankara’da basın toplantısında Yargı Reformu İle ilgili yaptığı açıklamalar gündeme oldukça meşgul etmişti ve meşgul etmeye devam ediyor. Bakan Gül, “Hukukun güvenilirliği ekonominin güvenilirliğini de destekliyor. Dolayısıyla uygulamada daha iyi uygulamaları görmek istiyoruz. Bu konuda uygulayıcılarla her türlü hem eğitim hem mevzuat ihtiyaçlarını masaya yatırıyoruz” açıklaması yapmıştı.

Bakan Gül’ün bu açıklamaları tartışılmaya devam ederken bir açıklamada Akp Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, Ekonomide reformun yanında yargı alanında da reform yapılması gerektiğine değindi. Erdoğan, “Hükûmete geldiğimizden beri demokrasi ve kalkınma merkezli bir anlayışla ülkemizi güçlendirme amacının arkasında bu gerçek yatıyor. Son 1 yıldır yeni reformu hayata geçiriyoruz. Yaptığımız her reform yerli ve uluslararası yatırımcılara da hitap ediyor. Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için yeni adımlar atacağız. Yapısal reformların hazırlığı içindeyiz.” açıklamasında bulunmuştu.

Türkiye gündeminde oldukça geniş yer bulan “Yargı reformu” açıklamalarının ardından Eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı ve Yargıçlar Sendikası Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Antalya Barosu Başkanı Polat Balkan ve Gazeteci kökenli Milletvekili Utku Çakırözer ile Yargı Reformunu konuştuk.

Bakan Gül’ün yargı reformu açıklmasını değerlendiren ski Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı ve Yargıçlar Sendikası Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Yargı reformu söylemi Akp’nin ve Bakanların ağızından hiçbir zaman eksik olmadığını, 18 yıllık iktidarlarında hemen hemen her konuda değişikliğe gittiğini söyledi. Eminağaoğlu, “AKP, kendi döneminde yaptığı değişiklik ve düzenlemeleri bile, bunlardan bazılarını da üstelik farklı zamanlarda birden fazla kez değiştirerek, her değiştirdiğini de reform olarak sundu. AKP her canı istediğinde bu şekilde yargı alanına el attıkça ve değişiklik yaptıkça yargı bağımsızlığı daha da fazla ortadan kalktı. Yargıya olan güven daha çok dibe vurdu.” yorumunda bulundu.

AİHM, başvurularına değinen Eminağaoğlu, “İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne (İHAM) yapılan başvurulara bakarsak, Türkiye başvurusu sayısında listenin alttan ikinci sırasında. Bunun anlamı, iç hukukta kişilerin kendilerini yeterince hukuk güvencesi altında görmemeleri, iç başvuru yollarının hukuk güvenliğini sağlamaktan uzak olması, mahkemelerin yeterli güvence sağlayamaması. Yapılanlarla bu sorunların çözülmeyip, bu durumun ortaya çıktığı. Bu yapılanlarla da bu sorunlar kuşkusuz çözülmeyecek.” dedi.

“AKP, yargıyı bir silah olarak gördü”

Akp’nin yargıyı istediği zaman istediği yerde bir silah olarak kullandığını, ve yargı bağımsızlığı ilkesini ortadan kaldırdığını söyleyen Eminağaoğlu, AKP amaçladığı işlemleri yargı erki üzerinden gerçekleştirme yoluna gitti. Amaçladığı bu işlemleri yargı üzerinden gerçekleştirdiğinde, siyasi sorumluluk ve siyaseten bedel de ödemeden adım adım yoluna devam etti. Yargı kararlarının bağlayıcı olması, ayrıca yargının kendi içindeki başvuru yolları da (kendi istediği gibi) tüketildiğinde, bu kararların gereğinin yerine getirilmesi zorunluluğu nedeniyle, bu kararlar uygulandı. Böylece amaçladığı sonuçları elde etti. Bu kararlar nedeniyle, özellikle muhalif anlayış üzerinde yaratılan hukuksuzluklara bağlı ortaya çıkan sonuçlar karşısında, bu sonuçlar ne kadar tartışılırsa tartışılsın, şimdiye kadar çok ciddi bir siyasi bedel ödemedi. Bu nedenle her düşündüğünü yargı üzerinden gerçekleştirmek için, adına reform diyerek sürekli yeni düzenlemeler yapma yoluna gitti. Bu düzenlemelerin yanında, masumane bir kaç madde ekleyerek hep yaptıklarını gölgeledi. AKP, amaçladığı bu işlemleri yasama organındaki çoğunluğuna dayanarak ya da yürütme gücü nedeniyle gerçekleştirdiğinde, bu durumda hem siyasi sorumluluğu ortaya çıkacak, hem de bu işlemleri ayrıca denetime de tabi olacağı için, hesap vermeden bu işlemlerini gerçekleştirme amacı ile hareket etti. İşte yargıyı bağımlı hale getirip, amaçladıklarını yargı üzerinden gerçekleştirdiğinde siyasi bedel ödemediğini görünce de, her geçen gün gerek duyduğu adımlar için reform adı altında böyle paketlerle ortaya çıktı.” dedi.

Ömer Faruk Eminağaoğlu

“Yargının sorunlarını çözen bir düzenleme ortaya çıkmayacak”

Geçen yıl Akp’nin yaptığı yargı reformunu hatırlatan Eminağaoğlu, 15 tane yasanın olduğunun, 15 yasadan 11 tanesini akp’nin yaptığını ve başarısız olduğunun altını çizdi.

Eminağaoğlu, “Yine yargı reformu diyerek, bir kaç masumane madde ileri sürülecektir. Ya da sadece yazıldığı ile kalan, uygulaması olmayan bir kaç göstermelik madde söz konusu edilecektir. Ancak yargının sorunlarını çözen bir düzenleme yine ortaya çıkmayacaktır. ‘Neden yağı reformu çıkmayacaktır?’ sorusuna,  yargıda reform amaçlanıyorsa, bu bir gizli çalışma gibi değil, ilgili olan herkesin bilgisine sunulmalı, görüşleri alınmalı. TBMM’deki komisyonda da öyle hareket edilmeli. Ancak iktidar, bu konuda tek bir maddede bile değişiklik yapılmaması için direnerek, getirdiği teklifin her seferinde kendi istediği gibi yasalaşmasını sağlıyor. Bu yolla yargıya hep kendi istediği gibi biçim vere vere yoluna devam ediyor.” cevabını verdi.

“Yargı bağımsızlığını güvence altına almıyor”

Eminağaoğlu, “Yargı bağımsızlığı amaçlanıyor ise, bu konuda olmaz olmaz olan anayasanın yargı bölümünün değişikliği. Böyle bir değişiklik  yapılacağı konusunda iktidardan, bakandan bir açıklama yok. Niyetleri gerçek anlamda yargı bağımsızlığı olsa sanırım TBMM’deki tüm partiler buna destek olacaklardır. Ama böyle bir niyet yok. Böyle bir niyet olmadan, anayasadaki bu konudaki hükümler değiştirilmeden, bir yargı bağımsızlığı, bir yargı reformunu sağlamak zaten olanaklı değil.” dedi.

Eminağaoğlu, Gerek Anayasa Mahkemesi, gerek yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi, gerekse HSK ve buna bağlı olarak yerel ve yüksek mahkemeler, şu an yargı bağımsızlığından tamamen uzak bir yapılanma içinde. Anayasa Mahkemesi ve bugünkü anlamda HSK, ilk kez 1961 Anayasası ile kuruldular. Bakarsak, anılan kurumlar, kurulduklarından bu yana şu an  varlık nedenlerinden en uzak dönemi yaşıyorlar. Bunun için Anayasa değişikliği olmazsa olmaz. Bu kurumlar, hukuk devletinin anayasal güvencesi. Yine şu an ki haliyle anayasa, yargı bağımsızlığını güvence altına almıyor.  dedi.

“Reform öncelikle iktidarın anlayışında ya da iktidarda gerekli”

Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına değinen Eminağaoğlu,” Anayasa Mahkemesi kararları kuşkusuz bağlayıcı. İHAM kararları keza bağlayıcı. Bu kararlar hoşunuza gitsin veya gitmesin, kimin hakkında verilirse verilsin uygulanması zorunlu. İktidar, bu kararlardaki kişiler kendilerine siyaseten yakınsa uygulanmasına sıcak bakıyor, siyaseten uzaksa çok açıkça uygulanmaması yolunda katı bir tutum takınıyor ve mahkemeler de bu kararları uygulamaktan uzak duruyor. Uygulayan mahkemeler ve yargıçları hakkında yapılmadık işlem bırakılmıyor. Hukuk devletinde hukuk herkes içindir. İktidar daha bu bakışını değiştirmiyor. Böyle bir ortamda reform yapsa ne olur ki…Bu anlayışını değiştirmiyorsa, o zaman demek ki reform öncelikle iktidarın anlayışında ya da iktidarda gerekli.” değerlendirmesinde bulundu.

“Yargıç ve Savcıların baskın sayıdaki bölümü AKP döneminde göreve başladı”

Bakan Gül’ün “Hakim görünümlü militanların ayaklar altına alma girişiminde bulunduğu hukuku, biz masumiyet karinesiyle, lekelenmeme hakkıyla, adil yargılanma hakkıyla en üstte tutma kararlılığındayız” şeklindeki açıklamasını değerlendiren Eminağaoğlu, “Şu an görevde olan Yargıç ve Savcıların baskın sayıdaki bölümü AKP döneminde göreve başlayanlardan oluşuyor. Adaylar, AKP’li Adalet Bakanı’na bağlı bürokratlarca belirleniyor. HSK, bu adayları, adaylıkları/stajları sonrası mesleğe kabul ediyor. Yani adaylar Bakanlıkça belirleniyor, HSK o adayları mesleğe kabul ediyor. Staj ve HSK’nın nitelik ve yapısı bir tarafa, tüm adayları belirleyen AKP’nin Adalet Bakanlığı. Her türlü yakınmalara rağmen, adaylıklar da olabildiğince objektiflikten uzak belirleniyor.” dedi

Eminağaoğlu, “Bugün iktidar Cumhur ittifakı ile ortaya çıktı. HSK’da fiilen aynı ittifak yapısı ile oluştu. Bu nedenle Adalet Bakanlığı ve HSK’daki işlemleri geçip mesleğe başlayanlar, Cumhur ittifakının icazetini alan kişiler. Bakan, bu gerçeklerin doğrudan içinde. Ancak bunları ifade etmekten uzak duruyor. Daha bu son on gün içinde, AKP kurucu İhsan Arslan, yargıya müdahalelerimiz oldu diye beyanda bulundu. Olağanüstü dönemlerde, baskıcı yönetimlerin iktidarında, yargıya müdahale hiç eksik olmaz. AKP’nin iktidara geldiğinden bugüne kadar karakteristik niteliği bu şekilde. O nedenle dün cemaatçi yargıç ve savcılara da o ortamı sağlayan AKP oldu.  Birçoğuna bilerek o ortam sağlandı. Şimdi AKP iktidarı aynı yoldan aynı şekilde yargı üzerinden yürümeye devam ediyor.” ifadesini kullandı.

Yargı bağımsızlığının yetersizliğinin çok açık bir ifadesi

Son günlerde Muhalefete dönük tehdit ve ölüm naraları atan, bir CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu üst üste hedef alan Alaattin Çakıcı ile ilgili savcıların soruşturma başlatmamasına değinen Eminağaoğlu , “Çakıcı’nın tehdidini ana muhalefet partisinin şahsına yönelik olarak görmemeli. Bu tehdit hem ana muhalefet parti genel başkanına, ana muhalefet partisine, hem de ana muhalefet partisinin şahsında, hukuk düzenine, demokrasiye, siyasal yaşama yönelik bir tehdittir.  Bu tehdidi iktidarından muhalefetine bütün siyasi partiler kınamalıdır. Kınamak ta yetmez kuşkusuz. Yargı organlarının da bu tehdit hakkında, bir başvuru olmadan soruşturma başlatması gerekmekte. Çünkü yapılan tehdit, kamu adına soruşturulması gereken, şikayete bağlı olmayan bir suç. Ancak gördük ki, ilgili savcılık, kendilerine bu konuda ana muhalefet partisi genel başkanı tarafından bir başvuru olmadan resen soruşturma açmadı. Bu durum, yargı bağımsızlığının yetersizliğinin çok açık bir ifadesi.” değerlendirmesinde bulundu.

“Yargıç kimliği yerle bir edildi”

10 Kasım 2020 tarihinde Bakan Gül’ün yaptığı açıklamaya gündeme gelen Yargı reformu açıklamasından sonra muhalefete dönük bir takım baskı ve gözaltılar medyana geldi. Son zamanda Diyarbakır Barosu Avukatlarına yapılan gözaltı operasyonuyla Bakan’ın açıklamaları bir çelişki olduğunu gösterdi.

Gözaltılara ve muhalefete dönük baskıları değerlendiren Eminağaoğlu, “İktidar muhalif kesimin hak ve özgürlüklerini kendisi kısıtlama yoluna gitse, bu çok farklı tartışmalara yol açacaktır. Bu nedenle etki altındaki, bağımsız olmayan yargı organları, iktidarın beklentilerine uygun ya da iktidarı rahatsız etmeyen kararlara imza atmayı öncelikli amaç ve alışkanlık haline getirmiş durumdalar. İktidarın etkisi altında olan veya mesleki beklentisi olan yargıç ve ya savcılar, sonuçta iktidarı rahatsız etmeden görevlerini yerine getirme iradesi içinde olunca, işte sonuçta bu durumlar ortaya çıkıyor. Bu durum, yargıç kimliğinin yerle bir edildiğinin de ifadesi.” şeklinde konuştu.

“Asla bir yargı reformundan söz edilemez”

Cumhurbaşkanı hükümet sistemi ile yargı reformunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığının altını çizen Eminağaoğlu, “Erkler ayrılığı olmadan, Anayasa Mahkemesi ve HSK’nın üye yapısı konusunda, yine Danıştay’ın belli sayıdaki üyelerinin seçilmesi konusunda partili bir Cumhurbaşkanı’nın yetkileri sürdükçe, asla ve asla bir yargı reformundan söz edilemez.” şeklinde konuştu.

“Türkiye Anayasal bir devlet olmaktan çıkmıştır”

Antalya Barosu Başkanı  Av. Polat Balkan ise konuşulan yargı reformu ile ilgili, Türkiye Cumhuriyeti Anayasal bir devlet olmaktan çıktığını ve karanlığa sürüklendiğini söylüyor.

Balkan, yaşanılan süreci, Cumhuriyet tarihinin en ağır ve karanlık süreçlerinden birinden geçiyoruz: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin kararlarının tanınmadığı, olağanüstü hukuksuzlukların kanun hükmüne bağlandığı, OHAL’in kalıcılaştığı, “Kanun Üstünde Kararnameler”le yönetildiğimiz, rejimin değiştiği, kuvvetler ayrılığı ilkesinin şeklen bile umursanmadığı, yargının bağımsızmış, tarafsızmış gibi bile davranamadığı, basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı gibi uluslararası bazı verilere göre üçüncü dünya ülkelerinin bile gerisine düştüğümüz günlerdeyiz.” ifadeleriyle değerlendiriyor.

Polat Balkan

“Barolar susturulup, teslim alınmak isteniyor”

Hak hak ihlallerine dikkat çeken Balkan, Devletin varlık ve meşruiyet kaynağı yargının tek kurucu sivil ayağı olan savunmanın, yurttaşlarımızın adil yargılanma hakkı ve hak arama özgürlüğünün temsilcisi olan avukatların adliyelere aranarak girebildikleri, müvekkillerine/müvekkil adaylarına ilişkin sorgu bile yapamadıkları, avukatlara kısıtlı alan/avukatlardan arındırılmış bölgelerin oluşturulduğu, ekonomik ve mesleki sorunlarına hiçbir ciddi ve kalıcı çözüm üretilmediği, intihara sürüklendiği, işkence gördüğü, akademisyenlerin, aydınların, gazetecilerin, yazarların, yurttaşların adil yargılanma haklarının ihlal edildiği, çocukların cezaevlerinde büyümek zorunda bırakıldığı, çocuk istismarı, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin önlenemediği gibi, bu konularda hiçbir politika üretilmediği, dezavantajlı ve kırılgan gruplara yönelik baskıların, hak ihlallerinin her geçen gün yoğunlaştığı, çevremizin ve doğamızın talan edildiği, yağmalandığı, kültürel ve tarihi eserlerimizin imha edildiği, YSK eliyle demokrasiye darbe yapıldığı, kayyum atama pratikleri ile halkın seçme ve seçilme hakkının, iradesinin yok sayıldığı, Covid–19 küresel salgınının ölümcül ve yıkıcı sonuçlarının her geçen gün daha da ağırlaştığı, damgalı ve tescilli bir fetö projesi üzerinden Avukatların ve Baroların susturulup, teslim alınmak istendiği, TBB’ye egemen olan anlayışın hukuk devleti ve insan hakları, mesleğimizin onuru ve saygınlığı mücadelesini yapmaktan bilerek ve isteyerek vazgeçtiği, mesleğimizin ve meslek örgütümüzün felsefesini, kültürünü ve tarihini hançerlediği günlerdeyiz.” ifadesini kullandı.

“Boyun eğmemeye kararlıyız”

Balkan, Gerçek bir hukuk devleti inşa edilmesi; bunun için de ilk önce kuvvetler ayrılığının sağlanması, yargının bağımsız ve tarafsız kılınması, özgür savunmanın da yargı içindeki rolünün ve statüsünün içselleştirilmesi gerekmektedir. Temeli bu olmayan her adım, anayasal bir demokratik hukuk devletinden her geçen gün daha da uzaklaşmamıza neden olacaktır. Bizler, korkunun sofrasında yılgınlık yememeye, hayallerimizden vazgeçmemeye, boyun eğmemeye kararlıyız.”dedi

Balkan sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Cumhuriyetin kazanımlarına ve demokrasinin erdemlerine borçlu olduğumuzun bilincindeyiz. Hukuk devletleri ve insan haklarından yana tarafız. Bir Cumhuriyet kurumu olmanın onuru ve vakarıyla, gerçek bir demokrasi, gerçek bir hukuk devleti inşa edilinceye kadar, cesaret ve inançla mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Adalete ve hukuka ulaşacağız; bir gün mutlaka…”

Yargı Reformu konuşulurken bir yandan muhaliflere ve avukatlara gözaltılar sürerken bir yandan da mesleğini icra etmeye çalışan Gazeteciler büyük bir baskı altında. Yargı reformu gerçekleşirse Gazetecilerin nasıl etkileyeceğini Gazeteci kökenli Milletvekili Utku Çakırözer anlattı.

“Basın özgürlüğü daha da geriye gidiyor”

Çakırözer sözlerine başlarken mesleğini icra eden gazetecilerin yıllardır tutsak olduğunu ve bunun büyük bir utanç olduğunu belirtiyor.

Çakırözer, “Her reform yaptığımızda ülkede basın özgürlüğü daha da geriye gitmekte. 2004-2005 yıllarında AB reformları yaptık, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün sıralamasında 25 basamak düştük. 2009 yılında reform paketi çıkardık, 123. sıradan 138. sıraya geriledik. 2010 yılında Anayasayı değiştirdik, 10 basamak daha düştük. 2015 yılında bir reform belgesi daha, 2017’de 6 sıra geriledik. Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre de bu yıl basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 154’üncü sırada yer aldık. Yaklaşık 1,5 yıl önce Meclis’ten yine yargı paketi çıktı. Artık haber ve eleştiri suç olmayacak dedik. Ama yargı paketi çıktı gazeteciler yargılanmaya, tutuklanmaya devam etti. Televizyon programlarında gazeteciler düşüncelerini dile getirdi diye kanallar haftalarca karartıldı.” dedi.

Utku Çakırözer

“Baskı azalmadığı sürece gazeteciler korunamaz”

Yargı Bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanmadan yasa çıkarmanın bir işe yaramayacağını, mevcut baskının azalmadığı sürece gazetecilerin korunamayacağını, baskının azaltıldığı taktirde bu yasaların gazetecileri koruyacağını söylüyor. Çakırözer, “Biz tüm bunlarda gördük ki sadece yasa çıkarmakla olmuyor, asıl mesele yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması. İktidar elini yargının üzerinden çekerse, mevcut yasalar zaten gazetecileri korur. Anayasamızda, yasalarımızda basın özgürlüğü koruma altında. Tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları da bu yönde. Ama mesele Türkiye’de yargının bunlara uymamasında. Bunun nedeni de iktidarın basını susturmak, eleştirilerden kaçmak için yargıyı kullanıyor olması. Bu baskı ortadan kalkamadan yargı bağımsızlığını tam anlamıyla kazanmadan hangi reformu yaparsak yapalım faydalı olmaz.” diyor.

“Basın özgürlüğünün korunması herkesin öncülüğü olmalıdır”

Yargı reformu söylemleri evet var ama hala gazeteciler tehdit ediliyor,
yargılanıyor hatta sürgün hayatı yaşıyor. Gazeteciliğin üstündeki bu kara bulutlar nasıl ve zaman dağılacağını da şöyle açıklıyor:

“Eğer gerçekten yargı reformu yapılacaksa, ilk olarak, eleştiri amacıyla yapılan ve şiddet içermeyen düşünce açıklamaları, haberler suç kapsamından çıkarılmalı, siyasi baskılar sona ermelidir.”

Anayasa Mahkemesi’nin özgürlükler lehine verdiği kararlarla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın gazetecileri koruyan kararları tüm mahkemeler tarafından içtihat olarak değerlendirilmelidir. Mahkemelerin verdiği tahliye kararlarına savcılar itiraz edememeli! İktidar olsun, muhalefet olsun siyaset kurumu eleştiriden, düşünceden korkmamalı. Basın özgürlüğünün korunması herkesin öncülüğü olmalıdır.” ifadesini kullanıyor.

“Ülkede hukuk güvencesi, yargı bağımsızlığı sağlanmalı”

Çakırözer, Demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının ardından basın dördüncü kuvvettir. Yani demokrasinin saç ayağı yasama, yürütme, yargı ve basındır. Eğer bu ayaklar güçlü, uyumlu ise, dengeli ve bağımsız bir şekilde çalışabiliyor ise, ancak o zaman o ülkede demokrasi ve hukuk devletinden bahsedilebilir. Bir ülkede basın özgür değilse o ülkenin yurttaşları, toplum özgür değildir. Eğer iktidar yargı reformu söyleminde ciddi ise işe cezaevlerindeki haksız, hukuksuz tutuklu gazetecileri, siyasetçileri, sivil toplum örgütü temsilcilerini özgür bırakarak başlamalıdır. Osman Kavala, Ahmet Altan, Selahattin Demirtaş, Ayhan Bilgen neden cezaevinde. TCK 299 kapsamında ülkede binlerce yurttaş yargılanıyor, cezaevine konuluyor. Akıl almaz suçlamalar ile Sözcü Gazetesi yönetici ve yazarları cezalandırılmak isteniyor! Halk Tv, Tele 1 gibi televizyon kanalları, Cumhuriyet, Birgün gazeteleri halkın haber alma hakkı için yaptığı yayınlar, haberler gerekçe gösterilerek karartılıyor, ilan ambargoları uygulanıyor.” diyor.

Önceliğin sorunun kaynağının bulunmasından geçtiğini ve gerçek bir yargı reformu hedefleniyorsa mahkemeler siyasi baskıyla karar veren kurumlar olmaktan çıkmalısı gerektiğini söyleyen Çakırözer, “Ülkede hukuk güvencesi, yargı bağımsızlığı sağlanmalıdır. Bunun için yapılması gereken en öncelikli şey, tek adam sisteminden demokratik parlamenter sisteme geçişin sağlanmasıdır.” görüşünde.

PAYLAŞ:

BU HABERİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

CHP’li Gamze Akkuş İlgezdi Değerlendirdi: “Aşı Planlamasında Kaos Kapıda”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi Sağlık Bakanlığının açıkladığı aşı uygulamasını ve planlamasını değerlendirdi. …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir