29 Temmuz 2021, Perşembe

Dr. Murat Kubilay: İşsizliğe Bağlı Yoksunluğun Sonucu İntihara Varabiliyor

Yapılan araştırmalara göre ekonomideki daralma dönemleri insan sağlığını olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Daralma dönemlerinde artan işsizlik olgusu kişilerin hayat standardını düşürmektedir. Hayat standardı düşen kişiler ihtiyaçlarını karşılayamadıklarından ekonomik ve sosyal anlamda toplumdan izole olarak yaşamayı seçmektedir. Bu izolasyon çoğu zaman bireylerde intihar duygusuna neden olmaktadır. Artan işsizlik rakamları sosyal ve ekonomik açıdan birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. İşsizlik, intihar üzerinde yadsınamayacak bir etkiye sahiptir. İşsiz kaldıklarında ihtiyaçlarını karşılayamayan ve kendilerini yetersiz hisseden bireyler, intihara meyilli olmaktadır. Ekonomik kriz ile intihar arasındaki ilişkiyi Dr. Murat Kubilay kozmopolitik.com.tr ‘de değerlendirdi.

Milyonlarca kişiyi etkileyen geçim sıkıntısı, 2021’de de halkın başlıca gündem maddesi olmaya devam ediyor. Ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik ve gelecek kaygısı sebepli intihar vakaları günden güne artıyor. Türkiye’de 2002-2019 yılları arasında geçim sıkıntısı nedeniyle 5 bin 806 kişi intihar etti. Vakalar son 20 yılda artış gösterdi. Kocaeli’de sadece 1 haftada 7 kişi intihar etti, Aydın’da ise bir günde 3 kişi canına kıydı.

18 yıllık AKP iktidarının geldiği noktada insanların içinde bulunduğu geçim sıkıntısının ve ekonomik buhranın etkisiyle intiharı seçip seçmedikleri yönündeki sorumuzu Dr. Kubilay şu şekilde açıklamakta ”Her bir intihar kararı ve uygulaması bireysel bir hikâyedir. Ancak birçoğunun altında ortak toplumsal sebepler bulunabilir. Kişinin insanca yaşayabileceği bir gelire sahip olmaması ve baskı altında kendi düşüncelerini özgürce ifade hakkı tanınmaması temel toplumsal sebepler olabilir. Buhran dönemlerinde orta ve düşük gelir grubundaki maddi imkânlar oldukça geriler, özellikle sosyal yardımla ayakta durabilen kesim açlıkla dahi sınanabilecek hale düşebilir. Buhranın yaratacağı siyasi sonuçlara karşı siyasi iktidar baskıyı artırırsa kişi kendini ifade edemez ve geriye dönüşü zor bir çıkmaza sürüklenebilir. Bunun neticesinde diğer şahsi faktörlerin de etkisiyle intihar eğilimi artabilir. Türkiye’de özellikle son 3 yılda satın alma gücündeki düşüş inkâr edilemez düzeyde. Hayat pahalılığı ve yaygın işsizlik aşikâr. Dolayısıyla huzur ve mutluluk dolu bir hayat yaşamak için gerekli önkoşullar toplumun önemli bir kısmı için karşılanamıyor. Haliyle çaresizlik hissinin oluşması ve çok tatsız kararların alınması için uygun ortam oluşuyor.”

Özellikle 1994 ve 2001 gibi kriz yıllarında, geçim zorluğu ve ticari başarısızlık gibi nedenlerle aile geçimsizliği yüzünden yaşanan intiharlardaki ve toplam intiharlardaki sıçramalar dikkat çekiyordu ancak 2020 yılından itibaren ne yazık ki çok daha fazla intihar haberi duymaya-okumaya başladık ve hatta intihar haberi yapmanın yasaklandığı bir döneme girdik. İçinde bulunduğumuz sürecin 2001’den farkını Murat Kubilay ” Türkiye 2000’li yıllarda dünya ile birlikte tüketim toplumu haline geldi; neticesinde beklentiler arttı ve yoksulluğa rıza gösterme tahammülü azaldı. Ayrıca köyden kente göçün artması ve göç edenle kalan gruplar arasında bağların zayıflaması da önemli. Bu durum 2001 krizindeki gibi köyden kente akrabalık bağı neticesinde temel erzak dayanışmasının azalmasına neden oldu. Ayrıca 2001 krizi esnasında Türkiye’de ortanca yaş 25 iken şu anda 33. Nüfusun önemli bir bölümü öğrencilik yıllarını geride bıraktı veya bırakmak üzere. Gençler özellikle yükseköğrenime vermiş olduğu emeğe rağmen sonuç alamadığı gerçeğiyle yeni yeni yüzleşiyor. Bu yalnızca geçmişi kaybettiğini fark etmesi ve bugünden yaşadığı memnuniyetsizliğin idrak edilmesiyle sonuçlanmıyor; geleceğe dair umutsuzluk yaratıyor. Politik baskıların da önceki döneme kıyasla daha sert olduğu çok açık. Ötesi yurt dışındaki hayat tarzı ve standardına ilişkin daha çok haberdarız; internet ve yabancı TV kanallarının böyle bir yan sonucu da oldu. Tüm bunların neticesinde 2018 sonrasındaki dönem 1999-2002 arasındaki döneme kıyasla daha yıpratıcı oluyor.” sözleriyle ifade ediyor.

Modern sosyolojinin önemli isimlerinden Emile Durkheim, insanların bozulan bir düzende, kendi yaşamlarının bir kargaşa haline dönüştüğü hissine kapılmaları ve bu hisle başa çıkamamaları nedeniyle dengelerini yitirdiklerini belirterek bu tür intiharları ‘anomik intihar’ olarak tanımlıyor. Türkiye’de süregelen durumun anomik intihar olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı yönündeki sorumuzu ” Toplumsal bozulmayı sadece son döneme ve Türkiye’ye sıkıştırmamak lazım. Sanayi Devrimi neticesinde insan hayatının akışı zihinsel evriminin ötesinde hızlandı ve sonucu stres dolu hayatlar oldu. Son 40 yılda bu süreç daha da hızlandı. Aynı düzeyde geliri kazanmak için sürekli iş güvencesizliği altında çalışmak ve ücret karşılığı olmaksızın yetkinliklerin artırılması bekleniyor. 2018 yılı ile birlikte siyasi iktidarın gücünü koruyabilmek amacıyla baskıyı artırması ve toplumsal düzeni hukuk dışı dahi olsa kendi çıkarları doğrultusunda dönüştürmesi de önemli bir etken. İnsanlar kendilerini ifade edemez haldeler. Emeğe dayanmayan ve adil bölüşülmeyen gelir normalleştirildi. Toplumda farklılıklara karşı tolerans ve etik dışı davranışlara karşı yaptırım eş zamanlı azaldı. Bu durumun sonucu sıkıntılı olduğu dönemlerde toplumsal düzenin bireylere destek olamaması ve hatta çıkışı daha güçleştireceğine dair inancın ortaya çıkması. Elbette tüm intihar vakaları için bu genellemeyi yapamayız. Fakat son dönemde medyada yansıyan olaylarda ekonomik gerekçelerin ön plana çıkması ve toplumsal düzenin bu kişilere umutsuzluk aşılayıcı taraflarının vurgulanması bu doğrultuda ipuçları veriyor. ” şeklinde cevaplıyor Dr. Murat Kubilay.

Dr. M. Murat Kubilay

1929 yılında New York’da bulunan Wall Street borsasının çökmesi dünya tarihinin en uzun süren ekonomik krizlerinden birine yol açtı. Büyük Buhran olarak da bilinen bu olayın etkileri, II. Dünya Savaşı’nın başladığı 1940’lı yıllara kadar devam etti. Çoğu uzman için bu kriz; boom and bust’ın (ani artış ve çöküş) bir parçasıydı. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde borsanın hızla genişlemesi, aynı hızla çökmesine sebep olmuştu. Kriz sadece Amerika’nın ekonomisini değil dünyanın geri kalan tüm ülkelerini de etkilemişti. İflaslar peş peşe gelmiş, işsizlik tarihin en yüksek noktasına ulaşmış, üretim çarkları durmuş ve intihar olayları artmıştı. 1929 ile Türkiye’nin yaşadığı krizin benzeşen yönlerini sorduğumuz Kubilay ”Büyük Buhran dönemi ve ABD’nin günümüz Türkiye’si ile belirli farklılıkları mevcut. Örneğin o dönem ABD hayallerde bir fırsatlar ülkesi olarak görülüyordu ve yaşananlar acı gerçekleri ifade ediyordu. Ayrıca o dönemde makro iktisat politikalarının kullanımına karşı bulunan ön yargıdan ötürü finansal piyasalarda sert çalkantı ve istihdamda keskin düşüşler yaşanıyordu. Fakat günümüzde ekonomi politikaları dünya genelinde krizlerin şiddetini azaltmak için aktif bir şekilde kullanılıyor. Böylece dibe sert vurmak yerine daha yavaş ama sürekli dibe doğru bir iniş yaşanıyor. Bu durum kişinin kötü ekonomik koşulları içselleştirmesine ve daha tepkisiz kalmasına sebep oluyor. Genel anlamda iktisadi buhranların yarattığı sosyal sonuçlar arasında yakınlıklar bulunsa da 2021 Türkiye’si ile 1929 ABD’si arasındaki temel farklar bunlar. Hiç şüphesiz coğrafi ve kültürel farklılıkları da göz ardı etmemek gerek.” açıklamasında bulunuyor.

Giderek artan genç işsizliği ile intihar haberleri arasındaki ilişkiyi ” Gençlik oldukça kırılgan bir dönem. Çünkü anne ve baba koruyuculuğunun dışına çıkılan ve umudun yüksek olduğu bir süreci içeriyor. Genel anlamda bünyeler olumsuz haberler için daha hassas oluyor ve tekrarlanan başarısızlıkların sonucu ümitlerin tümden yitirilmesiyle sonuçlanıyor. Günümüz dünyasında bir gencin temel beklentisi kendisine yetebilecek bir ücret kazanmak ve kendi kazandığı satın alma gücünü özgürce kullanmak. Fakat işsizlik buna müsaade etmiyor. Uzayan işsizlik ise geleceğe dair ümitlerin yitirilmesiyle sonuçlanıyor. Başka kişisel sıkıntılar da varsa işsizliğe bağlı yoksunluğun sonucu intihara kadar varabiliyor.” sözleriyle açıklık getiriyor Dr. Murat Kubilay.

BU HABERİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

Prof. Esin Şenol: Aşılılar da Hastalığı Bulaştırıyor Demek Kahve Dedikodusudur, Yok Öyle Bir Şey

Gazi Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, “Aşılı hastalandığı zaman da çok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir