20 Mayıs 2022, Cuma

Macaristan Seçimleri ve Avrupa

Macaristan geçtiğimiz Pazar günü hem ülke açısından hem de Avrupa açısından oldukça kritik bir seçim gerçekleştirdi.
Üç seçim kazanan ve 12 yıldır kesintisiz iktidarda olan Viktor Orban için 2022 yılı seçimlerini “kritik seçim” haline getiren en önemli gelişme geçtiğimiz yıllarda Orban muhalefetinin en sağdan en sol partilere kadar bir seçim ittifakı kurarak bir araya gelmesi olmuştu.

Ancak Rusya-Ukrayna savaşının başlaması ve savaş atmosferinde Orban’ın gerçekleştirdiği hamleler kampanyanın dengelenmesine neden olmuştu.

Macaristan’da 12 yıldır iktidarda bulunan, göçmen karşıtı Orban’ın ülkeyi giderek daha otoriter bir şekilde yönetmeye başlaması muhalefetin eleştirilerine yol açıyor. Orban, basın özgürlüğü alanındaki kısıtlamaları, LGBTİ+ bireylere yönelik ayrımcı uygulamaları nedeniyle Avrupa Birliği tarafından da eleştiriliyor.
Ukrayna’daki savaş öncesinde de ülkede artan enflasyon ve hayat pahalılığı en önemli sorunlar arasında bulunuyordu. 2004 yılından bu yana AB üyesi olan Macaristan’da hükümetin demokratik ilkelere uymaması nedeniyle Macaristan, AB’nin korona yardım fonundan yararlanamamıştı.

Viktor Orban ve liderliğini üstlendiği Macar Yurttaş Birliği (Fidesz) Partisi, 2010’ların başında merkez sağda ve Avrupa yanlısı bir çizgide seyrederken, zaman içinde otoriterleşti ve daha muhafazakâr, milliyetçi, göçmen karşıtı bir çizgiyi benimsedi.

Orban, alt ve orta sınıfları destekleyici politik vaatlerde bulunmuş olsa da kamu kaynaklarını partisine yakın isimlere peşkeş çekerek Macar halkının yoksullaşmasına sebep oldu. Yürüttüğü ekonomik politikalar sonucunda bugün Macaristan halklarını son on yılın en yüksek enflasyon ve işsizlik oranıyla karşı karşıya kalmasına sebep oldu.

Orban yakın çevresinde bulunan iş insanlarının medya kanallarının yüzde 80’ni almasını sağlayarak hem medya gücünü elinde bulunduran hem de bu güçle muhalif bağımsız medyayı baskı altına alan bir popülist lider.

Peki, tüm bunlara rağmen Orban ezici çoğunlukla seçimleri tekrar nasıl kazandı?

Öncelikle muhalefet partilerinin bir araya gelmesini incelemek gerekli.

Seçimlere dair şunu vurgulamak kritik altı muhalefet partisinin birleşmesine rağmen Orban oylarını arttırdı. Sonuçlar muhalefet açısından tam anlamıyla hezimet oldu.

Orban’ın 12 yıllık iktidarında muhalefet partilerinin tek başlarına hareket imkânı ve toplumsal dinamizm yaratabilme gücü kalmamıştı. Bu gerçek en son yerel seçimlerde yadsınamaz bir şekilde kendini dayattı. Yerel seçimlerde birkaç partinin bir araya gelmesiyle oluşan ittifak, bazı şehirlerde, öncelikle Budapeşte’de seçimi kazanma imkânı yaratınca başka bir yol olmadığı kanısı oluştu. Bir araya gelmesi mümkün görünmeyen altı siyasi parti tabandan gelenden baskıyla birleştiler.

Genel seçimlere yaklaşırken muhalefet bloku ortak bir aday çıkarma konusunda anlaşmıştı. Bu yüzden Eylül 2021’de muhalefetin başbakan adayının belirleneceği bir önseçim düzenlendi. Önseçimlerde eski Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsány’nin sol görüşlü eşi Klara Dobrev, Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karacsony ve bağımsız siyasetçi Peter Marki-Zay, ikinci turda yarışmaya hak kazandı. Gergely Karacsony’nin ikinci turdaki seçimlerden çekilmesiyle birlikte Marki-Zay, 17 Ekim’deki önseçimlerde yüzde 56,7 oy oranıyla muhalefetin ortak adayı oldu.

Muhalefet Pazar günü seçimlerinde hezimete uğradı. Orban, altılı muhalefetin birleşmesine rağmen oylarını 2018’de yapılan seçimlerden arttırarak galibiyetle çıktı seçimlerden. Ek olarak anayasayı değiştirmek için gerekli olan meclis çoğunluğunun 3/2’sine de sahip oldu.

Bu zaferde orban’ın Ukrayna-Rusya savaşını ustaca idare etmesinin payı büyük.
Muhalefetin 2021’de seçimleri kazanmasına garanti gözüyle bakılıyordu. Arkasına aldığı rüzgârı kaybetmesine en büyük etkenlerden biri aday belirlemek için Ekim ayında gerçekleştirdikleri ön seçim oldu diyebiliriz. Ön seçim muhalefet partilerinin yıpranmasına sebep oldu.

Bunun haricinde, muhalefetin politikalarını seçmene aktarma da yaşadığı sıkıntılar ve basitçe ülkemizi demokrasiyi geri getireceğiz söyleminin ötesine geçememesinden kaynaklı kararsız seçmenler aşırı sağ parti ve Orban’a yönelmesine yol açtı.

Seçmene ulaşamayan ve söylemini Orban’ın gitmesi üzerine kuran muhalefet seçmende oluşturması gereken güveni oluşturamadı. Siyasi partiler ve siyasetçiler ortaya koydukları programları nasıl uygulayacakları sorusuna cevap vermekle, mantık çerçevesinde gerçekçi açıklama yapmakla yükümlülerdir. Bunu yapamadıklarında özellikle değişimin beklendiği ve kararsız seçmen oranının yüksek olduğu seçimlerde, seçmenler mevcut olanla devam etmeye daha meyilli davranış sergiliyorlar.

Orbán’ın zaferi, partisinin Brüksel’i tehdit olarak gören ve AB sübvansiyonlarının tam akışını yeniden sağlamak için gerekli tavizleri reddeden kanadını cesaretlendirecek. Ayrıca Avrupa, Asya veya Rusya’da, bulabildiği her yerde benzer düşünen politikacılarla ittifaklar kurma çabalarını artıracak. Orbán’ın Putin’e karşı tutumuna öfkeli olan Polonya bile, müdahale eden Eurocratlara karşı yine de işbirliği yapacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.