19 Ocak 2022, Çarşamba

Kılıçdaroğlu: Çocukların Yatağa Aç Girmesine Tahammül Edemiyorum

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuşuyor.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından satır başları şöyle:

Hepimiz güzel bir Türkiye’de huzurla yaşamak isteriz. Her evde bereket olmasını isteriz. İnsanların gururla yürümesini isteriz. Türkiye’nin dünyaya örnek olan davranışlar sergilemesini isteriz. Ülkeyi yöneten siyasetçilerin eleştirilere sabırla bakmasını isteriz. Hepimizin ortak arzusu bu. Hangi inançtan, kimlikten olursa olsun herkes bunu ister.

Devleti yönetmek ayrıdır, devlet denen kuruma saygı gösterilerek yönetilir. İktidarın adalete, anayasaya, kanunlara, kuvvet ayrılığına uyması lazım. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğuna inanması lazım. Ancak böyle devlet adaletle yönetilir. Ama alana çıktığınızda karamsar bir tablo görüyorsunuz.

Hafta sonu belediye başkanlarımızla Kayseri’deydik. Orada belediye başkanımız yok diye orayı seçtik. Halk demokrasi kültürümüzü görsünler istedik. Belediye başkanlarının halkına nasıl hesap verdiklerini görsünler istedik. İhaleleri nasıl yapıyoruz görsünler istedik. Yaşanan ekonomik buhran nedeniyle kış aylarında vatandaşlar perişan. Önce hükümete çağrı yaptık, zammın altında insanlar ezilir, kara kış fonu kurun, destek verin fakire fukaraya, benim değil senin oyun artacak dedim; yapmadılar. Ama biz belediye başkanlarımıza çağrı yaptık. Sağ olsunlar belediye başkanlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar. Belediye başkanlarıma teşekkür ederim, baskılara rağmen tarih yazıyorlar. 3 Kasım – 17 Aralık arasında 80 bin 450 aileye nakit yardımı yapılmış. 455 bin 630 aileye gıda yardımı yapılmış. Isınma yardımı yapılmış… 210 binden fazla öğrenciye eğitim ve kırtasiye yadımı yapılmış.

Doğruyu biz yapıyoruz. Bizi gör o zaman kardeşim. Yanlışın faturası doğrudan yönettiği vartandaşa çıkıyor. Ona bakmak lazım.

Kayseri’de, ticaret odasını ve sanayi odasını ziyaret ettik. Sorunları dinledik, çözümlerimizi anlattık. Önünü göremiyorlar, biliyoruz. Dövizdeki oynaklıktan maliyetlerini oluşturamıyorlar, siparişler durdu. Bunlar bir şekliyle anlatıldı. Bırakın yarını, 1 saat sonra ne olacak kimse bilmiyor. Böylesine istikrarsız bir ortamda herkes durmuş vaziyette. Ciddi bir sorun var. Bu sorunun çözülmesi lazım.

Sorunun temeli; güvendir. Eğer bir ülkenin vatandaşları kendisini yöneten siyasi otoriteye güven duymuyorsa artık o kişiler o ülkeyi sağlıklı yönetemezler. Var olan iktidar, bir güven ortamı yaratabilir mi? Yaratamaz. Her kafadan bir sesin çıktığı bir yapı içinde güven ortamı oluşturamazsınız. Kıyamet kopardılar dış güçler diye, yeni atanan Hazine Bakanı, dış güçler falan yok, biz bilinçli olarak doları yükseltiyoruz dedi. En iyi Hazine Bakanı bilir, Tarım Bakanı bilmez. Devletin hazinesinden sorumlu olan bakan bilir, o da diyor ki ortada dış güçler yok, bizim politikamız bu diyor. Türkiye’nin stratejiye ihtiyacı var. Önümüzdeki 40 yılı planlayacak stratejiye ihtiyaç var. Yarını göremiyorsanız strateji oluşturamazsınız. Devlette adaleti ve liyakati yok ettiyseniz zaten devleti yönetemez, güven sağlayamazsınız.

Vatandaş mahkemeye, adliyeye, savcıya güvenmiyorsa o ülkede adalet yoktur, güven sorunu vardır. Devleti yöneten kişilerin önce kendisini bilmesi lazım. Kendisini bilirse, devleti sağlıklı yönetir. Neyi bilip neyi bilmediğini iyi bilirse devleti iyi yönetir. O nedenle taş giyen baş akıllanır demişler. Niçin? Çünkü sorumluluk üstlendiğinin farkına varır. Her şeyi ben bilirim dediğiniz zaman kişi kendisini bilmez, ne olduğunu da bilmez. Kişinin kendisini bilmesi, eksikliğini, hatalarını da bilmek demektir.

AK Partili kardeşlerim, MHP’li kardeşlerim; bu söylediklerimde bir yanlışlık, kusur varsa söyleyebilirsiniz. Şu kürsüde her zaman doğruları dile getirmeye çalıştım. Doğrulardan korkmaması lazım devletin. Devlet liyakatle yönetilir dedik, akrabayı taallukat ile değil. Devlet bir kişinin malı, şirketi değildir.

Siyasetçinin alkışa ihtiyacı yok. İyi bir siyasetçi, alkıştan çok sağlıklı eleştiri ister, kendi hatalarını kendisi görmeyebilir ama başkası o hatayı görüp hatırlatırsa, siyasetçiye en büyük katkıyı o yapar. Hz. Ömer şöyle diyor; ‘Bana hatalarımı, kusurlarımı söyleyen kişiler, benim gerçek kardeşlerimdir’. Bu aklı öncelemek, kibirden arınmaktır. Şimdi ‘şu hatan var’ dendiğinde kıyamet kopuyor, düşman ilan ediliyorsunuz.

3 çocuk sokakta röportaj yapıyorlar vatandaşa dertlerini soruyorlar, gözaltına alınıyorlar. Ne kusurları var? Ev hapsi veriyorsunuz… Niçin? Sokağa çıkmasın diye, halk gerçekleri öğrenmesin diye. Bir kişi devleti böyle yönetmeye kalkarsa o devletin yönetimi otoriter yönetim olur, demokrasi olmaz. Devleti yöneten kişi eleştiriye tahammül edemiyorsa yapacağı tek şey makamdan ayrılmaktır.

Bir ülkenin vatandaşı kendi milli parasını değil de yabancı parayı güvence olarak görüyor, ona yatırım yapıyorsa; o ülkenin yönetiminde sorun var demektir. Bankadaki tasarruf mevduatının yüzde 66’sı dövizdir. Tasarruf sahiplerinin yüzde 66’sı ‘Ben TL’ye güvenmiyorum’ diyor. ‘Devlet yöneticilerine de güvenmiyorum, başka ülkenin parasına güveniyorum’ diyor. Edirne’yi ve Kars’ı korumak neyse, Türk Lirası’nın itibarını korumak da aynı şeydir.

Sorumlusu kim bunun? Bunun sorgulanması lazım. İsrafın ve yolsuzluğun kol gezdiği ülkede, yönetim bunun üzerine gitmezse o ülkede sorun vardır. Bunları teşvik ederseniz ülkede birliği ve dirliği sağlayamazsınız. Yatağa aç giren çocukların olduğu bir ülkede, 19 yıldır ülkeyi yöneten siyasi otorite, Londra’daki tefeciye 194 milyar dolar faiz ödüyorsa, bu ülkede sorun vardır. Faize karşıyım deyip 194 milyar doları götürüp oraya ödüyorsanız yönetilmiyor demektir Türkiye. Bir taraftan zamlar yağmur gibi yağarken, öte yandan dövizi yerine tutamıyorsanız 2 kıskaç arasına vatandaşı almışsanız o ülke yönetiminde sorun vardır. Soru şu; sorumlu kim, sorunu nasıl çözeceğiz?

Bütün demokrasilerde sorunu siyasi partiler çözerler. Sorunu yaratan kurum, sorunu çözemez. Aynı olay. Türkiye’yi bu hale siyasi iktidar getirdi. Demek ki sorun bir siyasi sorundur. Önce onun çözülmesi lazım. Sorunun çözülmesi için de demokrasinin işlemesi lazım. Yani seçimin gelmesi lazım. Kriz dönemlerinde ülkeyi yönetenler açmazlarla karşı karşıya kalıyorlarsa demokrasilerde yapılan tek şey vardır; halkın hakemliğine başvurmak. Ülkeyi yönetemiyorlar, her gün çok daha ağır maliyetler geliyor, kurtulmanın tek yolu da sandığı getirmek.

Sandığı getirmeleri için her çabayı göstereceğiz. Bu milletin ezilmesine tahammül edemiyoruz. Yağmur gibi zamlara tahammül edemiyoruz. Alın teri dökenin önünü görememesine tahammül edemiyoruz. Bunu anlattığım zaman ‘siz ne yapacaksınız’ sorusu geliyor. Milletin takdiri, Allah’ın izni ile iktidar olduğumuzda, ilk yapacağımız iş; 13. Cumhurbaşkanımız Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı olacak inşallah. Konuşmamda ne dedim, iktidarla millet arasında ciddi güven sorunu var dedim. İlk yapacağımız iş güveni tesis etmek. Nasıl tesis edeceğiz? Güveni tesis etmenin birinci yolu, sorunu yaşayanla sorunu çözecek olanın yan yana gelmesidir. Aynı masanın etrafında oturmalarıdır. Bizim 13. Cumhurbaşkanımız da hakem olacak. Bir taraftan yana değil, üretimden, alın terinden yana olacak ama iki tarafı bir araya getirip hakem olacak.

BU HABERİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

Kanal İstanbul’un Bağlantı Yolu Maliyeti Bir Yılda Fırladı

Kanal İstanbul projesi kapsamında yapılacak 150 kilometrelik bağlantı yollarının maliyeti bir yılda 7,8 milyar TL’den …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir