22 Haziran 2021, Salı

“Tüm Kazanılmış Haklarımızdan Vazgeçmiyoruz!”

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Kadın hareketinin gündeminde İstanbul Sözleşmesi’nin 10. yılı vardı. Türkiye 20 Mart’ta Cumhurbaşkanı kararnamesi ile kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen, Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden çıktı.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı ertesinde Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar “İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz” diyerek sokaklara döküldü. Kadınlar günlerce meydanlarda çekilme kararına karşı öfkelerini dile getirirken pek çok kadın cinayeti ve pek çok hukuksuzluk da yaşanmaya devam etti.

istanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdikten sonra Türkiye ilk etapta olumlu adımlar atmış gibi görünse de Sözleşme’nin yükümlülüklerini yerine getirmemekte ısrarcı oldu. Ülkede yaşanan kadın cinayetleri, taciz, tecavüz ve çocuk istismarı her geçen gün artarken, barolar ve kadın kuruluşları bunların önüne geçilmesi için İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için ısrarlarını dile getirdi.

Kadın Savunması üyesi avukat Fulya Dağlı ile İstanbul Sözleşmesi’nin feshini, Kadın ve LGBT+ haklarını, 1 Temmuz’a giden süreci konuştuk.

Av. Fulya Dağlı, İstanbul Sözleşmesinin feshinden sonra Kadınlar ve LGBT+’lar şiddetten korumak için en kapsayıcı bağlayıcı sözleşme olmasından dolayı bizim en önemli kazanımlarımızdan birisi olduğunu vurguladı.

“Tüm bu kazanılmış haklarımıza da göz dikildi”

Dağlı, “Erkek şiddetine karşı başka yasal kazanımlarımız da mevcut. Eğer şiddete maruz kaldıysak ya da kalma tehlikesi altındaysak 6284 Sayılı Kanun kapsamında önleyici-koruyucu tedbirlere başvurabiliriz. Şiddet failinin uzaklaştırılması, bize şiddet uygulamasının engellenmesi, varsa silahına el konulmasını talep edebiliriz. Can güvenliği riski durumunda varsa çocuklarımızla birlikte sığınağa yerleştirilmeyi isteyebiliriz. Bu tedbirlerin fail tarafından ihlal edilmesi durumunda tazyik hapsi uygulanmasını talep edebiliriz. Aynı zamanda ilgili şiddet eylemleriyle ilgili karşı tarafın yargılanması için şikayetçi olabiliriz. Eğer fail evli olduğumuz ya da aile üyelerinden biriyse Medeni Kanun’a dayalı haklarımızı da her zaman kullanabiliriz. Bunların yanı sıra CEDAW, AİHS, Lanzarote gibi hala Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler var. Ayrıca anayasamızca düzenlenmiş temel ilkeler var.” diyor.

Fulya Dağlı

“Birlikte hayatlarımızı koruyabiliriz”

Dağlı, Şiddete karşı birlikte mücadelenin altını çiziyor ve şöyle devam ediyor: “Devletin ayrımcılığın engellenmesi, insan hakları ihlallerini önlenmesi, eşitliğin sağlanması ve çocukları korunması yükümlülükleri mevcut. İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme girişimi tüm bu kazanılmış haklarımıza da göz dikildiğinin sinyalini vermektedir. Bu nedenle yalnızca gündelik yaşamda maruz kaldığımız toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı yasal haklarımızla korunmaktan bahsedemeyiz. Devletin kadın düşmanlığı ile uyguladığı ve cezasızlık ile şiddet faillerinin sırtını sıvazlayarak devam ettirdiği şiddete karşı da birlikte verdiğimiz mücadele ile birbirimizi ve hayatlarımızı koruyabiliriz. ” ifadesini kullanıyor.

Dağlı, İstanbul Sözleşmesi 2014 yılında yürürlüğe girmesinin ardından etkin uygulansaydı kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin önlenmesinde ciddi bir etkisi olacağını görecektik. Zira İstanbul Sözleşmesi şiddetin, toplum içerisindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığını belirterek devletlere kadına yönelik şiddeti önlemek için cinsiyet eşitliğini sağlama yükümlülüğü başta olmak üzere bir dizi yükümlülük veriyor. Önleme yükümlülüğünün dışında şiddete maruz bırakılanların korunması, şiddetin etkin şekilde kovuşturulması ve failin cezalandırılması, şiddetle mücadeleye ilişkin bütünlüklü politika geliştirilmesi ve bunları yaparken kadın örgütleriyle koordinasyon içerisinde olması yükümlülükleri veriyor devlete. Şiddet Önleme İzleme Merkezleri İstanbul Sözleşmesi’ne dayalı olarak açılmışsa da hiçbir zaman etkin şekilde hizmet vermedi, şiddet verileri sistematik ve şeffaf şekilde toplanmadı, Sözleşme’nin mecbur kıldığı Tecavüz Kriz Merkezleri açılmadı, kadına yönelik şiddet ceza yasamızda ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmedi, cinsiyet eşitliği eğitim müfredatlarında ve kamunun örgütlenmesinde esas alınmadı. Bunlar ve daha fazlasını düzenleyen İstanbul Sözleşmesi bu sebeple etkin uygulanmamıştır. Temeline cinsiyet eşitliğini koymuş, şiddetle mücadeleyi hedefleyen bir sözleşmenin etkin uygulanmamasının tek açıklaması ise rejimin ideolojik olarak cinsiyet eşitliğine karşı olmasıdır.” diyor.

“Tüm kazanılmış haklarımızdan vazgeçmiyoruz!”

Dağlı, Türkiye’deki mevcut iktidarın kadrolarının karşısında bir pozisyon aldıklarını söylüyor ve şöyle devam ediyor:

“İktidar rejimi cinsiyet eşitliğine karşı olduğunu söylemsel ve pratik olarak göstermiş ve kadınların şiddete karşı korunması yerine şiddetin kadınların canına kast ettiği “aile”yi korumayı öncelikli politika edinerek kadınların karşısında olduğunu belirtmiştir. Bu yalnızca İktidar rejiminin bir özelliği değil; dünya genelinde neoliberal, patriyarkal, muhafazakar rejimlerin “kutsal aile” dayatması eşitliğe karşı, kadın düşmanlığına dayalı politikalar izlediğini görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nin ardından nafaka hakkının gasp edilmesi, çocuğun cinsel istismarının meşrulaştırılması, aile arabuluculuğu ile şiddet gören kadınların boşanmalarının engellenmesi gibi bir dizi adımın rejimin ajandasında olduğunu biliyoruz. Bu yüzden bizler yalnızca İstanbul Sözleşmesi’nden değil, tüm kazanılmış haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz!”

“1 Temmuz’da sokaklarda, meydanlarda olacağız”

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararnamesine göre, Türkiye’nin çekildiği kadına karşı şiddetin önlenmesini hedefleyen İstanbul Sözleşmesi 1 Temmuz’da geçerliliğini kaybedecek.

Dağlı, “1 Temmuz’da bizlere şiddeti reva görenlere karşı birbirimizi savunarak tüm isyanımızla “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!” diyerek sokaklarda, meydanlarda olacağız. Erkek şiddetinin devlet tarafından desteklendiği ve normalleştirildiği hayatın “olağan” akışını sekteye uğratarak gücümüzü, dayanışmamızı ve mücadelemizi ortaya koyacağız.” ifadesini kullanıyor.

BU HABERİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

DSÖ Uyardı: Daha Öldürücü Olabilir

Son dönemde birçok ülkede baskın hale gelen Delta varyantı ile ilgili Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir