21 Haziran 2021, Pazartesi

Meral Akşener: Varlık Fonu’nu Kapatıp Hazineye Devredeceğiz

İYİ Parti lideri Meral Akşener, Halk TV canlı yayınında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili AKP’yi eleştirerek, “Bu iddiaların her biriyle bir aile meselesi olmuş. AKP iktidarının attaya gittiğinin son anlarıdır şu andaki yaşananlar” dedi. Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine yönelik “Daha neler olacak, neler. Bunlar iyi günler” sözü içinse, “Ne olacağını ben söyleyeyim; Sayın Erdoğan ne zaman olacağı önemli değil önümüzdeki seçimde gidecek” şeklinde konuştu.

Akşener, “Sayın Erdoğan’ın partisi ilk kurulduğu zaman bu konularda çok iddialı, açıktı. 28 Şubat, Susurluk meselesinin üzerine gelen bir iktidardı. Bir baktık ki aile olmuşlar. Her unsurla aile olunmuş. Bu iddiaların her biriyle bir aile meselesi olmuş.” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Peker’den 10 bin dolar alan siyasetçi iddiasına değinen Akşener, “O görevde olan insanlar elinde belge, bilgi olduğu zaman gereğini yapmalılar. ‘10 bin dolar’ işte böyle bir şey değil akla gelen, Sayın Soylu vesayet altında o zaman. Elinde belge bilgi var, bunu söyleyemiyor.” dedi.

Akşener’e, Cumhurbaşkanı Erdoğan Rize’de yaşanan provokasyonlar üzerinden kendisine yönelik, “Daha neler olacak, neler. Bunlar iyi günler” sözünün hatırlatıldı. Akşener bunun üzerine, “Ne olacağını ben söyleyeyim; Sayın Erdoğan ne zaman olacağı önemli değil önümüzdeki seçimde gidecek” dedi.

“HDP ile birlikte olmayız” diyen Akşener, Millet İttifakı’nın seçime tek adayla gitmesi gerektiğini belirtti.

Meral Akşener’in açıklamaları şu şekilde;

Her gelen iktidar derin devlet denilen tırnak içi ve mafyatik kurumlarla mücadeleye geliyor. Bir süre sonra eskidikçe bir bakıyorsunuz bu saydığımız her şey yeniden ortaya çıkıyor ve o iktidar gidiyor.

Sayın Erdoğan’ın partisi iktidara geldiğin bu meselelerin başta Susurluk olmak üzere üzerine gelen bir iktidardı ve bir aktık ki bunlarla aile olmuşlar yani bir aile meselesi olmuş. Bu işler ortaya çıktığında biz “Aile işine karışmıyoruz” dedik anlamamazlıktan geldiler.

Çok şaşırtıcı bir şey; Sayın Soylu çıktı canlı yayında aynı şeyin içinde kimse bu adam için Sedat Peker yalan konuşuyor demiyor. Ama o alıyor öbürüne sektiriyor bir top çeviriyorlar orta yerde. AKP iktidarının attaya gittiğini son anlarıdır bu şu andaki yaşananlar. Aile ilişkilerinin ötesinde bu yakınlığın ailevi bir hal aldığını gördüm.

Mehmet Ağar, sayın Erbakan Hoca’nın Libya kararnamesini imzalamadığı için görevden alınacaktı, o ara Susurluk oldu. Sanki Susurluk’tan gitmiş gibi oldu. Temiz siyaset, temiz ihale, temiz, temiz diyerek çok haklı göreceğimiz gerekçelerle yola çıkıldı. İlk defa burada konuşmuyorum. O kadar büyük bir talep haline dönüştü ki bu iş, her şey o çuvala atıldı. Şimdiki o torba yasalar gibi.

Ben şunu yaptım; tatmin edemezsiniz vatandaşı, Susurluk için temiz siyaset diyerek yola çıkan inşalar ne oldu 28 Şubat geldi. Bildiğim bir şey var. Susurluk meselesiyle ilgili 29 dava açıldı. Bunun 27’sini mahkemeye gönderen Bakan bendim o 8 aylık süreçte. Hangi iddia varsa araştırtmıştım ben.

Ben polis, emniyet müfettişi yerine mülkiye müfettişlerini görevlendirmiştim. Siyasetten daha uzaklar diye. Bugün “Şahsım” devleti var. Bugün yargı, yürütme, yasama üst üste geldi. Referandumda tek başıma çalıştım.

Bu günleri “Hayır” diyerek siz de gördünüz ben de. Her şeyi bir kişinin iki dudağı arasına verdiniz, ortaya bu çıktı. Erdoğan haydi demeden kimse harekete geçmiyor. Bir İçişleri Bakanı elinde belge olmadan konuşmaz, gerçi konuşuyor.

Sayın Karamollaoğlu ile Kandille belge imzalamıştım. Öyle olsa ben burada olabilir miydim? Bugün öğrendim Meclis Başkanı 10 bin dolar alan siyasetçi için mektup yazmış öğrenmek için. O yüzden Süleyman Soylu elinde bilgi belge varsa bunu açıklamalıdır.

Bütün bunların dayandığı şey partili Cumhurbaşkanlığı sistemi; yürütmeden yasamaya bir kişinin eline bağlıysa her şey böyle bir durum ortaya çıkıyor. “Elimde bilgi var konuşursam yanarsın.” Bu herkesin söylediği bir söz eski zamanları bilirsiniz.

Gazeteci olarak İçişleri Bakanıyken sordum benden korktunuz mu “Hayır” bakandan korkulmaz. X, Y, bakanından korkuyorsanız hukuk ortadan kalkmış demektir. Simitçinin bile “Ben dinleniyorum” dediği düzende hukuk olmaz. Bu bir sistem, zihniyet meselesi. Mesela ben ilçeleri gezdim. Pandemi olmasaydı tamamlayacaktık. Esnaf, kulağıma fısıldıyordu ilk dönemde. Şimdi ben nasılsın diyorum, kameraya dönüp konuşuyorlar. Korku duygusunun yıkıldığı bir Türkiye ile karşı karşıyayız.

Pandeminin yönetilememesi, ekonomik tablo üzeri örtülebilecek şeyler değil. Anketlerde Sedat Peker’in doğru söylediği öne çıkıyor, ben Sayın Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam gece uyuyamam.

Asıl mesele şu devletin çivisi çıkıyor. Hangi siyasi gelenekten gelirsek gelelim o kavramı önemseriz. Devletin kurumları, kuralları ve ciddiyeti vardır. Siyaset bu alanlarda kendini yetkili görür ama onu, bunu çiğnemez. Partili Cumhurbaşkanlığı meselesiyle “Saray” diye bir kavram ortaya doğdu.

Atatürk İstiklal Savaşı’nı neden çetelerle yapmadı, düzenli orduya geçti. Arkadaşı Çerkez Ethem’le ters düştü. Orduya geçiş Türkiye’nin İstiklal Savaşı’nı geç tamamlamasına neden oldu. O dönemden beri Atatürk’ün ortaya koyduğu alan bir kurumlar meselesi. 2017’den beri Sayın Erdoğan’ın en büyük hayali olan tek başına olmayı bu sistem oluşturdu. Denetleme mekanizmasının olmadığı, bu derece cıvık ilişkilerin kurulduğu alanda hiç endişeniz olmadan sahip sizsiniz.

Sayın Erdoğan ister bu Cumhurbaşkanlığı seçim sisteminde seçilemeyecek. Çünkü sahada olan benim ve sahada bir tane AKP’li görmüyorum. AKP’nin çok oy aldığı ilçelere gidiyorum, esnaf “Gelmediler” diyor. Demek ki vatandaşla yüz yüze gelemiyorlar. Seçilemediğine yakınları da inandığı için onun sonrasına AKP içinde bir mücadele vardır. Bir diğer mesele de o partinin başında durmak, ele geçirmek için kıyasıya bir mücadele var diyebiliriz.

Bakanlıklarda müsteşar yok; hafıza gitti… Vesayet diyorlardı ya işte sana vesayet. AKP’li isimlerin Bakan fırçaladığına dair sözler var. Saray’da oluşan o paralel bürokrasi korkutucu bir unsur. Türkiye’nin çivisinin çıktığı, içerde dışarıda itibarın yerlere düştüğü bir Türkiye görüyoruz, ekonomi de bu yüzden bu halde. AKP ve MHP iki ayrı parti değil. Cumhur partisi oldular. Gerçek bu katiyen kopmazlar.

Süleyman Bey sivil bir insan olduğunu söyleyen biri. Süleyman Soylu önceden MHP’yi çok uçta görüp eleştiren bir duruşu vardı. Bakan olduktan sonra Bakan Soylu’nun dilini, 80 öncesi sonrası Sayın Bahçeli’de görmedim yani o derece. Ziya Gökalp’ten Erol Güngör’e hepsi bu ülkenin meselelerine çözüm arayan insanlardır. Bu insanların çemkirerek, tükürük saçarak konuştuğu görülmüş şey değildir. Sayın Soylu’nun bugün nerede durduğunu biliyoruz da yarın nerede olacağını bilmiyoruz.

90’lı yıllarda Siyasi partilerin içinde bu tür isnatlarla karşılaşmış kişileri mutlaka kenara alırlardı aklanan kadar, aklana da bilir. Seçmen velinimet olduğu için; hizmet üzerinden rekabet edildiğinde seçmen o işe çok bakardı, partinizin tutumuna bakardı. Refahyol’dan sonra iktidar olan Anavatan Partisi, Sayın rahmetli Yılmaz’ın başbakanlığında Susurluk’la ilgili bir rapor yazıldı.

Oradaki isimlere baktığınız zaman herkes Sayın Erdoğan’ın yanında. Bunun peşine düşmesine rağmen hem ANAP hem DYP seçmeni ikna edemediği için gitti. Sonuç olarak bunlar da gidiyorlar. Sayın Bahçeli, abimle arkadaştı bizim hep düzeyli bir ilişkimiz olmuştu. Her konuşmasında Sayın Erdoğan’a koruma alanı yaratıyor. Mübarek adama kadar gitti yani. Bahçeli’nin Atatürk kırmızı çizgimizdir çıkışı kendi seçmeni için.

Rövanş doğru değil. Bu ülke çok şey yaşadı gitti. Devr-i Sabık doğru değil ama çok hırsızlık var bu ülkede o hırsızlıklarla ilgili hukukun işlemesi gerekiyor. Biz bir devlet sistem taslağı yaptık. Liyakat orada en önemli mesele.

Ben gençlerle çalışıyorum, umutsuzluklarının başında liyakatsizlik var, haksızlık var. O gençlerin hayalini biz de gelip yıkamayız. Ben eğitim sisteminin içinden geliyorum. Doktora yamak için harcanan emeği biliyorum, hırsızlıkla doktora yapılmaz. Bütün bunların karşılığı liyakattir. Genç çocukların en acı hissettikleri alana gözümüzü kapatırsak doğru olmaz.

Pehlivanlar, sahte diplomalar olmayacak kardeşim. Sorular çalındı. Açıkta kalmış çocukların hakkını kimse vermedi. FETÖ ile mücadele deniliyor, ama o sınavlarla bir yerlere gelenler koltuklarında oturuyor. Sözler söylenir, önemli olan eylemlerdir. 27 yıldır siyaset yapıyorum, ailemden birinin parayla alengirli bir şeyini duydunuz mu, duymadınız. 5 dönem vekillik yaptım, Meclis Başkanvekilliği yaptım. Bir kişinin devletimizin sistemi içinde benim makamımı kullanarak fayda sağladığını bir kişiyi kimse gösteremez.

Samimi bir şey söyleyeyim. Ben Sayın Erdoğan’ı Netanyahu’ya benzetirken siyaset yönete sistemine vurgu yaptım. Nitekim Trump bunlardan biriydi gibi… Ben akademik dünyadan geliyorum bunu çok bilerek söyledim. Ağızdan kaçmış filan değil. Birincisi bu. Ama İkizdere’ye gitmek meselesi ben gideceğimi 6 Mayıs’ta söyledim. Aklımın ucundan geçmedi burada bir eylem yapılacağı filan.

Bir İkizdereli esnaftan, insanlardan ben o insanlardan bir çirkinlik görmedim. Organize bir iş yapmışlardı, fakat ülkeyi yönettikleri gibi beceriksiz bir organizasyondu. Sonra pankartalar, şunlar bunlar, Çayeli’ne gittik.

Ben gittim şöyle bir durum. Normal esnafla konuştum. Bir grup insan sövüyor arada polis var. Şimdi esnaf dinliyordur beni. Esnaf kapısına gittiğimde “Size zarar vermeyim” dediğimde beni kolumdan tutup içeri çektiler “Biz bu değiliz” dediler. Bu ayıptır. Ben dükkanlara Türkiye’nin neresi olursa girdiğimde ilk sözüm şu oluyor; “Ben buraya propaganda yapmaya gelmedim” notlar alıyoruz, vatandaşın sorunlarını gündeme getiriyoruz.

Samimi bir şey söyleyeyim. Ben Sayın Erdoğan’ı Netanyahu’ya benzetirken siyaset yönete sistemine vurgu yaptım. Nitekim Trump bunlardan biriydi gibi… Ben akademik dünyadan geliyorum bunu çok bilerek söyledim. Ağızdan kaçmış filan değil. Birincisi bu. Ama İkizdere’ye gitmek meselesi ben gideceğimi 6 Mayıs’ta söyledim. Aklımın ucundan geçmedi burada bir eylem yapılacağı filan.

Bir İkizdereli esnaftan, insanlardan ben o insanlardan bir çirkinlik görmedim. Organize bir iş yapmışlardı, fakat ülkeyi yönettikleri gibi beceriksiz bir organizasyondu. Sonra pankartalar, şunlar bunlar, Çayeli’ne gittik. Ben gittim şöyle bir durum. Normal esnafla konuştum.

Bir grup insan sövüyor arada polis var. Şimdi esnaf dinliyordur beni. Esnaf kapısına gittiğimde “Size zarar vermeyim” dediğimde beni kolumdan tutup içeri çektiler “Biz bu değiliz” dediler. Bu ayıptır. Ben dükkanlara Türkiye’nin neresi olursa girdiğimde ilk sözüm şu oluyor; “Ben buraya propaganda yapmaya gelmedim” notlar alıyoruz, vatandaşın sorunlarını gündeme getiriyoruz.

Sayın Erdoğan ne görüyor onu bilemem ama herkesin babası olarak gördüğü için kendini kanun o her şey o biz de orada teba… Sayın Erdoğan bana kızdı. Daha önce de bana “O bayanı…” cümleleri eşliğinde hapse atacağını söylemişti. Sayın Erdoğan şimdi de aynı tehdidi… Kendini konumlandırdığı yer her şeyi yapmaya kadri pozisyonunda.

Cumhurbaşkanı hepimizin cumhurbaşkanıdır. Sayın Erdoğan AKP Genel Başkanı olarak konuştu. İYİ Parti Genel Başkanı olarak ona vereceğim çok güzel cevaplar var ama orada devreye Cumhurbaşkanı giriyor. Bana da Kılıçdaroğlu’na da hakaret etmek serbest bunu hak görüyor kendine. Bana tehdidi bu tehditti; kendisine itiklediğinizde siz şöyle yapıyorsunuz böyle yapıyorsunuz…

Ne olacağını ben söyleyeyim; Sayın Erdoğan ne zaman olacağı önemli değil önümüzdeki seçimde gidecek. Sandıkla demokratik bir şekilde. Millet İttifakı iktidar olacak aynı Ankara, İstanbul’da olduğu gibi. Parlamenter sistem gelecek Türkiye yoluna devam edecek. Yeni bir beyaz sayfanın açıldığı Türkiye ile karşı karşıya kalacağız.

Gelecek seçimlere nasıl bir ittifakla gidilecek onu zaman gösterecek. Sayın Kılıçdaroğlu bir model önemli kıymetli bir şey bu. Daha önce siz bana “Cumhurbaşkanı adayı mısınız?” diye sordunuz. Ben 24 Hazirandaki tecrübeme dayanarak, ülkenin nefes almasına engel olacak bir tutumda bulunmam. Ama o tecrübeden çıkardığım bir tecrübe var benim de önerdiklerim var. Biz bu konuda bir şey konuşmadık. Benim önerim şu; gördüğüm şu oldu ortak bir adayla gidilmenin faydalı olduğuna inanıyorum.

AKP’nin iç bünyesinde ellerinde ne var ne yok kaybedecekleri için bir panik var. Bu işi parlamenter sisteme geçişi uzatmamanın doğru olacağına ben inanıyorum. 24 hazirana giderken yaptığımız gibi çalışma metnini hazırlayıp vatandaşa sunacağız.

Ben partimizin kurulmasıyla birlikte şeffaflığı benimsedim. Ben ne biliyorsam GİK, Başkanlık Divanı, Milletvekilleri onu biliyor. Biz faklı siyasi geleneklerden gelen bir partiyiz, herkes aynı şeyi düşünmüyor. Birleşmenin yolu şeffaflıktan geçti. Gücümüz, açıklığımız her şeyimiz orta yerde oldu. Dedikodu, entrika bu yüzden içimizde olmadı.

Gerçekten konuştuğumuz bir şey olsa ben burada size açıklardım. Bir model ortada yok, saklı gizli hiçbir şey istemiyoruz. Sayın Erdoğan ve Bahçeli’nin yan yana gelmesi travma etkisi yarattı birbirlerine öyle şeyler söylediler ki… Onların bir araya gelmesi bu ülkede herkesin yan yana gelebileceği şeklinde yorumladı. Parlamenter sisteme geçiş konusunda ilk DEVA Partisi çalıştı bize de getirdiler. CHP bir çalışma yapıyor, bizden sonra ortaya koyacaklar. Hiç biri Allah’ın emri değil.

Belediyelerden yardım alanlar var. Kesildi mi yardımlar. Yandaş zengin etme bitti kart sistemi geldi. Aynı yardımı alan aradaki farkı görüyor. Biz belediyeler eliyle hizmet konusunda Millet ittifakının sorun yaşamadığını gördük. Bunun ortaya koyduğu yeni hükümle bambaşka bir durumu ortaya çıkardık. O kadar çok şey yaşadınız ki seçmen olarak. Bütün hileler sandık başında yapılıyor.

Canan hanımın payı orada büyüktü il teşkilatı. Özellikle teşekkür ediyorum. Canan Kaftancıoğlu ne yaptı sandık görevlilerine ıslak imza almadan sandığı terk etmeyeceksiniz dedi. Sandığı biz koruyacağız yani. Rahmetli Özal’da böyle yapmıştı. Ne olmuştu, göklerden bir karar vardı. Onun gibi bu iktidar bir seçmen gücü olmadığı zaman ne yaparlarsa yapsınlar… 91 seçimlerine gidildi ne oldu koalisyon geldi. Bu milletle dalaşılmaz. (Yeniçağ Gazetesi)

BU HABERİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

Vali Yerlikaya Açıkladı: İşte İstanbul’da Yapılan Aşı Sayısı

İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul’da 20 Haziran itibarıyla toplam 7 milyon 590 bin 610 doz …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir